Erdoğan’ın “Eğitim Alanında Reform” Çağrısı Nasıl Okunmalı ve Ne Yapmalı? (Kemal IRMAK)

Erdoğan’ın “Eğitim Alanında Reform” Çağrısı Nasıl Okunmalı ve Ne Yapmalı? (Kemal IRMAK)

580
PAYLAŞ

İngilizce “reform” sözcüğünün Türkçe karşılığı “yeniden biçimlendirmek”, “yeniden düzenlemek”, “iyileştirmek”, “ıslah etmek”tir. Merriam Webster sözlüğüne göre İngilizce sözcük, hataları ve eksikleri gidererek birisini veya bir şeyi geliştirmek, düzeltmek; kendi davranışını ya da alışkanlıklarını geliştirmek veya düzeltmek anlamına gelir. Bu anlamda bakıldığında eğitim sisteminde reform yapıldığı zaman sistemde eksik, hatalı, yolunda gitmeyen birtakım şeylerin düzeltilmesi, yeniden düzenlenmesi, yeniden biçimlendirilmesi akla gelebilir.

Türkiye, Cumhuriyet Tarihi boyunca Eğitimde birkaç kez köklü reformlar yapmıştır. Bunlardan, akla bilime, aydınlanmaya ve gelişmeye yönelik olarak yapılanlar, Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni rejime uygun olarak yapılanlardır. Daha sonra Köy Enstitüleri’nin açılışıyla daha halkçı ve aydınlanmacı bir eğitim yaklaşımını ortaya koymuştur. Ancak Köy Enstitüleri’nden mezun olanların, köye, kırsal kesimlere taşıdıkları aydınlanma bilinci muktedirleri rahatsız etmiştir. Hızla Köy Enstitüleri kapatılmış ve eğitimde yeni reform ve müfredat çalışmaları bugüne kadar hız kesmeden devam etmiştir. Bunların bir çoğu iktidarların ve resmi ideolojinin, eğitim üzerinden kurumsallaşması biçiminde olmuştur. Ancak burada AKP’nin yaptığı değişiklikler, yeni bir rejim inşası ile paralel değişikliklerdir. Bunları kısaca hatırlamakta fayda var.

18 yıllık AKP iktidarının bir çok revizyon ve müfredat değişikliği yaptığı, eğitim alanında “yolunda gitmeyen”, Cumhurbaşkanı’nı rahatsız eden neydi? Anlamak için kısa bir zihin jimnastiği yapmakta fayda var. Ne diyordu Cumhurbaşkanı: ”Hükümet olmakla muktedir olmak, muktedir olmakla iktidar olmak arasındaki farkı iyi biliyorsunuz. Gerçek iktidarın fikri iktidar olduğunu iyi biliyoruz. Topluma uzanan fikri iktidar yolu zor ve zahmetli bir süreçtir. Kendimi bu konuda mahzun hissediyorum. Fikri iktidarımızı hala tesis edemediğimiz kanaatindeyim.” Devamla, birçok alanda çok mesafeler kat ettiklerini söylüyor. “Ancak iki alanda, eğitimde ve kültürde hedeflediğimiz noktaya gelemediğimizi üzülerek söylemek istiyorum.”

Bu konuşma üzerine birçok çevre, Cumhurbaşkanın konuşması “başarısızlıklarının itirafı niteliğindeydi” şeklinde yorumladı. Oysa Eğitim alanında, 18 yılda, 16 kez değiştirilen, üzerinde oynanan çalışmalar bu duruma işaret etmiyor. Eğitimde dinselleştirilme eksik görülmüş, bilim kapı dışarı atılmış ve bundan da geri adım atılmamıştır. Yani kendileri açısından başarısızlık değil, başarı var. Ancak iç çektikleri şey, hedeflenen noktaya ulaşılmamış olunması.

Oysa.. Bakın burası çok önemli !

* 1982 Darbe Anayasasının zorunlu hale getirdiği din derslerinin yanına, dört seçmeli (zorunlu) din dersi daha konulmuş.

* 2012 yılında çıkarılan 4+4+4 ile ilk okuldan imam hatip orta okullarına geçişin önü açılmış. İmam Hatip Liseleri’nin altyapısı güçlendirilmiş.

* Milli Eğitim Bakanlığı’nın yatırım bütçesi daraltılmış, daralan bütçe yatırımı %80 oranında İmam Hatiplere harcanmıştır. Bu süre zarfında doğru dürüst Fen Lisesi açılmazken, 8 yıl içinde İmam Hatip Liselerin sayısı %280 artarak, 450 den 1150 ye çıkmıştır.

* Hazırlanan yeni programlarla bütün okullar İmam Hatiplere çevrilmiş. Bilimsel, eleştirel, pozitif düşüncelerle mücadele edilmiştir. Yeni sistemle çocuk işçiliği, çocuk gelinler artmıştır.

* Bakanlık, Aralarında Bilal Erdoğan’ın başında olduğu Türgev, Tügva gibi vakıfların yanında, İHH, İlim Yayma Cemiyeti, Ensar, İmam Hatip Mezunları Derneği vb bir çok vakıf ve dernekle protokol imzalayarak, okulları bu kurumların faaliyet alanına çevirmiş.

* Yine il Milli Eğitim Müdürlükleri bir çok ilde, İl Müftülükleri ile protokoller yaparak, okul öncesi ve ilkokullara kayıtlı öğrencilere “milli ve manevi kültür ve ahlak gelişimlerinin sağlanması için” değerler eğitim çalışmaları yaptırılmıştır.

* Evrim Kuramı ders saatleri azaltıldı ve müfredattan çıkarılmış.

* Felsefe derslerinin sayısı azaltıldı ve içeriği değiştirildi.

* Benzer durumlar Yüksek Öğrenim alanlarında da hız kesmeden devam etmiştir.

Taner Timur “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, on sekiz yıllık iktidarı sürecinde hep başkalarının diliyle konuşu: liberal oldu, Gülenci oldu, popülist oldu, anti emperyalist oldu, Avrasyacı oldu” vb değerlendirmesi yapmış bir yazısında. Son derece doğru. Hedefe giden yolda her şey mübah onlar için. Ancak şunun altını çizelim ki; Eğitim alanında hiç başkalarının diliyle konuşmadı. Direk “dindar ve kindar nesil” dedi. İmam Hatiplerin sayısını ve İmam Hatiplilerin sayısını artırmalıyız dedi. Müfredat ve program değişiklikleri yapılırken hiç niyetlerini gizlemediler, dillerini değiştirmediler. Yargı kararlarına rağmen dini vakıf ve dernekleri okullara sokmaktan geri durmadılar. Gene de hedeflenen noktaya gelemediklerin söylüyorlar. İnsan ister istemez, Ne ola ki acaba hedeflenen nokta diye sormadan edemiyor. Aklımıza şunlar geliyor. “Bütün olup bitenleri bir kutsala bağlayarak açıklamak”, ” Fen Bilimlerini Kuran’ın telkinleri doğrultusunda açıklamak”(bir Akit yazarı direkt böyle ifade etti), “Kız çocuklarını hiç okula göndermemek”, “Bütün okulları din okullarına çevirmek”, kısacası Şer-i hükümlere göre eğitim vermek.

Ama engeller var. Bakın burası da çok önemli! Çünkü hedefe varmak için ya engelleri etkisiz hale getirirsiniz. Ya da ortadan kaldırırsınız. Fakat o kadar çok engel var ki, bu duruma itiraz eden. Bilime ve Aydınlanmaya inanan ciddi toplumsal kesimler var. Siyasi partiler var. Sendikalar var. Sivil toplum kuruluşları var. Demokratik kitle örgütleri var. Yerleşmiş temayüller var. Bu kadar geniş yelpazeyi ortadan kaldırmak mümkün değil. Maazallah altında kalınır. O yüzden en doğru ve en geçerli yol, bu kesimleri etkisiz kılmak.

Bu nedenledir ki, KESK ve Eğitim-Sen hedeftir. TMMOB hedeftir. TTB hedeftir. Barolar hedeftir. Birçok siyasi parti ve çevre hedeftir. Çevreciler hedeftir. Başından beri bu kurumları dağıtmak, itibarsızlaştırmak ve etkisiz hale getirmek için hep uğraşıldı ve uğraşılmaya devam ediliyor.

Bu nedenledir ki, bütün bu kesimler bir araya gelerek yeni bir hikâye yazmalıdır. Bu çevreler kongrelerini, kurultaylarını yaparken bu gerçeğin ışığında önergelerini vermeli ve kurultaylarını bu gerçek üzerine bina etmelidir. Artık sadece bu gerici iktidarın yaptıklarını eleştirmenin peşine takılma bırakılmalıdır. Bütün muhalif kesimler bu hataya fazlasıyla sürüklenmektedir. Elbette ki eleştiri ve karşı mücadele olmalıdır. Ama senin hikâyen neyse o yaşam alanlarında can bulmalıdır. Burası bir miktar daha önemli! Bu öyle bir hikaye olmalı ki; sadece laik, seküler kesimlerle sınırlı olmayıp, yoksulluktan ve cehaletten bu din tacirlerin eline düşen tüm kesimlerin yeniden uyanışı ve ayağa kalkmasının hikayesi olmalıdır. İnançlarla ve de insanların inançlarıyla hiçbir sorunumuz olmadığı gerçeğinden hareketle. İnsanların inançlarını siyasi, ticari ve yaşamsal her alana alet eden din tacirlerine karşı bir hikâye yazılmalıdır.

Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir ve bu hikâye sınıfsal olmalıdır. İnsan kaderini ve tarihini kendi yazar, yazmalıdır. Bizler moderniteyi temsil ediyoruz. Modernite; insanın kendi kaderini, kendi ellerine alma mücadelesindeki en önemli kilometre taşlarından biridir ve bilimsel düşüncenin binlerce yıllık dinsel düşünceye karşı en büyük zaferlerinden birini temsil eder. Gerçi, sosyalizmin dünyada geri çekilmesiyle Modernite de geri çekilmiştir. Bu geri çekiliş, Kapitalizmi cesaretlendirmiş; gerici, milliyetçi kesimleri de hızla onların potasına sokmuştur. Bu nedenle hikâyenin karakteri sınıfsal olmadıkça başarı şansı azdır.

Kendi coğrafyamıza uygun, tüm dünya emekçilerinin ve ezilenlerinin, aklı ve bilimi her şeyin önüne koyan mücadele birikimlerinin rehberliğinde, yeni analizler sistematize edilerek, insanlığın önüne yepyeni ufukların açılacağı bu hikâyeye her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç var.

Muhtaç olunan kudret, bilimin ışığında ve öncülüğünde, ezilenlerin toplumsal ve tarihsel bilincinde ve birikiminde mevcuttur.