
1.KRİZ DERİNLEŞİYOR MÜCADELE GELİŞİYOR
Kriz derinleşiyor:
Türkiye, emperyalizmin hegemonyası altında bir ülkedir. Ekonomisi çarpıktır ve dışa bağımlıdır. Çeşitli sektörler aşırı ölçüde (emperyalizmin ve yerli ortaklarının çıkarları doğrultusunda) gelişirken, alt yapı yatırımları ve bazı sektörler yeterince gelişmemiştir. Ekonomi, hammadde, yarı mamul girdiler ve makine-teçhizat açısından emperyalist tekellere bağımlıdır. Bu bağımlılık giderek artmaktadır. Bu ise ülkenin emperyalist tekellerce giderek daha fazla yağmalanmasına yol açmaktadır. Yapısal dışa bağımlılıktan kaynaklanan ödemeler dengesi sorunları ise ülke parasının değerinin sürekli olarak düşürülmesine yol açmaktadır. Bu ise emperyalist sömürüyü daha da artırmakta , enflasyonunu geniş emekçi kitlelerin gerçek gelirlerini sürekli azaltmasına neden olmaktadır.
Ülkede genel olarak ekonominin ve özel olarak da sanayinin çarpık yapısı, 1950’lerden sonra görülen tarımda makinalaşmanın yol açtığı mülksüzleştirme sonucunda ortaya çıkan büyük işsiz (açık işsiz) kitlelerinin gelişen sanayi tarafından emilmesini engellemiştir. Bu gün işsizlik giderek büyümektedir. Gelişmiş kapitalist ülkelerde buhran dönemlerinde bile görülmeyen işsizlik oranları Türkiye gibi geri bıraktırılmış ülkeler için yapısal bir hastalık halindedir. Türkiye’de bu gün açık işsizlerin sayısı 3 milyona yakındır (çalışabilir nüfusun yaklaşık olarak % 15’i).
Emperyalizmin ve oligarşinin sömürüsü de hayat pahalılığının gelişmiş kapitalist ülkelerle karşılaştırılamayacak bir şekilde artmasına yol açmaktadır. Ticaret Bakanlığı’nın yayınlarına göre, 1963 yılı ile karşılaştırıldığında, İstanbul’da hayat tam 5 misli pahalılanmıştır. 1963 yılında 1000 lirayla geçinen bir aile, aynı hayat seviyesini sürdürebilmesi için 1977 yılı nisan ayında 4924 lira almak zorundadır.
Derinleşen ekonomik kriz, emekçi sınıf ve tabakalar üzerindeki sömürü ve baskının artmasına yol açmaktadır. Bu ise en geniş emekçi kitlelerinin düzene karşı olan muhalefetini artırmakta, en geniş kitlelerin bir çözüm yolu aramasına neden olmaktadır. Emekçi sınıflar arasında ekonomik-demokratik mücadele açısından en örgütlüsü olan işçi sınıfı, burjuvaziye karşı her geçen gün daha da sertleşen bir mücadeleye çekilmektedir.
İşçi sınıfının talepleri artıyor:
İşçi sınıfının ekonomik-demokratik mücadelesi bir taraftan gerçek gelirlerin pahalılık nedeniyle düşme eğilimine karşı direnme, diğer taraftan (Türkiye’deki toplumsal ve ekonomik gelişmeye bağlı olarak) daha iyi bir yaşamı kendisine layık görme ve bunu talep etmeden kaynaklanmaktadır.
Köyden ilk kez şehre göç eden bir yoksul köylü için 1800 TL. asgari brüt ücret (neti 1250-1300 TL.arasıdır) köydeki yaşam koşullarının üstünde bir yaşam sağlar. Sigortalı olmak, çalışma süresinin belirli olması, yıllık ücretli izin kullanabilmek, v.b. gibi yasal haklar onu ilk başlarda yeterince tatmin eder. 1950’lerde ve 1960’larda meydana gelen büyük iç göçler, yarattığı bu nispi refahla sınıf mücadelesinin gelişmesini belli bir ölçüde etkiledi.
Ancak zaman içinde köyden göç eden yeni işçi şehir yaşamına alışır. Normal şehirlilerin standartlarına ayak uydurmaya çalışır. Yamalı pantolonu, delik ayakkabıyı bırakır. Sinemaya gitmek ister. Gecekondusunda elektrik, su için, mahallesine yol için belli bir mücadeleye girer. Ücret artış talebinin ilk unsuru köy ve şehir arasındaki farkın kapatılması doğrultusundadır. Şehirli gibi yaşamayı kendine hak kabul edince, bu iş için gerekli ücreti almak için mücadeleye girer.
Diğer taraftan, zaman içinde şehirli işçilerin de tüketim alışkanlıkları değişir. Bundan 10 yıl önce işçilerin evinde televizyon çok seyrek görülürdü. İşçiler, evlerinde televizyon, buzdolabı, çamaşır makinası gibi dayanıklı tüketim mallarının olmasını bir hak olarak görmezlerdi. Bu gün görüyorlar. Ücretlerini de buna göre istiyorlar. Türkiye’de tüketim ekonomisinin süratle gelişmesi, gerçek ücretlerin (alım gücünün) artırılması talebinin ana kaynaklarından biridir. (1)
Buna ek olarak, işçi sınıfının en genel anlamda eğitim düzeyi yükselmektedir. Burjuva eğitim düzeninden geçenlerin sayısı artmaktadır. Buna bağlı olarak da işçiler, toplam gelirlerinin artmasının yanı sıra;
-Daha az yorulmak ve yıpranmak (daha kısa çalışma süresi ve daha az yorucu iş),
-Daha emniyetli ve rahat bir yerde çalışmak,
-İş teminatına sahip olmak, her gün işten atılmak korkusuyla yaşamamak,
-İşyerinde işçinin kişiliğine saygı gösterilmesini ve iş yerinde işçinin söz hakkının olması için de talepler öne sürmektedirler.
Geri bıraktırılmış ülkelerde ekonomik-demokratik mücadele serttir:
Bu nedenler işçilerin ücret taleplerinin çok yüksek olmasına neden olmaktadır. Tekelci işletmelerde bu gün toplusözleşmelerde alınan maddi haklar işçilerin parasal gelirlerini sözleşmenin birinci yılında yüzde 60, yüzde 70 oranlarında artırmaktadır. Gelişmiş kapitalist ülkelerde imzalanan toplu iş sözleşmelerinde ise bu oran yüzde 10, yüzde 15 civarında bile olmamaktadır.
Diğer taraftan, emperyalist tekeller tüm dünyayı sömürdüklerinden ücret artış isteklerini Türkiye’deki yerli tekelci kapitalistlerden ve daha genel olarak tüm kapitalistlerden daha kolay karşılayabilmektedir.
Türkiye’deki burjuvazi sömürdüğünün bir kısmını emperyalistlere aktarmaktadır. Çarpık sanayileşmenin yol açtığı enerji kısıtlamaları, dışa bağımlı yapının ortaya çıkardığı döviz sıkıntısı ve girdi (hammadde, yarı mamul madde, makina-teçhizat) karaborsası, her gün kapitalistlerin kasasından milyonlarca lirayı heba etmektedir.
Talebin daha fazla, verilebileceğin ise daha az olmasına bağlı olarak toplumsal buhran derinleşmekte, ekonoraik-demokratik mücadele çok daha sert ve militan gelişmelere açık olarak gelişmektedir.
Gelişmiş kapitalist ülkelerde, ekonominin hareketinin buhrana girdiği dönemlerde grevler ve direnişler artmaktadır. Ekonomik-demokratik mücadelenin gelişmesinde determinist yön ağır basmaktadır. Halbuki Türkiye gibi geri bıraktırılmış ülkelerde, olgunlaşmamış milli krizin sürekli varlığına bağlı olarak, ekonomik-demokratik mücadelenin gelişmesinde volantarist yön daha ağır basmaktadır. Ekonomik-demokratik mücadelenin bugün daha ileri noktalara götürülmesi ekonomik buhranın dah da derinleşmesinden ziyade Devrimcilerin doğru kitle çalışmasına bağlıdır.
Türkiye’de bugün ekonomik-demokratik mücadelede örgütlenme düzeyi geridir:
Türkiye’de bugün işçi sayısı 5 milyona yakındır. Ama Sosyal Sigortalar Kurumu’na üye gözüken işçilerin sayısı 1975 yılında sadece 1.8 milyondu. Yürürlükteki yasalara göre, her çalışan Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamında olmalıdır. Buna göre, işçi sınıfının %60’ından fazlası mevcut yasal haklarından yararlanamamaktadır.
Türkiye’de sendikalar bir güç gösterisinde bulunmak amacıyla üye sayılarını abartırlar. Her birinin abartılmış rakamlarını kenara bırakırsak. Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamında gözüken işçilerin sayısı sendikalı işçi sayısı için bir üst sınırdır. Buna göre, işçi sınıfının daha %40’ından azı ekonomik-demokratik mücadelede örgütlüdür.
Bu işçilerin bir kısmi gangster sendikalara, (işyeri patron sendikaları ve işçileri aldatarak toplu sözleşme imzalayan Türk-İş içindeki bazı sendikalar) bir kısmı faşist sendikalara üyedir. DİSK’in üye sayısı 300-350 bin civarındadır. DİSK’te yönetimde olan reformist-revizvonist ittifak, işçi sınıfının en geniş örgütlenmesini sağlayabilecek militan bakış açısına ve kadrolara sahip değildir. İşçiler kendileri örgütlenip, bir sürü tehlikeyi de göze alarak DİSK’e bağlı sendikalara üye olmaya gelmektedir.
Tekelci işletmelerde ve kamu iktisadi teşebbüsü işletmelerinde çalışan işçilerin hemen hemen tümü şu veya bu sendikaya bağlıdır. Bu işletmelerde alınan Türkiye açısından göreli olarak yüksek ücret zamları, Anadolu’nun dört bir yanında asgari ücretin altında, hiç bir güvencesi olmadan patronun emrinde olan işçileri ekonomik-demokratik mücadeleye çekmektedir. Buralardaki büyük örgütlenme potansiyeli ancak ekonomik-demokratik mücadeleyi oligarşinin çizdiği sınırlar içine hapsetmeyen, militan bir devrimci sendikacılık anlayışı ve pratiğiyle eyleme dönüşebilir.
DEVRİMCİLER EKONOMİK-DEMOKRATİK MÜCADELEYE NASIL BAKAR
EKONOMİK-DEMOKRATİK MÜCADELE POLİTİK MÜCADELEYE BAĞIMLIDIR:
Devrimciler, ekonomik – demokratik, ideolojik ve politik mücadeleyi bir bütünlük halinde yürütürler. Ekonomik mücadele, üretim araçlarının büyük bir bölümünün sömürücülerin elinde olduğu bir düzende gelirleri artırma, yaşama ve çalışma koşullarını daha iyileştirme mücadelesidir. Demokratik mücadele ise, iktidarda oligarşinin bulunduğu bu düzende bazı burjuva hak ve özgürlükleri elde etme, faşizmin kitle tabanı oluşturmasını engelleme mücadelesidir. İşçi sınıfının en geniş kesimlerini aktif bir şekilde anti-faşist mücadeleye sokmayı amaçlar.
Sosyalist bilinç kitlelere Devrimciler tarafından götürülür. Kitleler kendiliklerinden sosyalizmi öğrenemez. Kitleler, önce sorunlarını mevcut sosyo-ekonomik sistem içinde çözmeye çalışırlar. Emekçilerin kendiliğinden gelişen muhalefeti sistemin içinde kurtuluş arar. Kitleler gelirlerini artırmaya daha geniş hak ve özgürlükler elde etmeye çalışırlar. Ama dertlerine derman bulmanın o kadar kolay olmadığını, sosyalistlerin onlara öğrettiği iktidar mücadelesi başarıya ulaşmaksızın kökten hiç bir sorunu çözümleyemeyeceklerini somut yaşamda görürler. Diğer taraftan, Devrimcilerin yol göstericiliğinde yürüttükleri ekonomik-demokratik mücadelede ise sınıf örgütlenmesinin ve birliğinin gücünü yine somut yaşamda öğrenirler, hakim sınıfların yüzyıllardır beyinlerine kazımaya çalıştığı kendine güvensizlikten bir ölçüde kurtulurlar. Devrimciler için ekonomik demokratik mücadele birinci amaç değildir. Ekonomik-demokratik mücadele sömürüyü ortadan kaldırmaz. Sömürünün sona erdirilmesinin yolu, işçi sınıfının önderliğindeki emekçi kitlelerinin iktidarı alması ve bir süreç içinde yukardan aşağıya sosyalist üretim biçimini yerleştirmesidir. Kurtuluş iktidar mücadelesindedir, ancak;
-Kitlelerle bağ kurmanın,
-Kitlelerin reformist ve revizyonistlerin denetimi altına girmesini önlemenin,
-Kitleler arasında sosyalist düşünceyi yaygınlaştırmanın,
-Kitlelerin kendi güçlerine güven duymalarının,
-Kitlelerin bu düzene umut bağlamalarına bir son vermenin,
-Kitleleri bencillikten ve dargörüşlülükten kurtarmanın,
-Kitleler içindeki en ileri öncü unsurları kadrolaştırmanın,
-Kitleleri anti-faşist mücadeleye aktif olarak çekmek ve fabrikaları bugün anti-faşist mücadelenin bir kalesi
haline getirmenin yollarından biri olarak ekonomik-demokratik mücadele yararlıdır ve gereklidir.
Devrimciler, kitlelerin bu düzene karşı olan muhalefetlerine bilinç unsuru katarak iktidar mücadelesine yönlendirmeye çalışırken, legal mücadele olanaklarından yararlanmayı da asla reddetmezler. Özellikle krizin derinleştiği dönemlerde, politikadan uzak kesimler bile bu legal mücadele yollarından sınıf mücadelesine itilir.
Bu legal mücadele olanaklarının başında sendikalar gelir.
Sendikalar, ekonomik demokratik mücadelenin politik mücadeleye bağımlı olarak yürütüldüğü örgütler olmalıdır. “Sendikalarda çalışmak, sendikalar aracılığıyla kitle bağı kurmak revizyonist çalışma tarzıdır” şeklindeki dar görüşlülük, Marksizm-Leninizm ile bağdaşmaz*. Sendikalarda revizyonistçe çalışmak vardır, sendikalarda devrimci bir şekilde çalışmak vardır. Bu en basit doğruyu unutup, sendikalarda çalışmaya, legal örgütler aracılığıyla da kitle bağı kurmaya veya mevcut bağları pekiştirmeye karşı çıkmak son derece hatalıdır.
Bugün Devrimciler işçi sınıfı içinde çalışma yollarından biri olarak sendikaları nasıl ele alırlar?
Devrimci dünya görüşü, ekonomik-demokratik mücadelenin politik mücadeleye bağımlılığını kabul eder. Sendikalardaki mücadele, politik mücadeleye yaptığı katkılar açısından önemlidir ve bu katkıyı azamiye çıkartacak şekilde yönlendirilir. Ekonomik-demokratik mücadele, bu düzene bağlanan umutları artırmak için değil, gerçek kurtuluşu kitlelere benimsetebilmek amacıyla yürütülür. Bu nedenle de sendikalar kendi başlarına birer amaç değildir.
Ama devrimciler bu düzen sınırları içindeki ekonomik-demokratik mücadeleyi de ihmal etmezler. Mücadeleyi oligarşinin çizdiği sınırlar içine hapsetmedikleri, tüm işçi kitlesini örgütlü bir şekilde tuttukları ve sınıf bilinci verdikleri için, devrimcilerin yönetimindeki sendikalar bu mücadelede diğer sendikalardan çok daha başarılıdırlar.
Sendikalardaki çalışma, günün siyasi görevlerine göre şekillenir. Örneğin, bugün temel siyasi görev, işçi sınıfının savaşçı partisinin oluşturulmasıdır. Bu partileşme süreci, hayatın her alanında mücadele verebilen ve Marksizm-Leninizmi özümlemiş kadroların oluşturulma ve çelikleştirilmesidir. Sendikalar aracılığıyla da işçi sınıfı içinde sürdürülen mücadele, bu ana görev çerçevesinde ele alınır.
Bugün Devrimciler için sendikalarda çalışmanın birinci amacı, en geniş kitle çalışması içinde en dar kadro çalışmasını yapmak, işçi sınıfının kendiliğinden gelişen hareketi içinde ortaya çıkan öncü işçileri birer kadro haline getirebilmektir. Mücadele geliştikçe, bugün ekonomik çıkarları için bir araya gelen kitleleri, zaman içinde oluşturulan kadrolar aracılığıyla anti-oligarşik ve anti-emperyalist mücadelenin destekçisi haline dönüştürmek, onları aktif olarak anti-faşist mücadeleye çekmek de önem kazanacaktır.
Sendikalarda çalışmak iki şekilde olur:
-Tek tek devrimciler devrimci olmayan sendikalarda çalışabilirler,
-Devrimciler sendikaları ele geçirip onları devrimci sendika haline dönüştürür veya devrimci sendikalar oluşturur.
Devrimci olmayan sendikalarda çalışma:
Devrimciler, mevcut legal çalışma olanaklarına ve Devrimci Hareketin sendikal hareketteki gücüne bağlı olarak, faşist (2). gangster tipi, reformist (3) ve revizyonist sendikalarda gerçek siyasi niteliklerini şartlara uygunluk ölçüsünde açarak çalışabilirler. En yoğun baskı dönemlerinde bile büyük olasılıkla bazı sendikalar varlığını sürdürecektir. Devrimciler bu tür bir çalışmayı her türlü zor şart altında yapmalıdırlar.
Bu çalışmalarda Devrimciler, sınıf mücadelesi içinde karşılaştıkları en sağlıklı öncü unsurları kadrolaştırmaya çalışırlar. En genel doğruları kitleye aktarmaya, çalışılan örgütün niteliğine bağlı olarak kitlelerde inisiyatif kullanma, eleştirme yeteneklerini geliştirmeye çalışırlar. Yönetimdekilerin siyasi görüşlerinden kaynaklanan yanlış tavırlarını (patronlarla gizli görüşmeler, sendikal demokrasinin işletilmemesi. v.b.) kadro niteliği olmayan, fakat kişisel güven ilişkilerinin bulunduğu kişilere teşhir edip, çeşitli konulardaki doğru tavırları yaygınlaştırarak mevcut yönetime karşı yaygın bir muhalefet oluşturmaya çalışırlar. Mevcut sekter olmayan ve ilerici muhalefetleri örgütlemeye ve/veya güçlendirmeye çalışırlar.
Devrimcilerin yürüttükleri bu çalışmalar, her somut duruma göre farklılık gösterir. Devrimci sendikadaki güçler dengesini doğru tahlil ederek ve siyasi görevlerini göz önüne alarak tavrını belirlemek zorundadır.
Devrimci sendikacılık:
Devrimciler, legal koşullar elverdiğinde ekonomik-demokratik mücadeleden beklediklerini gerçekleştirmenin etkin yollarından biri olarak mevcut sendikaları ele geçirmeye veya yeni sendikalar oluşturmaya çalışırlar. Hangisinin kullanılacağı genel siyasi ortama ve Devrimci Hareketin ilgili alandaki gücüne bağlıdır.
Devrimciler için devrimci sendikanın kaderi politik mücadeleye bağlıdır. Belirleyici olan politik mücadelenin gelişmesidir. Bu açıdan, sendikanın varlığını sürdürebilmesi belirleyici* değildir. Revizyonistler, barışçıl geçiş umutları içinde sendikaların sürekli büyüyerek gelişeceğini ve sosyalizme barışçıl yoldan geçişin şartlarını yaratmada belirleyici bir güç olacağını öne sürerler. Bu nedenle de sendikaların örgüt varlığının korunması revizyonistler için birinci meseledir. Açık faşizmin bastırdığı dönemlerde, bu ekonomik örgütün yaşayabilmesini sağlamak amacıyla politik ilkelerden her türlü tavizi vermeye, hakim sınıflarla uzlaşmaya hazırdırlar.
Devrimciler sendikalarda çalışırken ana amaçları en geniş kitlelere siyasetlerini götürmek onları bugün verilen anti-faşist mücadeleye duyarlı ve anti-faşist mücadelede aktif hale getirmek ve bu kitle içindeki öncü unsurları kadrolaştırmaktır. Konu sadece kadro çalışması açısından alınmamalıdır. Yapılması gereken şey, en geniş kitle çalışması içinde en dar kadro çalışmasıdır.
Bugün DİSK içinde reformist-revizyonist bir ittifak yönetimdedir. Bu ittifak, Devrimcilerin işçi kitleleriyle bağ kurmalarını, onlara siyasetlerini götürme araçlarından biri olarak sendikaları kullanmalarını yalana dayalı bir politikayla engellemek istemektedirler. Kitleleri anti-faşist mücadeleye karşı duyarsız hale getirmeye çalışırken, “maocu, anarşist goşist” şartlandırmasıyla işçi sınıfının mücadelesini saptırmaya çalışmaktadır. Reformist ve revizyonistlerin yüzünün teşhir edilmesi, doğru sendikacılık pratiğinin kitlelere gösterilmesi bu açıdan giderek önem kazanmaktadır.
İşçi sınıfı içindeki çalışmayı salt kadro çalışması şeklinde almak, siyasetimizi kitlelere götürme ve kitleleri anti-faşist mücadeleye aktif olarak çekme mücadelemizde sendikaların katkılarını kenara itmeye ve sağda solda tanışılan bir kaç işçiyi belli ilişkiler çerçevesine sokmayı işçi sınıfı içinde çalışma olarak gösterme anlayışına kadar gidebilir.
Devrimciler denetimlerindeki sendikaları, siyasetlerini kitlelere ulaştırmanın araçlarından biri olarak kullanırlar. Bir çok kişi, kitlelere siyaset götürme sorununu, kadrolar arasında tartışılan konuları siyasi bilinç düzeyi çok geri işçilere götürmek olarak ele almaktadır. Siyasi mücadeleyi günlük yaşamdan koparmakta ve soyutta entellektüel tartışmalara girmektedir. Kitleler Devrimci Yol’un doğruluğunu. TKP’nin Halkın Sesi’nin yanlışlığını teorik tartışmaları dinleyerek kararlaştırmaz. Kitleler, belli siyasetlerin somut olayları nasıl ele aldığına, bu olaylar karşısında nasıl tavır aldığına bakar ve safını belirler. Kitlelere siyaset teorik tartışmalar şeklinde değil, siyasetimizin somut durumlarda aldığı tavırlarla iletilir. Biz faşizm tahlilimizin doğruluğunu bir çok ustadan atıf yaparak değil, faşistlere karşı verdiğimiz aktif mücadelenin başarılarıyla, elde ettiğimiz mevzilerle, önerdiğimiz doğru siyasetlerle gösteririz. Sendikalara ilişkin siyasetemizin doğruluğunu, sendikalarda çalışan Devrimcilerin fedakar, tutarlı mücadeleleri ve bir Devrimciye yaraşır kişisel tavırlarıyla, ekonomik-demokratik mücadelede ileriye doğru attığımız somut adımlarla, işçi kitlelerine gösterdiğimiz somut siyasi hedeflerle kanıtlarız.
Devrimciler, denetimlerindeki sendikaları, kitleleri aktif olarak anti-faşist mücadeleye çekmenin araçlarından biri olarak kullanırlar. İşçi sınıfının, tüm emekçi sınıf ve tabakaların mücadelesine ve onlar üzerinde uygulanan baskılara karşı duyarlı hale getirirler. İşçilerin fabrikada, mahallede, kahvede, köyde aktif birer anti-faşist militan haline gelmesini sağlarlar. Faşizmin kitle tabanı oluşturma çabalarına karşı militan bir kamuoyu yaratmayı amaçlarlar.
Kitlelere siyasetimizi somut olaylardaki tavırlarımız ve onların nedenlerinin açıklanması şeklinde götürürken ve kitleleri aktif bir anti-faşist mücadeleye sokmaya çalışırken, kitlelerin içindeki en ileri unsurlarla bağ kurarız, onları birer kadro haline getiririz. Onları her türlü tartışmanın ve daha da önemlisi her türlü mücadelenin içine sokar, çelikleşmelerini sağlarız.
Devrimci sendikacılık somutta nasıl olmalıdır:
Devrimciler ekonomik-demokratik mücadeleyi oligarşinin çizdiği sınırlar içine hapsetmezler. İşçiler arasında oluşturulan kadroları ve sempatizanları, çeşitli “ikna yollarını” kullanmaya alıştırırlar.
Devrimci sendikalar, işçileri bireycilikten, sadece kendi fabrikasını, kendi sınıfını veya kendi halkını düşünmekten kurtarmaya çalışır. Başka fabrikaların işçilerinin, başka emekçi sınıf ve tabakaların ve başka halkların sorunları işçilere kavratılır, kurtuluşun tüm emekçi sınıf ve tabakaların ortak mücadelesinden geçtiği öğretilir. Şovenizm teşhir edilir. İşçilerin enternasyonalist bir bakış açısı edinmeleri sağlanır.
Devrimci sendikalarda devrimci işçiler yönetimdedir. Yöneticiler birer devrimci kadrodur. Burnun gerekli kıldığı fedakarlık, bilinçlilik, tevazu ve namusluluğu gösterirler.
Devrimci sendikalar, işyerlerindeki tüm işçileri bir yapı içine sokar (bu yapı her 20 işçinin oluşturduğu konseyler şeklinde olabilir.) piramidal ilişkiler zinciri, işçileri sürekli olarak örgütlü tutar. İşçilerin eğitim çalışmalarını ve her türlü legal eylemlerini örgütler ve denetler. Direnişlerde tüm işçiyi bir ordu haline sokar.
Yardımlaşma sandıkları ve tüketim kooperatifleri, sağladığı günlük ekonomik çıkarlardan daha çok, direnişlerde ve işten atılma durumlarında işçilerin zor durumda kalmamaları için birer güvence olarak kullanılır. Bu çalışmalarda işçilerin kendi kendilerini yönetme alışkanlıklarının geliştirilmesi, insiyatif kullanmaları. kollektif mücadeleye ve dayanışma içinde yaşamaya alışmaları, bireycilikten kurtulmaları, eğitilmeleri ön planda tutulur.
İşçilerin eşleri ve çocukları da kadın ve gençlik derneklerine sokulur, buralarda onların da politize olmaları, demokratik ve politik mücadeleye katılmaları sağlanır. Özetle; devrimci sendikacılık anlayışı, işçiyi ve ailesini en geniş bir örgütlenmenin, hayatın tüm safhalarını kapsayan bir örgütlenmenin bir parçası haline getirip onun mücadeleye daha aktif bir şekilde girmesini sağlamaya çalışır.
Devrimci sendikalarda eğitim mücadelenin bir parçasıdır, mücadele içinde ve mücadeleyi daha da geliştirmek için eğitim yapılır. İşyerlerinde öncelikle kadroların çok iyi bir eğitimden geçmeleri sağlanır. Daha sonra, sendikadan yapılacak eğitim malzemesi desteğiyle işyerlerindeki kadrolaşmış işçilerin mevcut yapı (örneğin konseyler içinde yaygın kitle eğitimi uygulamaları), bu eğitimin derneklerdeki seminerle desteklenmesi sağlanır. Bu eğitimler, kafalara yararsız bilgilerin sokulmasını değil, işçilerin en geniş kesimlerini eyleme çekmeye yöneliktir.
Devrimci sendikalar kendi üyelerine ve onlar aracılığıyla da ulaşabildikleri emekçilere ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasi gerçekleri açıklamaya çalışırlar. Bunun yollarından biri olarak, kitlelerin somut sorunlarından hareket ederek siyasi çözüm yollarını gösteren emekçi kitlelerin mücadelesinin ortaklığını vurgulayan, burjuva düzeninin pisliklerini teşhir eden, sosyalizmi öğreten sendika gazetesi ve broşürleri yayınlamaktır.
Devrimci sendikalarda toplu sözleşmelere birer kurtuluş yolu olarak bakılmaması gerektiği öğretilir. Ama toplu sözleşmelerde en iyi ekonomik ve demokratik haklar elde etmek için çalışılır. Toplu sözleşme taslak hazırlık çalışmaları birer eğitim alanı haline getirilir. Patronun kârı, toplu sözleşmede mevcut koşullarda alınabilecek haklar, sömürüyü ortadan kaldırma yolları tartışılır. Taslak beraber hazırlanır. Toplu sözleşme masasına işyerindeki işçi temsilcileri ve sendikacılar oturur. Her oturumda, söz hakkı olmayan dinleyici alınması yararlıdır. Her toplu sözleşme görüşmesinden önce ve sonra bütün işçilerin katıldığı toplantılar yapılır. Görüşmelerin gelişmesi konusunda ayrıntılı bilgi verilir, bazı maddeler konusunda bağlayıcı karar alınır, bazı maddeler konusunda işçi temsilcilerine ve sendikacılara yetki verilir. Toplu sözleşme imzalandıktan sonra yapılan toplantıda eleştiri ve özeleştiri yapılmalı, ekonomik-demokratik mücadelenin bu safhası değerlendirilmelidir.
Toplu sözleşme görüşmeleri anlaşmayla sonuçlanmaz ve grev olursa, devrimci sendika grevi sadece o fabrikanın işçilerinin değil, tüm emekçi sınıf ve tabakalann eğitildiği, örgütlendiği ve anti-faşist cepheye aktif olarak çekildiği bir savaş okulu haline getirmeli, grevi kullanarak siyasi kadroların diğer fabrikalardaki işçiler ve diğer emekçiler arasında çalışma yapmasını sağlamada yardımcı olmalıdır. Devrimci sendika, diğer emekçi sınıf ve tabakalar arasında çalışma yapan Devrimcilerle de bağ kurmalı ve eylemleri emekçi sınıf ve tabakalar arasında işbirliğinin geliştirilmesinin aracı haline getirmelidir. (Bu konuda bkz. Devrimci Yol, özel Sayı, No 2)
Devrimci sendikalarda, eğitilmiş bir taban temelinde en geniş sendikal demokrasi uygulanmalı, sık sık genel toplantılar yapılmalı, işçiler eleştiri ve özeleştiriye alıştırılmalı, çalışmasından memnun olunmayan, örnek bir işçi olmayan temsilciler kendilerini seçenler tarafından her an görevden alınabilmeli, sendika tüzüğü gerçekten demokratik olmalıdır.
Devrimci sendikacılığın özellikleri daha açılabilir. Fakat ana hatları bunlardır. Ancak bu anlayışa sahip sendikalara devrimci sendika diyebiliriz.
Ancak bu anlayışa göre örgütlenmesini ve çalışmalarını yürüten bir sendika, işçi sınıfının ekonomik demokratik mücadelesini en iyi şekilde ve politik mücadeleye bağımlı olarak geliştirebilir ve kitleleri insanın insanı sömürmediği bir düzen kurma yolunda harekete geçirmede devrimci harekete katkıda bulunabilir.
İşçi sınıfı üzerindeki reformist – revizyonist hegemonyayı kırmak için, ileri.
DİSK’te devrimci sendikacılıği hakim kılmak için ileri.
En geniş kitle çalışması içinde en dar kadro çalışması yapmak için, ileri.
Öncü işçileri kadrolaştırmak için, ileri.
DİPNOTLAR:
(1} Gelişmiş kapitalist ülkelerde genel olarak emekçilerin ve özel olarak da şehirli işçilerin tüketim kalıpları bu kadar süratle değişmediğinden, gerçek ücretlerin artmaması fazla bir toplumsal muhalefete yol açmaz.
- Türkiye’de faşistler kitle tabanı oluşturma çabaları içinde sendikalara da önemli yer veriyorlar. Sendikaları faşist demagojinin kitlelere iletildiği yerler olarak kullanıyorlar. Faşistler sendikal çalışmayı reddetmez. Aksine “tek ve mecburi sendikacılık” formülasyonuyla bütün işçilerin tek devlet sendikasına üye edilmesini savunur. Türkiye’deki sivil faşist güçler patronlarla anlaşarak işsizleri işe yerleştirmekte, bu’ işsizleri faşistleştirmekte ve bunlar aracılığıyla işyerinde kara terör uygulamaktadırlar. Seydişehir, Aliağa, Tariş olayları bunun örnekleridir. Faşist sendikalar, faşist demagojiyle kitlelerin düzene karşı olan muhalefetini Devrimcilerin üstüne döndürürken, kitle tabanı da oluşturmaktadırlar. (Bu konu önümüzdeki sayılarda daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır.)
- Reformist sendikacılık, bu düzene getirilen bazı değişikliklerle kapitalist sistem içinde bir çözüm arama çabasının işçi sınıfının kendiliğindenci hareketine yansımasıdır. Gelişmiş kapitalist ülkelerde aldığı şekil işçilerin yönetime katılması, fiyat artışlarının bir denetim altına alınması ve üretimin arttırılması için tüm çabanın gösterilmesi şeklinde özetlenebilir. Böylece işçi aristokratlarının yönettiği sendikalar düzenin sorumluluğunu paylaşırlar. Derinleşen ekonomik buhran “tarafların anlayışlı davranmasıyla, her iki tarafın da en az zarar göreceği bir şekilde” geçiştirilmeye çalışılır. Derinleşen buhran karşısında sınıf mücadelesinin keskinleştirilmesi yerine işçi sınıfının burjuvazi için fedakarlıklarda bulunması istenir. Ayrıca yönetimi paylaşan sendikalar, işçilerden daha fazla üretim isterler. Ücretleri üretime göre düzenlerler. Fazla üretim çıkmadığı durumlarda ücretler azalır. Bu ise üretimi aksatan işçilerle aksatmayanlar arasında kavgalara varan anlaşmazlıklara yol açar. Almanya’da ve daha gelişmiş şekliyle Norveç’te görülen bu uygulamalar işçi sınıfı hareketini büyük ölçüde geriletmektedir. Ancak olgunlaşmamış milli krizin sürekli var olduğu Türkiye gibi ülkelerde bu yapı işleyemez.




