
Türkiye’de eğitim alanı hiçbir zaman yalnızca müfredat tartışmalarının, sınav sistemlerinin ya da fiziki altyapının konusu olmadı. Okullar, aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerin, siyasal gerilimlerin ve giderek artan şiddetin de aynası haline geldi. Tam da bu noktada, Eğitim Sen’in yıllara yayılan mücadele birikimi, bugünü anlamak için önemli bir zemin sunuyor.
Eğitim Sen, kurulduğu günden bu yana eğitimi bir hak olarak savundu; piyasalaşmaya, dinselleştirmeye ve otoriterleşmeye karşı ses yükseltti. Ancak bugün gelinen noktada, öğretmenlerin ve öğrencilerin karşı karşıya olduğu en yakıcı sorunlardan biri, okullarda artan şiddet ortamıdır. Bu şiddet yalnızca fiziksel değildir; aynı zamanda psikolojik, yapısal ve ideolojiktir.
Okullarda yaşanan şiddet, tekil olaylar olarak ele alınamaz. Bu durum, derinleşen yoksulluğun, geleceksizliğin ve toplumsal kutuplaşmanın eğitim alanına yansımasıdır. Öğrenciler arasındaki çatışmalar, öğretmene yönelik saldırılar ya da okul yönetimlerinin baskıcı uygulamaları; hepsi aynı bütünün parçalarıdır. Eğitim Sen’in yıllardır altını çizdiği gibi, eğitim politikaları demokratikleşmeden, toplumsal adalet sağlanmadan bu sorunların çözülmesi mümkün değildir.
Eğitim Senin çağrısıyla başlayan “yaşam nöbeti” eylemi de tam olarak bu çerçevede anlam kazanıyor. Bu nöbet, yalnızca bir protesto biçimi değil; yaşamı savunmanın, şiddete karşı kolektif bir duruş geliştirmenin ifadesidir. Bu nöbet, emeğin, bilimin ve laikliğin yanında saf tutmanın; yani yaşamdan yana taraf olmanın somut bir pratiğidir.
Bugün öğretmenler yalnızca ders anlatmıyor; aynı zamanda güvencesizliğe, itibarsızlaştırmaya ve şiddete karşı direniyor. Öğrenciler ise rekabetin, baskının ve umutsuzluğun içinde var olmaya çalışıyor. Bu tabloyu değiştirmek için bireysel çözümler yeterli değil. Kamusal, laik,eşit ve özgür bir eğitim sistemi için örgütlü mücadele şart.
Eğitim Sen’in tarihsel deneyimi bize şunu gösteriyor: Haklar, ancak mücadeleyle kazanılır. Okullarda şiddetin sona ermesi de, eğitim emekçilerinin, öğrencilerin velilerin birlikte kuracağı dayanışma ile mümkün olacaktır. “Yaşam nöbeti” bu açıdan bir başlangıçtır; asıl mesele, bu nöbeti kalıcı bir toplumsal dönüşüme dönüştürebilmektir.
Çünkü mesele sadece eğitim değil, doğrudan doğruya yaşamın kendisidir. Ve yaşam, savunulmayı bekliyor.
Birdal Savran – Eğitim Emekçisi




