
Dünyada ve ülkemizde siyasal ve ekonomik koşulların tüm emekçiler gibi bizleri de olumsuz anlamda etkilediği bir dönemden geçmekteyiz.
1980 askeri darbesinin toplumsal muhalefeti büyük oranda yok ettiği, ardından 90’lı yıllarla birlikte dünya ölçeğinde gelişen neoliberal saldırıların yaşandığı, emekçilerin örgütsüz bırakılarak güçsüzleştirildiği, kazanılmış tüm haklarının ellerinden alınmaya çalışıldığı uzun dönem olmuştur.
Bu dönem bizlerin de içerisinde olduğu ve bugün üyesi olduğumuz KESK ailesinin emek ve demokrasi güçleriyle başlattığı mücadele ile toplumsal anlamda önemli kazanımlara yol açarken kamu emekçilerinin kapı kulu olmaktan çıkıp hak ve çıkarlarını koruduğu, büyüttüğü bir döneme evrilmiştir. Bu dönem boyunca KESK, fiili-meşru mücadele çizgisiyle emeğin haklarını savunmada, demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinde ön saflarda yerini almıştır.
KESK’in kamu emekçileri için umut olduğu, toplumsal muhalefetin önemli bir dinamiği olduğu bu dönem aynı zamanda hedef olduğumuz, saldırılara uğradığımız, baskı ve tehditlerin yaşandığı, zayıflatılmaya çalışıldığımız, her türlü oyunun oynandığı dönemin de kapısını aralamıştır.
Toplumsal baskının ve emek güçlerinin geriletilerek sermaye karşısında dikensiz gül bahçesi yaratmanın siyasi iktidarlar tarafından hedeflendiği bu dönemde KESK’e ve üye sendikalara karşı kontra-sendikalar çıkarılmış, emek alanında temsiliyetimiz ve gücümüz zayıflatılmaya çalışılmıştır.
AKP’nin iktidarıyla birlikte kamu hızla tasfiye edilmiş, buna paralel olarak kamu emekçilerinin kazanılmış haklarına saldırılar başta iş güvencesi olmak üzere, esnek çalışma, kazanılmış hakların tırpanlanması, yüzdelik zamlarla ciddi ekonomik kayıplar olmak üzere pek çok geriye gidip yaşanmıştır.
Bu dönem; aynı zamanda hakkını aramanın, itiraz etmenin engellendiği, muhalif olanın baskı altına alındığı, inanç, kimlik ve cinsiyet ayrımının en üst noktaya çıktığı bir dönem olmuştur.
Bu dönemi atlatmak biliyoruz ki zor olacaktır. Her dönem zorluklarla karşılaşmış, her dönemin kendine özgü zorluklarını yaşamış ve bu zorlukları aşma yönünde mücadele etmiş ve bunda da başarılı olmuş bir geleneğimiz ve mücadele geçmişimiz vardır.
Sendikamızın Genel Kurulunu yapacağımız bugünlerde bizlere önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir.
Bugün bizler BTS üyeleri olarak bu tablonun içerisinde ulaştırma işkolunda çalışan kamu emekçileri olarak neler yapabileceğimiz önem taşımaktadır.
Genel Kurulumuz en üst karar organıdır ve sizler onlarca üye arkadaşı temsil ederek uzaklardan buralara geliyorsunuz. Bir kısmınız BTS’nin kuruluş döneminde büyük bedeller öderken, emek harcarken pek çok arkadaşımız da her türlü baskıya rağmen BTS’yi tercih etmiş bu onurlu mücadelenin içinde yer almıştır.
Siz değerli arkadaşlarımızın Genel Kurulda kullanacağınız oylarla önümüzdeki dönemin yönetimini seçecek ve yeni dönemi hep birlikte şekillendireceksiniz. Yapacağımız seçim bu anlamıyla büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle öncelikle gecen 3 yıllık dönemi kısaca değerlendirmemiz, bu değerlendirme üzerinden yaklaşım göstermemiz anlamlı olacaktır.
Bugün sendikamızın hiçte haketmediği bir yerde olduğunu görmekteyiz.
Bizlerin alınteriyle yarattığımız sendikamız 3 yıllık dönem içerisinde ciddi anlamda geriye gitmiştir. Bu geriye gidiş üye sayısına bakarak değerlendirilmemelidir. Geçen dönemki üye sayımızla bugünkü üye sayımızın aynı olması eksikleri, hataları, yanlışları ortadan kaldırmayacaktır.
BTS, yakın zamana kadar haksızlıklar karşısında susmayanların, baskı ve zulüm karşısında eğilmeyenlerin, adaletsizlikler karşısında sığınılan limanı olmuştur. Ancak geçtiğimiz 3 yıllık dönem sendikamızın bu duruştan uzaklaşıldığı, ödünler verildiği, işkolumuzdaki çalışanların yanı sıra üyelerimizin gözünde dahi BTS’nin değerinin kaybolduğu bir dönem olmuştur. Büyük bedeller ödeyerek bugünlere getirdiğimiz sendikamız bugün geçmişin mirasını yiyerek günü geçirmektedir.
Bu dönem; bütünlüklü bir mücadele anlayışının olmadığı, doğru araç ve gereçlerin kullanılmadığı, organların doğru çalıştırılamadığı, eğitimden örgütlenmeye, basın yayından hukuka, kurumsal ilişkilerden kadın örgütlenmesine kadar sıkışmışlığın, daralmanın ve geriye düşmenin yaşandığı, plansız programsız bir dönem olmuştur.
Örgütlenme ve eğitim çalışmalarının yeni kadroların yaratıldığı, bunların sendikanın yükünü paylaştığı, önümüzdeki dönemi emanet edeceğimiz bir tarzda ele alınmamıştır. Eğitimler ve örgütlenme çalışmaları birbirinden kopuk çalışmalar olmuştur. Zar zor üye yapılan çalışanların bir anda istifa ettiği, üyelerin bir kısmının pamuk ipliğine bağlı olduğu bir dönemi yaşamaktayız. Sendikamızın üye sayısı aynı kalmakla birlikte pek çok istifanın yaşandığı, bunun önüne geçecek bir çalışmanın yapılmadığı görülmektedir.
Bu dönem, kurumsal ilişkilerin maalesef kişisel ilişkiler düzeyinde yürütüldüğü bir dönem olmuş, sorunların çözümünde doğru mekanizmalar kullanılmamıştır. BTS’nin tarihsel birikimine ve hafızasına uygun bir şekilde tüm görüşlerin harmanlandığı ve kolektif bir akılla en doğru kararların alındığı, çoğulculuk pratiği maalesef hasar görmüştür. Bu yaklaşım ileride de ciddi sorunlar üretme potansiyeli taşımaktadır.
Örgütlü olduğumuz kurumlarda taşınmazların devri, liyakatsiz ve hülle atamalar, kayırmacılık ve Yap-İşlet-Devret uygulamaları karşısında ciddi hiçbir duruş ve varlık gösterilememiştir.
Demiryolu tarihinin en büyük tren kazalarından Çorlu ve Marşandiz tren kazalarının ardından muhalif basında yer almanın ötesine gidilememiş, sorumluların açığa çıkarılması kapsamında ciddi adımlar atılamamıştır.
İçerisinden geçtiğimiz pandemi dönemi çalışma hayatına olumsuz yansırken aynı zaman da örgütlülüğün de işleyişini tıkamış ve pasif duruma dönüştürmüş, bu süreci atlatacak yeni bir yaklaşım hayat geçirilememiştir.
Bugüne kadar sendikamıza ve onun nezdinde üyelerimize yönelik saldırıya cesaret edemeyen TCDD yöneticileri, yönetici ve kadrolarımızın içinde olduğu pek çok arkadaşımızı sürgün etme cesaretini bu dönemde kendisinde bulmuştur.
Bugün önemli olan geçmiş dönemin eleştirisini ve özeleştirisini doğru bir şekilde yapmaktır. Bugün maalesef ortaya konan yönetim tarzı sendikamızı ileriye götürmek yerine tam tersine geriye götürmüştür. Aynı yaklaşımın yeni dönemde de görev alması yaşamakta olduğumuz sorunları çözmekten öte daha da büyütecektir.
Sendikamız BTS tüm çalışanların gözünde hala umuttur, bu umudun eriyip gitmesine izin vermek geçmişimizi ve değerlerimizi inkâr etmek olacaktır. Oysaki bizlerin haklı olduğu, bizlerin doğruları söylediği, adalet, hukuk, eşitlik dediğimizde ilk akla gelenin BTS olduğu gerçeği ortadadır.
Bizler bu dönemde her bir arkadaşımızın bu mücadelenin bir parçası olduğu, kararları hep birlikte aldığımız, planlı programlı aklıselim adımlarla, örgütlenmeye ve eğitime bir bütün olarak ve uzun soluklu mücadelenin bir parçası olarak baktığımız, hukuksal mücadele ile fiili-meşru mücadelenin birbirini tamamlayan mücadele biçimleri olduğunu bilerek yürüdüğümüz, kurumsal kimliğimizi tüm emek cephesinde olduğu kadar tüm kamuoyu nezdinde daha da kabul gören, kulak verilen bir noktaya taşıdığımız, hep birlikte hayata geçirebileceğimiz kararlar alarak ve bunları yaparak büyük bir yol alabiliriz.
BTS’nin bu olumsuzlukları aşabilmesinin olanak ve imkânları bugün vardır.
Bu anlayışla; KESK’in kuruluşunda, büyümesinde ve her alanda verdiği mücadelede ana dinamiklerden biri olan Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD) olarak Sendikamız Genel Kurul sürecini yukarıda ana başlıkları ile ifade ettiğimiz fikirler etrafında değerlendirmekteyiz.
Hep birlikte olduğumuzda, bugünün sorunları ve imkânları içerisinde kendimizi yenileyerek, hakettiği yere taşıyacağımız iddiasıyla BTS Genel Kurul sürecini yeni bir dönemin başlangıç noktası olarak görmektedir.
Başarabileceğimizi biliyoruz!
Devrimci Sendikal Dayanışma-BTS MECLİSİ




