Yetki Değil Mücadele Kazandırır!

Yetki Değil Mücadele Kazandırır!

PAYLAŞ

Birdal SAVRAN (Eğitim Emekçisi)

Mutabakat sürecine girilirken artık gerçekleri açık açık konuşmak gerekiyor. Yıllardır aynı döngü yaşanıyor: Masaya “yetki” iddiasıyla oturanlar, milyonlarca kamu emekçisinin iradesini temsil ettiklerini söylüyor ama ortaya çıkan sonuçlar ortada. Enflasyonun altında ezilen ücretler, budanan sosyal haklar, güvencesizliğin yaygınlaşması… Buna rağmen her sözleşme sonrası yapılan açıklamalar sanki büyük bir başarı elde edilmiş gibi sunuluyor. Bu, sadece bir başarısızlık değil; emekçilerin mücadelesini bilinçli olarak törpüleyen bir anlayışın sonucudur.

Üye sayısını sürekli öne çıkaran bu sendikal çizgi, o sayının gerektirdiği sorumluluğu almıyor. Eğer milyonlarca üyeniz varsa ama o gücü alanlara, üretimden gelen güce, gerçek bir baskı mekanizmasına dönüştürmüyorsanız; o sayı bir anlam ifade etmez. Tam tersine, emekçilerin tepkisini soğuran, onları pasifize eden bir araca dönüşür. Bugün gelinen noktada “yetkili sendika” söylemi, hak alma kapasitesini değil, sistemle uyumlu çalışma becerisini ifade eder hale gelmiştir.

Ancak mesele yalnızca açık uzlaşmacı çizgiyle sınırlı değil. Kendini “alternatif” olarak sunan Sözde muhalif görünen ama pratiğinde dar bir sendikal rekabetin dışına çıkamayan yapıların da bu düzeni sarsacak bir iradeyi ne ortaya koyabildiği ne de gerçekten ortaya koymak istediği ortada. Kürsülerde sert sözler söylemek, doğru başlıkları sıralamak elbette önemli; ancak bu sözler işyerlerinde karşılık bulmadığında, emekçiyi harekete geçirmediğinde, mücadeleyi büyüten bir hatta dönüşmediğinde hızla içi boşalır. Çünkü esas yönelim mücadeleyi büyütmek değil, üye sayısını artırmaya indirgenmiş dar bir sendikal hedefe sıkışmış durumdadır.

Parçalı eylemlerle, dönemsel çıkışlarla, birkaç sert açıklamayla bu tablo değişmez. Emekçiyi sürekli ve örgütlü bir mücadeleye katamayan, işyerlerinden yükselen bir basınç yaratamayan her “muhalefet”, zamanla sistem için tolere edilebilir bir ses haline gelir. İlk başta sert görünen dil, pratikle desteklenmediğinde alışıldık bir rutine dönüşür ve etkisini kaybeder.

Sonuç olarak, gerçek bir karşı koyuş üretmeyen, birleşik mücadeleyi büyütmeyen her çizgi, ne kadar iddialı konuşursa konuşsun, mevcut düzenin devamına dolaylı olarak hizmet eder.

Tam da bu noktada, Eğitim Sen ve KESK’in mücadele birikimi belirleyici bir yerde duruyor. Bu gelenek, sadece söz söyleyen değil; bedel ödeyen, alanlara çıkan, yasaklara rağmen grev diyen, ihraçlara karşı direnen, güvencesizliğe karşı fiili-meşru mücadeleyi büyüten bir hat olarak şekillendi. 90’lı yıllardan bugüne, kamu emekçilerinin sendikal haklarının kazanılmasında, demokratik taleplerin yükseltilmesinde, baskılara karşı geri adım atılmamasında bu çizginin belirleyici bir rolü oldu.

Bu tarih, sadece bir geçmiş anlatısı değil; bugün için de bir yol gösterici. Çünkü gösterdiği şey açık: Haklar masa başında değil, mücadeleyle kazanılır. Grev hakkının fiilen yasaklandığı koşullarda dahi sokağı, işyerini, kamusal alanı mücadele zeminine çevirebilen bir irade olmadan hiçbir kazanım kalıcı olmaz.

Çözüm KESK ve Eğitim Sen’in tarihsel deneyiminde somutlaşan, tabandan güç alan, bedel ödemeyi göze alan, sendikalar arası duvarları aşan birleşik ve mücadeleci bir hattın yeniden ve daha güçlü kurulmasındadır.

PAYLAŞ
Önceki makaleYığınak