Emek Harekatının Kerkopata Kapısı

Emek Harekatının Kerkopata Kapısı

PAYLAŞ

Stewen Zeweng’in Yıldızın Parladığı Anlar ki eserinde, Bizansın sonunu açık unutulan bir kapıdan geldiğini oldukça başarılı bir kurguyla yazmıştır. Böylelikle Konstantine, İstanbul olmuştur! Açık kapıdan içeri giren Osmanlı askerleri, şehir düştü diye bağırınca korku tüm surlara yayılmış ve böylelikle şehrin alındığını yazar, Stewen Zeweng. Bu ne kadar mümkündür bilinmez. Kilometrelerce uzunlukta ve zamanın toplarının yıkamayacağı kadar kalın duvarlarla örülü bir kalenin düşmesi açık unutulmuş bir kapıdan olduğu hayal ötesi bir zorlama olsa gerek… Keza o dönem Avrupası’nın durumu ortada. Bu konuyu daha fazla uzatıp yazıyı dağıtmak istemiyorum, ama bu yazı için böylesi bir giriş yapma ihtiyacımda vardı. Çünkü bizim mahallenin Kerkopata kapısı açık unutulmuş durumda…

Yıllarca Kamu Emekçileri İçinde yaşanan tartışmalar ve gelinen noktada KESK’in eski mücadele gücü kalmadığı gibi yeniden umut olacak bir hali de yoktur. Şimdi şunu açıkça belirtelim kapıdan içeri sızanları ve bugünün başlangıç değil sonuç olduğunu hafıza tazeleyerek birkaç başlıkla hatırlatalım. Birincisi İki bin on yılında KESK’in Anayasa referandumuna hayır diyememesi. O zaman tarihe şöyle bir not düşmüşüz. KESK neden hayır demedi ya da diyemedi? KESK’in üyeleri içerisinde “Yetmez Ama Evet” yanlısı sendika aktivistlerin KESK içinde “Hayır” diyenlere göre küçük bir oranı temsil ettiklerini söyleyebiliriz. KESK bu Anayasa paketini kendi üyeleri içerisinde referanduma sunup “Evet” ya da “Hayır”ı çıkacak sonuca göre belirlese idi yüksek oranda “Hayır” çıkardı.

İkincisi emek hareketiyle siyasal hareketin yani siyaset sendika dilinin yeterince eşit kurulamaması. Bu olumsuz dili açık olarak unutulmuş ikinci bir kapı olarak değerlendirirsek; Emek cephesinin mücadele başlıkları; güvenceli çalışma, yaşanabilir bir gelir, kadın hakları, çevre hakkı, eşit yurttaşlık, sağlık ve eğitim hakkı, güvenceli gelecek ve benzeri gibi talepler bir biri peşine değil, “biri olmadan diğeri asla” dediğimiz bir talepler bütünlüğü, topyekun mücadelelerinin başlıklarıdır. Bu mücadele başlıklarının politik yönünün nasıl olması gerektiği en geniş kesimlerce yapılacak tartışmalarla belirlenmeli ve de zenginleştirilmelidir. Bu tartışmaları yürütecek toplumsal kesimlerin KESK’i yeniden inşa etmek gibi önemli bir görevinin yanı sıra onca yoksulluğun ve ölümün yaşandığı emek alanında toplumsal bir vicdanı da daha görünür bir şekilde ayağa kaldırma gibi bir sorumlulukları vardır.

Açık kapılar bitse iyi dahası var. Unutulan üçüncü bir açık kapı. Yandaş sendikayla yeterince polemiğe girmeden çalıyı dolaşma taktiği buda KESK’e şöyle yansıdı maalesef. Eş atamaları, tayinler, görevde yükselmeler, unvan değişiklikleri gibi bir dizi sosyal ve hukuki kazanımların eşitlik ve hakkaniyet ilkesi gereği hayata geçirilmesi gerekirken… Yandaş sendikaya üyelik şartının aranması ve yandaş sendikaya üye olanların işlerinin yürütüldüğü bir hukuksuzluk ve adaletsizlik ile kamu emekçileri karşı karşıya bırakılmıştır. Bu dönemde atama tayin ve benzeri kısım işlere Memur-Sen bakmaktadır. Yeterince bu konular irdelenip kamuoyuyla paylaşılmadı ve buna göre hem hukuksal hem fili meşru bir mücadele hattı ne yazık ki örülemedi. Son olarak değineceğim açık kapılardan biride toplu sözleşme sürecini beklerken olacak. Bu noktada Samuel Beckett’in 1949 yılında yazdığı ünlü eserine değinmekte fayda var. “Godot’yu beklerken.” Bilinmez biridir Godot. Aslında Godot diye biri yoktur! Ya da vardır! Var la yok arasında dahi olup olmadığı bilinmeyen Godot’u bekler iki kafadar… KESK, toplu sözleşme sürecinden önce neyi beklemektedir. Önümüzdeki süreçte meşru, fili, grevli bir toplu sözleşme yapmak için ‘kamu’ alanında örgütlü sendikalar neyi beklemektedir? Toplu sözleşme süreci beklenirken çalışma barışı, eşit işe eşit ücret, sosyal haklar, güvenceli çalışma, sürgünler, atamaların yapılamaması KHK lar dahil bir çok alanda kamu emekçilerinin yaşadığı sorunlar her geçen gün daha da olumsuz bir hal almaktadır.

Varlığına kesin inandığımız şey yasadan çok bir toplumsal emeğin gerçekliğidir.

Çünkü o emek her gün sabah erken kalkmakta, işe gitmekte, hizmet üretmektedir. Çalışırken hastalanmakta, günden güne ölmekte, ağır bedeller ödemektedir.

Tüm bu yaşananlara rağmen “sendikalarca” beklenen önümüzdeki toplu sözleşme süreci ise o sadece tarihten ibarettir… O tarih beklemekle güzel günleri getirmeyecek!

Son söz olarak bugün KESK’in yaşadığı bir başlangıç değildir bir sonuçtur. Aynı zamandan bu Kamu Emek Hareketinin krizidir… Bu krizden çıkıp yeniden kamu emekçileri alanında umut olmanın yolu “kendisini tekrarlamayacak yeni bir sendikal hareketin inşasından geçmektir.” Son satırlarıda yine büyük bir ustaya bırakalım. “İnsanın yaşamdaki tek günahı umudunu yitirmesidir.” Marıo Sımmel.

Erbil Karakoç

Yapı-Yol-sen Samsun Şube Başkanı