Tahir Elçi’yi anlatabilmek… – Esra Başbakkal Kara/Özgür Üniversite

Tahir Elçi’yi anlatabilmek… – Esra Başbakkal Kara/Özgür Üniversite

PAYLAŞ

2005 yılında tanıştım onunla, Eskişehir’de. Mesleğin çok başında, hatta en başındaydım. Küçük Uğur ve babası Ahmet Kaymaz’ın Mardin Kızıltepe’de katledilmesinin ardından, Eskişehir’e nakledilen Kaymazlar davasının ilk duruşmasıydı.Orada tanıdım Tahir Abiyi. O yıllarda mesleğinin ve insan hakları mücadelesinin duayeni olan bu insanın, benimle ve tıpkı benim gibi henüz avukatlıkta çok da deneyim sahibi olmayan arkadaşlarımla kurduğu ilişki ve dili öylesine mütevazı ve eşitti ki, onun yanında her daim yaşamda ve meslekte kıdemli gibi hissettik kendimizi. Öylesine nezaket sahibi ve öfke dolu olmayan bir insandı ki, bize tepeden bakan, terörist muamelesi yapanlara karşı dahi bu nezaketini hiç terk etmedi. Bense onun yaşadığı acının ve zulmün çeyreğini dahi yaşamamış bir insan olarak, öfke doluydum. Dava duruşmalarında sanıklara yaptığı çapraz sorguyla ağzımızı açıkta bırakan böyle bir insanın tevazuyu bir kez dahi elden bırakmamasını, onunla sonra devam eden diyaloğumuzda da aynen yaşamaya devam ettim.Bu davanın sonunda, sanıklar beraat ettirildiği gibi, bir de Tahir Elçi’nin, “biz adaletin burada, Eskişehir’de, yargılamanın yapıldığı Mahkemede gerçekleşmesini istiyoruz, Avrupa’da,AİHM’de değil” minvalindeki basına yaptığı açıklama nedeniyle ‘adil yargılamayı etkilemeye teşebbüsten’ hakkında dava açıldı. Yargılandığı bu dava nedeniyle Eskişehir’e gelmeye devam etti Tahir Abi ve benim gibi bir çömeze vekaletname çıkararak avukatı tayin edip, davasını emanet etti. Sonra, ‘dava nakli memleketi’ Eskişehir’de, başka katledilen insanların yerlerinden uzaklaştıran davalarında biraraya geldik onunla.2007 yılında Diyarbakır’da eşi ve çocuklarıyla, o güzel ailesiyle tanıştırdı ve kırk yıllık dostlarıymışız gibi misafir ettiler bizi.

Eskişehir’de Gezi eylemleri sırasında polis ve esnaf tarafından linç edilerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın Kayseri’deki davasına da yetişti Tahir Abi. Dava sonunda polisin yoğun biber gazıyla avukatlara, aileye ve davanın takipçilerine yaptığı saldırıda da oradaydı. O saldırı esnasında onu kaybettim. Bu davadan çok kısa süre önce geçirdiği operasyonla o kocaman kalbinde bir sürü stent taşıyordu. Orada, yaşadığım korku ve çaresizlik tarif edilemezdi. Ya Tahir Abiye bir şey olmuşsa diye iki gözüm iki çeşme, yana yakıla onu aradım. Ve ona ulaştığımda, onun o metanetli sesini duyduğumda yaşadığım rahatlamayı anlatamam.Ama şimdi gitti ve hiç bir şey yapamadım, yaşadığına dair umut bile duyamadım.Bir kurşunla bir hamlede öldürdüler onu.

Orhan Kemal Cengiz ‘Hoşça Kal Tahir’ başlıklı yazısında; “Pazar akşamı Tahir’in sevgili eşi Türkan’a ‘İnsanlara Tahir’in nasıl birisi olduğunu anlattığımızda bize inanmayacaklar, öldüğü için arkasından böyle konuşuyoruz zannedecekler’ dedim”, diye yazdıktan sonra, “hayatımda senin kadar merhametli bir insan tanımadım” demiş Tahir Abi’ye. Ve Tahir Elçi hakkında yazılan yazıların tamamı böyle anıyor onu. Aynı Orhan Kemal Cengiz’in söylediği gibi; öldüğü için değil, hayatımda tanıdığım, hem insani hem de mesleki anlamda, en nitelikli, en mütevazı, en merhametli insan olduğu için söylüyorum bunları. Hayat ve heyecan doluydu Tahir Abi, hem yaşamaya hem yaşatmaya dair.Onu ailesinden, sevenlerinden, bizden aldılar. Onun, o tarifsiz insanın ömrünü çaldılar.Küçük oğlunun o çaresiz insanın içine işleyen bakışları, kızının yüreğimizi parça parça eden isyanı, eşinin o dik, boyun eğmeyen duruşu ve ona yazdığı muazzam mektubuyla uğurladık onu.

Ve geçmişe geri dönmeyi hiç bu kadar istemedim, “oraya gitme” demeyi. Ama biliyorum ki, yine oraya gider, o açıklamayı yine de yapardı.

Seni ve yaşattığın değerlerini son nefesime kadar unutmayacağım Tahir Abi. Seninle yüreğimizden ve insanlığımızdan koparılan o koca parça hiçbir zaman yerine gelmeyecek. Keşke seni yaşatabilseydik.

Hakkını aradıklarına selam olsun…Katillerin er ya da geç hesap verecek…