
16 Nisan anayasa değişikliği referandumu ile fiili olarak yürüttüğü tek adam rejimine yasallık kazandıran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni ortağı MHP ile birlikte kurguladığı baskın seçim 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak.
16 Nisan referandumu ile kabul edilen(!) anayasa değişiklikleri ilk olarak bu seçimlerde uygulanacak. AKP ile MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakına karşı oluşturulan Millet İttifakı ( CHP, İYİ Parti, SP ve DP) ve HDP’nin seçim vaatleri ve söylemlerinden hareketle, muhalefetin tekrar parlamenter sisteme dönülmesi yönünde aldığı tutum 24 Haziran seçimlerinin aynı zamanda 16 Nisan referandumunun bir rövanşı olacağını göstermektedir.
2013 Haziran’ında yaşanan Gezi isyanında milyonların özgürlük talebini görmezden gelen AKP için Gezi isyanı sonunun başlangıcı olmuştur. O tarihten sonra sürekli olarak kutuplaştırıcı bir siyaset izleyen AKP toplumu yandaş olan-olmayan ayrımına tabi tutarak her alanda yandaş örgütlenmelere gitmiş toplumu adeta ortadan ikiye bölmüştür. 2002 yılından itibaren ülkeyi 10 yıl birlikte yönettikleri Gülen cemaati ile aralarında ortaya çıkan menfaat çatışması ülkemizi 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimine kadar götürmüştür.
7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde ilk defa tek başına iktidar olmasını sağlayacak oy oranına ulaşamayan AKP halk iradesini yok sayarak erken seçim kararı almıştır. Bu dönem 2011 yılında büyük şaşalarla başlatılan barış süreci için siyasi geleceğimize mal olsa da bu süreçten vazgeçmeyeceğiz diyen siyasi iktidarın siyasi ikballeri söz konusu olduğunda neler yapabileceğini gösterdiği bir sürecinde başlangıcı olmuştur. 20 Temmuz’da Suruç’ta 33 gencimizin IŞİD saldırısı ile katledilmesi ve Ceylanpınar da iki polis memurunun şüpheli ölümü sonrasında barış süreci bitirilmiş, Kürt sorununda tekrar çatışmalı döneme girilmiştir. 20 Temmuz Suruç katliamı ile başlayan ve 10 Ekim’de Ankara’da gerçekleşen Türkiye tarihinin en büyük katliamı üzerinden oy hesapları yapan AKP yüzlerce yurttaşımızın canı pahasına 1 Kasım erken seçimlerinde tek başına iktidar olmayı başarmıştır.
7 Haziran-1 Kasım arası yaşanan kaotik süreç atlanarak 24 Haziran seçimlerine bakmanın eksik olacağı ortadadır. AKP’nin barış sürecini bitirmesi karşısında Kürt hareketinin barış sürecinin devamı noktasında direnç gösterememesi, kısa sürelide olsa seçim sonuçlarından dolayı parlamentodan beklentilerde çıtanın yüksek tutulması AKP karşısında rehavete neden olmuştur. Parlamento önemli olmakla birlikte parlamento dışı toplumsal muhalefetin önemi 7 Haziran sonrasında ve 16 Nisan referandumunda bir kez daha ortaya çıkmıştır. 16 Nisan referandumunda kabul edilen(!) anayasa değişiklikleri üzerinden gerçekleşecek olan 24 Haziran seçimleri hayırlarımızı çoğaltacağımız ve hayırlarımıza sahip çıkacağımız bir süreç olarak görülmelidir.
BASKIN SEÇİM KARARI NİÇİN ALINDI?
Ortadoğu’da giderek yalnızlaşan Suriye siyasetinde iki emperyal blok arasına sıkışan, Avrupa ülkelerinde itibarı kalmayan siyasi iktidar, içerde ise iktidarını OHAL koşullarında baskı ve zorla yönetmektedir. Cumhur ittifakının ihtiyacı üzerinden iç siyaseti dizayn etmek ve seçim yatırımı olarak planlanan Afrin müdahalesi de toplumda beklenen etkiyi yaratmamış gündemden bile düşmüştür.
Göz göre göre gelen ekonomik kriz Türkiye’yi uçurumun kenarına kadar getirmiştir. Döviz kurlarında meydana gelen artışlar devam etmekte dolar 5 lira sınırına doğru gitmektedir. 16 yıldır Türkiye’ de ne var ne yok haraç mezat satan siyasi iktidar için artık deniz bitmiştir. Kamu Özel Ortaklığı modeli ile yapılan yatırımlarla 25-30 yıla varan taahhütlerle ülkemizin geleceğinin ipotek altına alındığı bir süreçte siyasi iktidarın bel bağladığı inşaat sektöründe de büyük bir daralma yaşanmaktadır.
Olağan seçimlere daha 1,5 yıl varken alınan erken seçim kararı AKP’nin yönetememe krizinin tescilidir. Siyasi iktidar yetkisi varken yapmadıklarını seçim vaatleri olarak ifade ederek aklımızla dalga geçmektedir. Tek adam rejimi Türkiye’yi çıkmaz bir sokağa sokmuştur. Çıkmaz sokaktan yapılan hatalarla yüzleşilerek geri dönmek en azından yeni bir zeminin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Türkiye tarihi emekçilerin taleplerini görmeyen, baskıcı iktidarların yok olup gittiğinin örnekleriyle doludur. Yakın tarihimizde ANAP, DYP, DSP, RP nasıl siyasi partiler hurdalığında yerini aldıysa AKP’de bu hurdalıkta yerini alacaktır.
24 HAZİRAN SEÇİMLERİNDE TAVRIMIZ NE OLMALIDIR?
24 Haziran seçim sonuçları ne olursa olsun siyasal İslamcı rejimin yönetme kabiliyetinin, seçimde edineceği güçle sağlanamayacağı ve yine seçim nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın Türkiye’nin içine sürüklendiği krizden çıkışın çok kolay bir yolunun bulunmayacağıdır. Dolayısıyla önümüzdeki dönem krizin sürdüğü bir dönem olmaya devam edecektir. Seçim sonucu ne olursa olsun önümüzdeki süreçte IMF ile yeni stand-by anlaşmaları kapıdadır. Şartlı olarak verilen IMF kredileri sonucunda öncelikle kamu hizmetlerinde piyasalaşmanın hızlandırılması, zorunlu bireysel emeklilik sistemi ve kamuda iş güvencesinin kaldırılması başta olmak üzere kamunun tasfiyesine yönelik atılacak adımların hız kazanacağını bugünden görmek mümkündür.
Muhalefet açısından herkesin kendi adaylarıyla seçime girmesi siyasi partilerin kendi tabanının aktif hale gelmesini sağlayacağı gibi seçimlere katılıma da olumlu yansıyacaktır. Referandumdakine benzer şekilde herkesin kendi hayır çalışmasını (adaylı ya da adaysız) sürdürdüğü, muhalefetin tekleşmediği-cepheleşmediği aynı zamanda birbirine muhalefet eden bir konuma gelmediği bir tarzın hâkim olması 24 Haziran seçimlerine olumlu yansıyacaktır.
Seçim süreci, AKP’nin moral üstünlüğünü kaybettiği, toplumda yenilebilir duygusunun giderek güçlendiği bir ortamda gerçekleşmektedir. İlk girdiği seçimden itibaren aldığı oyun çok üzerinde temsil hakkı kazanan AKP ittifak yasası ile bir şekilde baraj sorununun kalktığı bir seçimde parlamentoda çoğunluğu kaybetmekle karşı karşıyadır. 24 Haziran bu anlamda tek adam rejiminin yenilmesi anlamında önemli bir imkân olarak önümüzde durmaktadır. 16 Nisan referandumunda başladığımız işi 24 Haziranda bitirebilmenin koşullarından biride oy verme ve sandıklara sahip çıkmaktan geçmektedir. OHAL koşullarında yapılan referandumda yaşanan usulsüzlüklerden hareketle sandık güvenliğinin sağlanması en başat görevlerimizden biri olmalıdır. Yerellerde diğer emek ve demokrasi güçleri ile birlikte yan yana gelerek eşgüdüm halinde yapılacak çalışmalarda DSD’li arkadaşlarımız aktif görev almalıdır. 12 Eylül rejiminin getirdiği antidemokratik seçim ve siyasi partiler yasası halen yürürlüktedir. AKP’nin başta medya olmak üzere tüm devlet imkânlarını kullanarak yarattığı anti demokratik ortamın yarattığı eşitsizliklere karşı başlatılan “ tamam kapatıyoruz” kampanyası toplumda karşılık bulmuş olup yandaş medyaya karşı boykot ve benzeri çalışmalar genişletilerek sürdürülmelidir.
İşyerlerinde çalışanlara yönelik ekonomik talepler, hak kayıpları ve her türlü adaletsizliği öne çıkararak OHAL ve KHK zulmünü emekçilere reva gören (başta AKP olmak üzere) partilere oy vermeme yönünde çalışmalar yapılmalıdır.
Dövizdeki yükselişe karşı Merkez Bankasının müdahalesinin de ekonomideki yaklaşan fırtınayı engellemeye yetmediği-yetmeyeceği görülmüştür. Akaryakıta yapılan zamların seçim sonrasına kadar yapılan zam kadar ÖTV indirimi yapılması, bazı sektörlerin dış borç ödemelerini 30 Temmuz’a kadar sabit kur kararı 24 Haziran sonrası büyük bir ekonomik yıkımla karşı karşıya kalınacağını belirtmek abartı olmayacaktır. Ekonomik krizin faturası her zamanki gibi emekçi halkın üzerine yıkılmak istenecektir. Emekçiler ve toplumsal muhalefet seçim süreci boyunca artık TAMAM, ACI REÇETEYE HAYIR kampanyasının örgütleyicisi olmalıdır.
HAYIR, eksenli mücadelemizi sürdürürken “TAMAM” dalgasında da ortaya çıktığı üzere, belirleyici olan kime ‘evet’ denileceğinden daha çok kime ‘hayır’ denileceğidir. Bu anlamda, seçimlerde tek adam rejiminin yenilmesi doğrultusunda mücadele eden, ancak sonuç ne olursa olsun siyasal İslamcı rejimin yenilgisinin ve Türkiye’nin demokratikleşme doğrultusunda ilerlemesinin salt parlamento düzlemindeki mücadele ile gerçekleşmeyeceğini de gören bir yaklaşımla ele almalıyız.
SEÇİMLER SONRASI EMEKÇİLERİ NE BEKLİYOR!
16 yıllık AKP iktidarının sermayeye dost emekçiye düşman politikaları çalışma hayatını emekçiler için cehenneme çevirmiştir. Bu dönemde esnek kuralsız çalışma biçimleri artarken taşeron çalışma olağan çalışma biçimine dönüştürülmüştür. Sendikasızlaştırma, grev yasakları dönemin karakteristik özelliği haline gelmiştir. Yandaş sendikalar aracılığı ile sendikalar itibarsızlaştırılmaya çalışılmış muhalif sendikalara ve meslek örgütlerine yönelik her türlü baskı aracı devreye sokulmuştur. Başta eğitim ve sağlık hizmetleri olmak üzere hızla piyasalaşırken en büyük darbe hazırlığı sosyal güvenlik sisteminin piyasalaşması konusunda yapılmaktadır. 2008 sonrası çalışma hayatına başlayanlar için zaten imkânsız hale gelen kamu emeklilik siteminin (65 yaş) zorunlu bireysel emekliliğe geçişle tasfiyesi planlanmaktadır.
Kamuda iş güvencesinin kaldırılması, il içi ve il dışı rotasyon uygulamaları ve performans sitemini 16 yıllık iktidarında dilinden düşürmeyen AKP kamu emekçilerini itibarsızlaştırmayı iş edinmiştir. Liyakat ve kariyer siteminin yerlerde süründüğü sınavlarda mülakat uygulamalarının kadrolaşmanın bir aracı haline geldiği bu süreçte partili memur anlayışı kamuda oturtulmaya çalışılmaktadır. Yine bu dönemde oluşturulan bakan yardımcılığı mekanizması ile bizzat kamuda yönetici olarak parti temsilcilerinin atanmasının önü açılmıştır.
15 Temmuz darbe girişimi sonrası kamuda Gülen cemaatinden boşalan yerler diğer cemaat ve tarikatlara paylaştırılmış kamuda gerici kadrolaşma kamu hizmetlerine de rengini vermeye devam etmiştir. Eğitim kurumları gerici vakıf, cemaat ve tarikatların at oynattığı alanlara dönüşmüştür.15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL ve uygulamaya konulan KHK düzeni ile kamu emekçilerinin iş güvencesi fiilen kaldırılmış yüz binin üzerinde kamu emekçisinin işine hukuksuz ve keyfi olarak son verilmiştir.
AKP döneminde uygulanan politikalar sonucunda tarım bitme noktasına gelirken, üretici tarihinin en zor dönemini yaşamaktadır. İşsizlik her geçen gün artmakta özellikle genç nüfusun toplam işsizlik içindeki oranı sürekli artmaktadır. Ataması yapılmayan öğretmenler, doktorlar vb. meslek grupları işsizlik dışında da hizmet verecekleri alan açısından sosyal bir mesele haline gelmiştir. Yandaş medyada yeterince yer bulmasa da ataması yapılmadığı için intihar eden gençlerimize sürekli yenileri eklenmektedir. Yine KHK mağduru emekçiler açısından da durum farklı değildir.
Seçim süreci ile ilgili yapılan anketlerde ekonomik sorunlar ilk sırada yer alırken, geçim derdi seçimlerin bile önüne geçmektedir. TBMM önünde kendini yakanlardan tutun, bankaların önünde yaşanan protestolara, intihardan cinnete kadar varan vakalara her gün yeni birisi eklenirken yandaş aynı zamanda ahlaksız medya 2001 krizinde dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in önüne fırlatılan yazar kasa görüntülerini yayınlamaktadır.
Döviz kurlarında başta dolar olmak üzere yaşanan dalgalanma ve buna paralel olarak petrol ve petrol ürünlerinde yaşanan fahiş artışların özellikle seçimden sonra emekçilere zam ve vergi artışları olarak yansıyacağı açıktır. Küçük esnafı, çiftçiyi işçi ve kamu emekçilerini zor bir süreç beklemektedir. Yaşanan ekonomik krizin emareleri bu kadar ortaya çıkmışken bu kesimlerin sessizliği de ayrı bir çelişki olmakla birlikte gerek seçim öncesi gerekse de seçim sonrasında ortaya konacak muhalefetin önemi ortadadır.
24 Haziran seçimleri öncesinde girilen seçim ekonomisi de göz önüne alındığında seçimler sonrasında yaşanan krizin faturasının emekçilere ödetilmeye çalışılacağı ortadadır. İlk aşamada seçimlerde tek adam rejiminin son bulması önemli olmakla birlikte seçim sonuçları ne olursa olsun parlamento dışı muhalefete olan ihtiyaç ortadadır.
KESK’i yeniden kurmak iddiası ile yola çıkan bizlerin görev ve sorumlulukları bellidir;
- İşyerlerinde tüm çalışanları bir araya getirmeyi hedefleyen işyeri meclislerini oluşturma,
- Kamunun tasfiyesine karşı emekçilerin söz, yetki ve karar sahibi olacağı yeni bir kamusal anlayışı yaratma,
- Emekçilerin mücadelesini bütünleştirecek olan birleşik emek hareketini yaratma yolunda kararlı bir şekilde yürüme, Yol’unda
“TEK ADAM REJİMİNE, ARTIK YETER! “
“GERİCİ, IRKÇI PİYASACI DÜZENE TAMAM DİYELİM!”
- Eşit, özgür, laik ve demokratik bir Türkiye
- OHAL değil demokrasi
- Barış ve kardeşlik
- İnsanca bir yaşam, güvenceli iş, güvenli gelecek için
24 Haziran’da bir adım atalım.!
16 Nisan Referandumunda HAYIR’IN kazandığını 24 Haziran’da tescil edelim!
ÜRETEN BİZİZ YÖNETENDE BİZ OLACAĞIZ!




