
Türkiye’de 90’lardan bugüne emek hareketine tarihsel bir birikim ve deneyim kazandırmış KESK için yeni bir değerlendirme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Son olarak Eğitim-Sen Genel Kurulu’nda ortaya çıkan kriz de bu değerlendirme ihtiyacının aciliyetini ortaya koydu.
Eğitim-Sen Genel Kurulunda ortaya çıkan tablo ve ardından farklı kesimlerin yürüttükleri tartışmalarda da ortaya çıkan gerçek; köklü bir tartışma ve değişim ihtiyacıdır. Bütün bu tartışmaların kamu emekçileri hareketinin demokratik birikimlerini geliştirerek sendikal hareketin krizine gerçekçi çözümler bulunmasına katkı sağlayacağını umuyoruz. Bu anlayışla, emek hareketinin ve KESK’in birikmiş sorunlarını ele almak ve yeni bir devrimci emek siyaseti ihtiyacına ilişkin yanıt arayışlarını güçlendirmek üzere Devrimci Sendikal Dayanışma olarak bir çıkış yolunu birlikte tartışmak ve bulmak üzere yeni bir adım atıyoruz. Bu adım KESK’in demokratik birikimlerine, mücadelesini sahip çıkan ve şimdi emeğin ihtiyacı olan daha etkili bir mücadeleyi örgütlemeyi önüne koyan tüm kesim ve emekçilerle her adımda ortak bir düşünme, tartışma ve mücadele adımı olacaktır.
Yeni Bir Adım İhtiyacı
Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD) olarak, 2017 Genel Kurulunda sorumluluk alırken, ‘Yeni Bir KESK, Yeniden KESK’ metninde KESK’in yapısal sorunlarına dikkat çekmiş, örgütsel demokrasideki aşınma sorunundan kamunun dönüşümüne bağlı olarak değişen istihdam yapısını kapsayacak yeni örgütlenmeler ihtiyacını ortaya koymuştuk. 2017’den bugüne gelen süreçte bu iddialarımızı hayata geçirmek için mücadele ettik. Kuşkusuz ki bu iddiaları ete kemiğe büründürmekte kendimize dair eksikliklerle birlikte, KESK’in belli mutabakatlar içinde donuklaşmasının aşılamaması nedeniyle bu krize devrimci çözümler bulamadığımız oranda bugünkü noktalara gelindi.
Bugün artık daha köklü bir tartışmanın yol açacağı yeni adımlara ihtiyaç var. Bu ihtiyaç ekonomik, siyasi ve toplumsal bir krize sürüklenmiş olan Türkiye’nin, kamu emekçilerinin ve tüm emekçi halk sınıflarının acil ihtiyacından ayrı düşünülemez.
Türkiye, 15 Temmuz sonrası süreklileşmiş OHAL rejimi içinde siyasal İslamcı tek adam yönetiminin piyasacı ve gerici politikalarıyla yeni sistemi inşa etmeye çalışıyor. ABD seçimlerini sonucunu da göz önüne alarak pozisyon belirlemeye çalışan AKP, ekonomi ve yargı alanında reform söylemleriyle küçük ortağının müdahaleleri arasındaki denge arayışında yalpalıyor. Ayakta kalmayı muhalefetin üzerinde baskı ve hukuksuzluk, anti demokratik uygulamaları arttırarak ve çetelerin tehditleriyle toplumsal muhalefet alanını daraltarak sürdürmeye çalışıyor. Pandemi koşullarının derinleştirdiği ekonomik krizin etkileri halkın yaşam koşullarını katlanılamaz boyutlara taşıyor. Buna karşın toplumdaki desteği giderek azalan, pandeminin eğitim ve sağlık başta olmak üzere her alanda yarattığı sorunlarla birlikte işsizlik ve yoksulluğun derinleşmesine karşı toplumun sınıfsal eksenli talepleri de yükseliyor. Böyle bir dönemde emek hareketinin en önemli mevzilerinden birisi olan KESK’in böyle bir krize sürüklenmiş olması kuşkusuz ki ciddi bir sorundur.
Kamu Emekçileri Hareketinin Krizi Emek Hareketinin Krizden Ayrı Düşünülemez
KESK’in yapısal sorunlarının kaçınılmaz bir şekilde açığa çıkardığı bu kriz, emek hareketinin krizinden ayrı ele alınamaz. Bu anlamda emek hareketinin ve kamu emekçileri mücadelesinin bir döneminin tamamlandığını söylemek hiç abartılı olmaz. Kamu emekçileri hareketinde bir dönemin sona ermesi ile kastedilenin sadece yönetsel organların oluşum şekli veya sendika içi grupların birbirleriyle olan ilişkileri ile açıklamaya çalışarak daraltılamaz.
Sendikanın iç yaşantısından, sendikal politikaları oluşturma biçimine, politikaların çerçevesinden ufkuna kadar pek çok alanda yenilenmenin artık kaçınılmaz olduğunu, yeni bir devrimci emek siyasetine ihtiyaç olduğunu belirterek tartışmayı sürdürmek gerekmektedir.
KESK de dahil emek örgütleri güvencesiz, esnek istihdam biçimlerinin arttığı, çok parçalı istihdam yapısının hâkim kılındığı bir emek rejimi karşısında örgütlenmelerini yenilenmekte yetersiz kalmıştır. Önceki dönemin çalışma ilişki ve biçimlerine göre örgütlenmiş sendikalar, bu çeşitlenmiş ve güvensizleştirilmiş istihdama dayalı çalışan emekçilerle birleşmediği oranda etkinliğini sürdürebilmesi de mümkün olmamıştır. Fiili bir örgütlenme ve mücadele ile aşılabilecek bu sorunları aşabilmeye yönelik fikri canlılık, örgütsel girişim ve enerjinin açığa çıkmadığı bir ortamda sendikalarda bürokratikleşme ve emekçilerle sendika yönetimleri arasında bir yabancılaşma kaçınılmaz olarak ortaya çıkmıştır. Sendikacılığın bir mesleğe dönüştüğü yozlaşma sendikaları sınıf-kitle sendikacılığının kalbinin attığı iş yerlerinden uzaklaştırmış; aynı zamanda emekçilerin sendika ile canlı ve organik bağları olabildiğine zayıflamıştır. Yeni bir devrimci emek siyaseti bu eksiklikleri aşacak, kendi pratiğimizin de devrimci bir eleştirisi üzerine yükselen bir örgütlenme anlayışı üzerine kurulabilecektir.
KESK’e bağlı iş kolları kongrelerinde ve son Eğitim Sen 11. Genel Kurulunda yaşananların ardından devam eden tartışmaların bir bölümü bu gerçek sorunların üzerinden atlayarak, meseleyi bir temsiliyet-koltuk tartışmasına indirgeme eğilimindedir. Sorunu bu bağlamda ele almak çözümleri de sığlaştırarak, bir bakıma bu sendikayı felç eden sorunların gölgelenmesi anlamına gelecektir. Kaldı ki bu tür görüşler KESK’in demokratik birikiminin bir parçası olan mutabakat kültürünün ortadan kaldırılmış olmasını da hafife almaktadır. KESK, kuruluşundan bu yana çoğunluk gücü yerine sendika içindeki tüm eğilimlerin ve emekçilerin mutabakatı olarak ifade edilen, demokratik bir örgütsel kültür üzerinden yükselmiştir. KESK’in bu demokratik niteliğinin çoğunluk gücüyle ortadan kaldırılması ve bu güce dayanarak (aslında çoğunluğu dışarıda bırakan bir yönetim yapısı ile) bir anlayışın sendikaya dayatılması geçiştirilebilecek bir konu değil; sendikanın krizin kaynaklarından birisidir. Bir tür oldubittiyle oluşturulmuş, meşru olmayan yönetimler oluşturulup sonra bunun kabul edilerek, sürecin olağanlaşmasını kimse beklememelidir.
Kamu emekçileri hareketi geleneksel sendikacılığın sınırlarını aşarak, sınıf-kitle sendikacılığı temelinde kapitalist sömürü ilişkilerinin köklü bir değişimini hedefleyerek oluşturuldu. KESK’in talepleri, mücadele yöntemleri, toplumsal müttefikleri ve siyasal iktidarla kurduğu ilişkiyi belirleyen temel itiraz noktasını talilleştirmek sendikanın kritik eşiklerde yalpalamasına neden olmuştur. KESK’e bugün dayatılan da budur.
Bugün emek hareketi ve özelinde kamu emekçileri hareketi, emek rejiminde, kamunun örgütlenmesinde yaşanan köklü değişimlere yanıt verecek bir devrimci yenilenme ihtiyacı ile karşı karşıyadır. KESK’in içine sürüklendiği krize verilecek yanıtlar da bundan ayrı ele alınamaz. Bugün, her şeyi aynı biçimde devam ettirmeye çalışmak ya da sendikal krizi basit bir temsil sorunu etrafındaki geçici bir kriz olarak görmek büyük bir yanılgı olacaktır. Artık aynı şekilde devam etmenin imkansız olduğu bu noktada şimdi, emek hareketinin krizinin temel dinamiklerinin ne olduğu, emeğin parçalı yapısını ortadan kaldıracak birleşik bir emek siyasetinin olanaklarının nasıl geliştirileceğini, pandeminin derinleştirdiği krizden emekçilerin yükselen sınıfsal taleplerinin nasıl örgütleneceği, vb. sorulara birlikte yanıtlar arayarak yeni bir yol açmanın zamanıdır.
BİR YOL AÇMALI…
Bu yazı yeni bir tartışma öncesi emek hareketinin krizine ilişkin sorunlara birlikte yanıt üretmeye yönelik bir çağrıdır. Emekçilerin söz ve karar hakkını gerçekleştirecek zeminleri inşaa ederek, merkezileşerek bürokratik ilişkilere dönüşmüş bir sendikal hayatı reddederek, üretenlerin yönettiği bir sendikal hayat için yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Biliyoruz ki bu yol eşit ve özgür bir geleceğe giden yoldur. Bu yolda tüm emekçilerle birlikte yürümeye hazırız…
DEVRİMCİ SENDİKAL DAYANIŞMA TÜRKİYE MECLİSİ




