Pandemi Döneminde Asırlık Kurumun Hali (İbrahim DAMATOĞLU)

Pandemi Döneminde Asırlık Kurumun Hali (İbrahim DAMATOĞLU)

PAYLAŞ

23 Ekim 1840 tarihinde kurulan, ülkenin en köklü kurumlarından olan Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü ya da kısa adıyla PTT, Türkiye’nin posta ve kargo örgütüdür. 2013 yılı Mayıs ayında TBMM’de kabul edilen tasarı ile Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi haline gelmiştir. Yıllık bütçesi ortalama 425 milyon TL’dir. Bu süreçten sonra ise bize göre felaket olan bir karar alınarak, 6 Şubat 2017 yılında yayımlanan kararname ile devlete ait bütün hisselerinin Türkiye Varlık Fonuna (TVF) devredilmesi kararlaştırılmıştır. Sendika olarak TVF’nun bir ipotek fonu olduğunu, borç para bulabilme kaynağı olacağını ve PTT gibi kamusal hizmet gören birçok kurum ve kuruluşların emperyalist kapital çevrelere peşkeş çekileceğini dile getirdik. Konfederasyon düzeyinde ülkenin önemli ekonomistlerinin, yatırım fonları uzmanlarının, gazetecilerinin katıldığı panel düzenledik. Panel sonrası raporumuzu da yayımladık. Hiç bir uyarımız ve sunduğumuz bilimsel veriler dikkate alınmadı. Sonuç olarak, kurumun hali ortada…

2020 yılında da PTT yönetiminde üst düzey yöneticilerde birçok değişiklik olmasına rağmen, yandaş sendikanın da katkılarıyla özellikle emekçiler açısından demokratik, sendikal, hukuksal, sosyal ve ekonomik haklarda hiç bir olumlu değişiklik olmadığı gibi gerileme oldu. Bunun yanında Aralık 2019’un sonlarında Çin Halk Cumhuriyeti’nde başlayan ve tüm dünyaya yayılan Coronavirus (COVID-19) salgını, ülkemize de Mart 2020’de sirayet etti.

Bizler, KESK Haber-Sen olarak ilkelerimiz, sendikal görevlerimiz ve sorumluluğumuz ile sendika tüzüğümüzün bize yüklediği sorumluluk açısından, henüz ülkemize pandemi gelmeden Ocak ayında ilk olarak PTT Genel Müdürlüğünü basın açıklamalarımız ile önlemler konusunda uyardık. Daha sonra resmi sendikal yazılarımızda ve ikili görüşmelerimizde, vakit kaybetmeden başta PTT emekçileri ve tüm toplum sağlığı için koruyucu önlemlerin alınmasını dile getirmiştik. 2020 yılının Mart ayından sonra ise PTT yönetimi halen hadisenin ciddiyetini anlamamış olmalı ki, olumsuz çalışma koşulları düzeltilmediği gibi tedbir önlemlerini söylemlerinde dile getirirken, uygulamada ise somut adım atılmamıştır. Ülkedeki 5000 civarındaki işyerlerinde ciddi koruyucu önlemleri almakta hızlı refleks gösterememiştir. Bazı basit koruyucu ekipmanları dahi, bir kaç PTT işyerinde, propagandasında ve reklamlarında kullanmak amaçlı dağıtmış, ülkedeki diğer PTT işyerlerinde personele koruyucu basit ekipmanları dahi dağıtamamıştır. Salgın yayıldıktan sonra bazı belirli merkezlere de dağıtmıştır. Hadisenin tam da ortasında olan sendikalar ile işbirliğine ise yanaşmayarak ortak aklı maalesef bir türlü oluşturamamıştır.

Böylesine hayati bir durumda, daha önceki uyarı ve önlem taleplerimize rağmen, PTT yönetiminin birçok işyerinde halkla iç içe çalışan emekçiler ve halk için halen önlemler almadığını tespit etmemiz üzerine, meşru hakkımız olarak, tüm kamuoyu ile paylaşmak amacıyla önce Genel Merkez olarak basın açıklamaları yaptık. Uyarı ve taleplerimiz dikkate alınsın diye Türk Tabipler Birliği (TTB) ile yazışma yaparak PTT’de alınması gereken koruyucu güvenlik önlemlerini sorduk ve gelen bilimsel cevabı PTT yönetimine ilettik.

Daha sonra koruyucu ciddi önlemlerin alınabilmesi için sendikal mücadele hakkımız çerçevesinde düzeltilmeyen olumsuz çalışma koşullarına ilişkin başta İstanbul, İzmir, Ankara, Diyarbakır olmak üzere birçok ilde PTT işyerlerinde basın açıklamaları ve sosyal medyada ses getiren kampanyalar yaptık. Son olarak da iş kolumuzda, il defa, tüm emekçileri kapsayacak şekilde pandemi döneminde PTT’nin personelini nasıl koruduğu hakkında anket çalışması yaptık. Sonuçları değerlendirdiğimizde PTT emekçisinin kaderiyle baş başa kaldığını gördük. Ulusal basında, gazetelerde ve TV kanallarında açıklamalarımız yer aldı. Yine tüm ülkede Cumhurbaşkanlığına iletilmek üzere pandemi sürecindeki sıkıntılar ve diğer sosyal ekonomik haklarımız için dilekçe kampanyası yaptık. Coronavirus Bilim Kurulu üyelerine mektuplar yazdık. PTT’nin Dünya Posta Birliği (UPU) İdari Konsey Başkanlığı görevinde olduğunu ve UPU ile Sendikamızın üyesi bulunduğu Dünya Küresel Sendikalar Birliği (UNI) arasında pandemi döneminde imzalanan ve bizlerin taleplerinin aynısı olan istekleri kamuoyuna ve ilgili birimlere ilettik. Sonuç olarak PTT yönetimi bilimsel, haklı ve insani taleplerimizi kısmen ve geç yerine getirdi.

Fakat demokratik, haklı, hukuksal ve sendikal faaliyet olan eylemlerimiz sonrası, bizlere teşekkür edeceklerine birçok şube yöneticimizi ve üyemizi pandemideki karantina döneminde, seyahat kısıtlaması olan bir zamanda, aile bütünlüklerini de yok sayarak sürgün etti! Oysa, PTT Genel Müdürlüğünün İdari Konsey Başkanlığını yürüttüğü UPU ile UNI arasında Mart 2020 ayında imzalanan Mutabakat Zaptına göre; tüm posta emekçilerine enfeksiyon riskiyle ilgili bilgilendirmenin yapılması, gerekli ve yeterli ekipmanın sağlanması, tüm işyerlerinin ve araçların düzenli aralıklarla dezenfekte edilmesi, tüm çalışma alanlarının sosyal mesafe kurallarına göre yeniden düzenlenmesi ve tüm dağıtım süreçlerinin riski en aza indirecek biçimde yeniden tasarlanması zorunluluk olarak kabul edilmiştir. Sendikamızın üyeleri ve şube yöneticileri, üyesi olduğumuz UNI’nin altına imza attığı bir belgedeki şartların yerine getirilmesini talep ettikleri için sürgün edilmiştir. Yasal çalışma koşulları alt üst edilerek,haftalarca gece geç saatlere kadar pandemi sürecinde öncelikle yardım paraları, maske vb. birçok hizmeti yerine getirmek için canı pahsına çalışan, kamusal hizmet üreten, ancak bu çalışmanın ve emeğin karşılığında ödüllendirilmesi gereken PTT emekçileri pandemi gibi bir dönemde akıl almaz bir tutumla sürgün edilen üye ve yöneticilerimizi kararlı ve tutarlı eylemlerimiz ile sendikal mücadelemiz sonucu geri döndürdük.

Maalesef, pandemi sürecinin başında yapılan hatalara PTT yönetimi halen pervasızca devam ediyor. Son süreçte her gün ülkenin birçok PTT işyerinden COVID-19 pozitif vakaları ve şüpheli vakalar ile karantina haberleri git gide yükselmekte olduğu haberleri gelmektedir. Somut tedavi ile COVID-19 belgeleri olmalarına rağmen, aklımızla dalga geçer gibi PTT emekçilerine “kargolar ve postalar birikiyor işe gelin” çağrısı yapılıyor. Bu uygulamayı yapanlar, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinden ve Sağlık Bakanlığı ile İç İşleri Bakanlığının talimat ve genelgelerinden, kısaca kanunlardan üstün mü görmektedir kendilerini? Artık hukuksuz ve kanun tanımaz tavırlar olağan hale mi geliyor?

Emin olun ki, PTT emekçilerinin %70’i kurumda iş barışının bozulduğunu ve huzursuzluğun olduğunu, ayrıca, iktidardan aldıkları güçle çalışanlar üzerinde bir baskı aracı olan sendikanın da bunda başrol oyuncusu olduğunu net olarak biliyorlar. Herkes PTT’nin her biriminde bir tiyatro oynandığını biliyor ve oyunun sonunu bekliyor.

PTT yönetimi özellikle pandemi döneminde bu şekilde yol aldığı sürece maalesef, Avrupadaki emsalleri karşısında demokratik, sendikal ve sosyal politikalar nezdinde daha da gerileyecektir. Dünya Posta Birliği (UPU) üyesi olan hatta UPU İdari Konsey Başkanlığı görevini yürüten PTT’nin yeri bu olmamalıdır.

Liyakatsiz bir şekilde yandaş/çıkar ilişkileri ile yöneticilik konumuna gelenler, liyakatsiz atamalara karşı Danıştay’ın lehimize verdiği kararları dahi uygulamayarak hukuk tanımaz tavırlarını sürdürmüşlerdir. Üstelik pandemi süreciyle birlikte bir kez daha açığa çıkan personel eksikliğine çözüm üretmek yerine çalışanları alenen tehdit ederek mobbing uygulamaktadırlar. Hakkını arayan emekçileri de sürgünle tehdit etmektedirler. Birçok PTT emekçisi psikolojik sorunlar yaşamaktadır.

PTT emekçisi olmak gurur verici bir unvandır. Bu kurum hepimizin, PTT’nin itibarını sarsan, kurumu kamuoyunda küçük düşüren her türlü uygulamaya karşıyız. Ekmek kapımız olan PTT kurumumuza her zaman sahip çıkacağız. Haksız ve hukuksuz uygulamalarda emekçilerin yanında yer alacağız. Kurumun eksikliklerini, uyguladığı yanlış yöntemleri, demokratik ve sendikal hak ihlallerini ve hukuk tanımaz işlemlerini dile getirmek bu asırlık kuruma sahip çıkmaktır. Bu hatalı uygulamalara devam edildikçe bizler yangına su taşımaya devam edeceğiz. Herkes en iyi bildiği işi, en iyi ahlakla yaptığı sürece bu kurum olması gereken itibarına kavuşur. Ne liyakatsiz atamalar olur, ne iktidarın gücüyle oluşan yandaş sendika kayırmacılığı olur.

Bu çınar hepimizin… Asırlık kurumlarımıza, ülkemizin değerlerine sahip çıkmak, her zaman doğruları savunmak, haktan, hukuktan, demokrasiden yana olmak, kamusal haklarımızı savunmak ve özellikle pandemi döneminde PTT emekçileri ile dayanışma göstermek hepimizin görevidir.

İbrahim DAMATOĞLU

HABER-SEN MYK Üyesi