50. Yılında 15-16 Haziran İşçi Eylemlerinin Hatırlattıkları ve Düşündürdükleri (Kemal IRMAK)

50. Yılında 15-16 Haziran İşçi Eylemlerinin Hatırlattıkları ve Düşündürdükleri (Kemal IRMAK)

162
PAYLAŞ

1965 Sonrası dönem bütün dünya açısından –özellikle kapitalizm açısından- önemli ve ilginç gelişmelerin yaşandığı yılları işaret etmektedir. Tüm dünya çapında özgürleşmenin ve umudun daha çok yeşerdiği dönemin ifadesidir. 1960’ların sonu, 1970’lerin başına damgasını vuran bir kuşak vardır: 68 Kuşağı. Bu kuşak mevcut değerleri reddetme yada yeniden tanımlama gibi özelliklere sahipti. Ve bu kuşak idealleri uğruna hayatlarını ortaya koyacak yüreğe ve inanca sahipti. Mahir, Deniz, İbo ve onların yoldaşları bu kuşağın en bilinen temsilcileridir. İşte bu kuşağın damgasını vurduğu bu tarihsel atmosferde, bu kuşağın estirdiği fırtınanın da tezahürü olarak 15-16 Haziran eylemlikleri tarihe notunu düştü. Böylelikle bundan tam yarım yüzyıl önce Türkiye, tarihinin en büyük işçi eylemlerine tanıklık etti. 15-16 Haziran 1970 yılında İstanbul’un ve İzmit’in hemen hemen her işçi biriminde işçiler; işçi örgütlenmelerinin ve gerçek hak arayışının önüne geçmeye çalışan dönemin hükümetinin ve işbirlikçi sarı sendikanın (Türk-İş’in) hamlelerini boşa çıkarmak için harekete geçtiler.

1967 yılında kurulan DİSK ve bazı bağımsız sendikalar işçi sınıfı içinde hızla örgütlenmeye ve ilgi odağı olmaya başladılar. O günlerin toplumsal mücadelelerinin etkisi, 68 kuşağının Dünya’yı ve ülkemizi sarsan hareketi, işçi sınıfı içinde de karşılığını bulmaya başlamıştı. DİSK’in içinde cisimleşmeye başlayan devrimci dalga DİSK’i ve bazı bağımsız sendikaları sınıf hareketlerinin adresi yaparken, Türk-İş vb sarı, bürokratik sendikal anlayışları derinden sarsmaya başladı. Gelişmeler patronları, hükümeti ve hatta muhalefeti (AP iktidar, CHP muhalefetti o dönem) sarsıyor, düşündürüyor ve kaygılandırıyordu.

Türk-İş’in önerileri doğrultusunda iktidarı, muhalefeti, iş veren çevreleri bu dalganın önüne geçmek için hazırlıklar başlattı. DİSK’i kapatmak yada etkisiz hale getirmek, beraberinde gelişen devrimci dalgayı kırmak için yasal ve toplumsal hazırlıklar içine girdiler. 274 Sayılı iş yasası ile 275 sayılı sendikalar yasasında ve temel mevzuatta değişiklik yapan tasarıyı meclis gündemine getirdiler. Yasa meclisten ve senatodan geçti. Asıl amacı DİSK’i kapatmak, DİSK ve Bağımsız sendikaları etkisizleştirmek, Türk-İş’ten DİSK’e işçi akışını önlemeyi amaçlayan değişiklikler şöyleydi.

  • İşçi sendikalarının Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için, o iş kolundaki toplam işçi sayısının üçte birini üye yapması gerekecekti.
  • Konfederasyon kurabilmek için daha önce var olan sendika ve federasyonların üçte birini üye yapması gerekecekti.
  • Sendika üyeliğinden ayrılabilmek için istifa edecek her üyenin noter karşısına çıkması gerekecekti.
  • Bir iş yerinde sendika kurabilmek için, en az üç yıl öncesinden o iş yerinde çalışıyor olması gerekecekti.
  • Uluslararası işçi örgütlerine en fazla üyeye sahip konfederasyon üye olabilecekti.

Bu ve bir dizi baraj ve kısıtlamalar içeriyordu.

Dönemin Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk katıldığı Türk-İş kongresinde “yakında DİSK’in canına ot tıkayacağız” açıklamasıyla hedeflerini ve muratlarını açık etmişlerdi.

Yapılan değişiklik sendikal örgütlenmeye büyük darbe indiriyordu. Sendika değiştirmek çok güç hale gelirken, işçilerin sendika seçme özgürlüğü oldukça kısıtlanıyordu. Bu haliyle yasa 11 Haziran 1970’de Cumhurbaşkanın onaylamasıyla yürürlüğe girdi. Ardından TİP ve gelişmeler karşısında tutum değiştiren CHP değişikliklerin iptali için Anayasa Mahkemesine gittiler.

Öncesinde, son bir iki yıldır bir çok fabrikada işçi eylemleri ve direnişler sürmektedir. Özellikle metal-iş kolunda (ki direnişin motor gücüdür) ciddi örgütlülükler ve eylemler söz konusudur. Yasa yürürlüğe girer girmez işyerlerinde hızla “Anayasal Direniş Komiteleri” adı verilen komiteler kurulur. Bu komiteler aracılığıyla örgütlenen işçiler 4 gün sonra 15 Haziran sabahında protesto eylemlerini başlatırlar. Yaklaşık 70 bin civarında işçi sabah fabrikalarına giderler, fakat işbaşı yapmadan beklerler. Ardından koordineli bir şekilde aynı zaman dilimlerinde fabrikalarından çıkarak büyük yürüyüşlerini başlatırlar. Anadolu yakasındaki işçiler, Gebze’den, İzmit’ten akın, akın Kartal’a doğru yürüyüşe geçerler. Avrupa yakasındaki işçilerde farklı kollardan Taksime doğru yürüyüş başlattılar. Ortak kararları, Anadolu ve Avrupa yakası Taksim de buluşarak büyük bir miting gerçekleştirmekti. Haliç ve Galata köprülerinin açılmasıyla Devlet bu planı engeller.

16 Haziran’da protestolar İstanbul ve İzmit’in yanı sıra İzmir, Ankara, Adana, Gaziantep gibi bir çok işçi havzasına yayılır. 16 Haziran işçi eylemleri oldukça görkemli ve kalabalıktır. 150 bin civarında işçinin direnişte olduğu ifade edilir. İşçiler son derece direngen, kitlesel, örgütlü ve kararlı bir tutum içindedirler. 16 Haziran akşamı bunun önüne geçmek için İstanbul ve Kocaeli’nde sıkıyönetim ilan edilir. Çok sayıda sendika yöneticisi gözaltına alınır. 5-6 bin civarında işçi işlerinden atılır. Ancak eylemin etkileri o kadar büyük olur ki bir çok fabrika eylemlerine devam eder. Özellikle, İzmir, Ankara, Adana ve Gaziantep’te bir süre daha devam edilir. Sınıfın gerçek sendikal adresi belli olmuştu. DİSK Psikolojik, düşünsel ve örgütsel üstünlük sağlamış ve örgütlülükte ciddi ivme kazanmıştı. CHP Geri adım atarak tutum değiştirdi. Anayasa Mahkemesi de 7 ay sonra yasayı iptal etti.

15-16 Haziran 1970 işçi eylemleri; Türkiye İşçi Sınıfı Tarihindeki sayfalarına yerini altın yaldızlarla yazarak aldı.

Ancak, o gün işçilerin örgütlenmesinin ve sınıf hareketinin büyümesinin önüne çekilmek istenen yasalar 1980 Askeri darbesiyle çok daha ağırlaştırılarak gerçekleştirildi. DİSK kapatılırken bir çok yöneticisi ve bir çok işçi önderi tutuklanarak cezaevlerine atıldı. Sendikal örgütlenmeyi daha da zorlaştıracak işyeri barajı, il barajı, bölge ve ülke barajları konuldu. Halit Narin’in “şimdiye kadar işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde (patronlarda) sözü hala çok canlı dururken, Darbenin de aslında kim için kime karşı yapıldığını ifşa ediyordu.

15-16 Haziran direnişi; yüzbinlerce işçinin katılımıyla, birçok fabrikayı, işyerini, işletmeleri, mahalleleri, kentleri, bölgeleri ve hatta tüm ülkeyi kapsayan, kitlesel boyutları olan bir genel greve niteliğindedir. Tam bir siyasal genel grev özelliği taşıdığı çok aşikar. Gözaltına alınan işçilerin serbest bırakılması için, karakollara girilerek işçilerin serbest bırakılmasını sağlayacak kadar geniş boyutları vardı. Sendikacıların beklemediği, sendika yöneticilerini şaşkına çevirecek devrimci bir durum ortaya çıkmıştı. Bu şaşkınlık ülkeyi yönetenlerde de vardı. O nedenle 60 günlük sıkıyönetim ilan ettiler. Burada anlatılamayacak boyutlarda sosyal, siyasal, boyutları oldu. Toplumsal muhalefet hareketlerinde oldukça olumlu yansımaları yaşandı. Her kesimi etkiledi. Dönemin çok dinlenilen ozanı, Aşık İHSANİ bir eserinde titrek ve yüksek oktavlı sesiyle:

“İstersen bu sözümü bir kenara yazzz / 15-16 Haziran’ı olan bir ülkede Faşizm fazla yaşamazzz” diye haykırıyordu.

Evet 15-16 Haziran bir genel grevdi ve bize bazı hatırlatmalarda bulunuyor.

  • İşçilerin ve emekçilerin örgütlenmesinde ve ortak hareket etmesinde en önemli mücadele aracı olan Grev Hakkı için mücadele etmenin önemini hatırlatıyor. 4688 sayılı Kamu görevlileri sendikaları kanunda hala grev hakkı olmadığını bunu için mücadelenin şart olduğunu hatırlatıyor.
  • O gün tabanın bürokratik sarı sendikacılıktan, devrimci sınıf sendikacılığına doğru bir yönelimi varken, bugün tam tersi bürokratik, işbirlikçi sarı sendikacılığa yönelimin bütün boyutları ile sorgulanması gerektiğini hatırlatıyor.
  • Alınan “grev eylemi” kararlarının sonuçları itibariyle yeniden gözden geçirilmesini; grev kararının çaresizlikten değil, bir çare olmasına dayalı olarak alınması gerektiğini hatırlatıyor.
  • Ve bu topraklarda mücadele geleneklerimizin azımsanmayacak kadar çok ve güçlü olduğunu hatırlatıyor.

Ve

Bir insan gözü gibi derin,

Bir salkım üzüm gibi serin,

Bir ferah,

Bir rahat,

Bir işitilmemiş türküyü söylemeye…. Hep beraber, Haydi Diyor.

KEMAL IRMAK