Ölen çok, cenaze yok! – Erk Acarer/Birgün

Ölen çok, cenaze yok! – Erk Acarer/Birgün

PAYLAŞ

Karlı bir gündü… Hiç sevmem karlı havayı. Ambulansın ışığı beyazı aydınlattı. Babamı alıp götürdüler. Ev yakın diye, ‘Amerikan’ şirketinden bozma bir hastane. Kalp masajı, beyin cerrahisi, tomografi derken… Babam öldü o gece. Müşteri hizmetleri “Masraf yaptık” dedi. O kadar para yok, senet yapıldı. Sabah bulundu para, cenaze alınacak… Nazikçe, birkaç işlem daha yapıldığını, masrafın arttığını söylediler. Senedi yırttım. Öyle açık açık, herkesin içinde ağır ağır… Küfrün kallavisi çınladı koridorda. Hoyratça… Anneme, kardeşime, “Ne derim?” diye hiç düşünmedim. “Alın” dedim, “Babam sizde kalsın, istemiyorum! Hastane karıştı, yalvarıp yakararak cenazeyi verdiler. Götürdük gömdük. Herkesin yüzünde acı, benimkinde huzur… Babam bizde kaldı. İşte o telaştan, ağlamaya fırsatım olmadı. Kardan kıştan nefret ederim. Laf aramızda, ne hastane ne doktor severim… Mecburen oradan geçsem, önüme çıkana dümdüz giderim.
O gün anladım işte… Cenaze fetişizmi var ülkede… O gün anladım; cenazeler kullanışlıdır bizde! Netleşti kafam, bu sistem adamın ölüsünden nemalanır. Boş laf değil yıkılmalıdır!
O gün anladım… Bendeki bu nefret hiç bitmez.
• • •
Hastanenin önündeydik. Acayip soğuktu hava… ‘Biri çıksın da söylesin’ artık diye bekliyorduk. Biri çıktı söyledi. İki kelime. Dünyanın en kısa, en hüzünlü cümlesi: “Çocuk öldü!”
İstanbul’un gördüğü en kalabalık cenazeydi. Çok korktular, kalabalığı dağıttılar. O gün anladım… Bizde cenazeler korkulacak bir şeydir. Boş laf değil, cenazeden korkan, mutlak surette hayatımızdan çıkmalıdır.
• • •
Hava sıcaktı bu sefer… 30 katlı binaya bakıyorduk. Elinde Lc Waikiki torbası. İçinde inşaat kıyafetleri… Çekti kolumdan bir köşeye götürdü. “Abi ben, burada çalışmam artık, gidiyorum” dedi. “Kan var temelinde. Bize bir kova verip, içine arkadaşlarımızın parçalanmış bedenlerini koymamızı istediler. Dibinde kan olan bu binada kim oturacak şimdi?”
Uzakta mavi, kirli bir kova… Ulan, sakın o olmasın! Soramadım. Akşam yemek filan yiyemedim. Gazeteciliği bırakmak için hesap kitap yaptım. Sonra ‘ihanettir’ diye düşündüm. Yazdım… “Cenazeleri el üstünde değil, kova içinde taşıtan… Sistem işte ve o sistemin çakalları…” Boş laf değil, kafama koydum, ulumaları kesilmeden kalem bırakmak, silah bırakmak gibidir, haramdır.
O gün gördüm… Cenaze parçası toplatmanın, inşaat yaptırmak kadar sıradan olduğunu!
Anladım… Sermayenin devlet işlerinden ayrılmadığını ve ikisinin kol kola ne kadar alçaldığını… Birinin değil ikisinin de ölülere nazire olsun diye toprağa gömülmesi gerektiğini…
Biraz uzakta, kirli, mavi bir kova…
• • •
Sonra soğumaya başlamıştı hava…
Adli Tıp’ın önü Ankara… Ortada cenaze yok yine. Ölen çok, cenaze yok! Kiminin kolu, kiminin bacağı, kiminin akciğeri, kafası… Anladım ki; dibin de dibine batmış devlet dersi, cenazeden bulmaca çözdürür adama. Anladım ki vicdanın, aklın kutusuna iki satır yeter:
“Tarih affetmeyecek!”
Gördüm ki; cenazesinin parçasını bulan mutluluktan uçacak! Anladım ki; bu iktidar gün yüzü göstermeyecek. Anladım ki, korkunun ecele faydası yok. Ya biz yıkılacağız…
• • •
Çok arkadaşım var… Çoğu genç… Mail atıp, sosyal paylaşım sitelerinden mesaj yazıyorlar. Harabeye çevrilmiş bir yerin ortasından bildiriyorlar. Akıl almıyor söylediklerini…
“Abi 20 gün sokağa çıkma yasağı mı olur? Yeminle her şey bitti. Buğday kaynatıyor, çorba yapıyoruz. Bebeklere çorbanın köpüğünü içiriyoruz…”
Tuhaf sorular geliyor insanın aklına: “İnsan çay özler, sigara özler…”
“Abi ne çayı, ne sigarası… Susuzluk çekiyoruz. Yağmurdan içme suyu damıtıyoruz. Bir bitse, en güzel şey sudur. Kana kana su içeceğiz hepimiz!”
Susuzluk filan hikâye… Yine en çok cenaze… “Bu nasıl nefrettir. Gözleri oyulup, cinsel organına kurşun mu sıkılır ölünün? Tabut hedef alınıp yere mi düşürülür? Bebek cenazesi mi kaçırılır?”
Anladım ki… Cenaze… Otopside gizlilik kararıdır. Yalanın üstünün örtülmesidir. Nefretin dilidir. Anladım ki, gözleri oyulan cenazenin üstünde durduğu ülke tek parça değildir.
• • •
15 yıl oldu… Hâlâ o hastanenin önünden geçerken küfrederim.
Babamın ölüsünü vermediler bana! Bitmedi nefretim bu yüzden. Bende bu kadar öfke varsa…
Ben anladım ki… Buradan çıkış yoktur.
Vicdanını, ahlakını, yüzünü, suratını kaybeden sistem, devlet, iktidar meşruiyetini de yitirmiştir.

Kimse alınmasın, kimse kırılmasın… Nefrete karşı nefret de, öfkeye karşı öfke de hak olacaktır.
• • •
Anladım ki; bizde cenazeler bedelsiz, ucuz, tek parça, kullanışsız değildir!
Sistem içinde devlet, devlet içinde iktidar!
Anladım ki; vicdansızlık, akılsızlık, sessizlik öldürür.
Anladım ki ülke dediğin yer, kalitesiz ağaçtan kesilip paslı çiviyle tutturulmuş koca bir tabuttur. Tentürdiyot kokusudur zaman.
Henüz her birimizin gözleri oyulmadan ve birbirimize bakacak yüzümüz varken…
Sonra anladım ki o slogan çok şeyi anlatır:
“Ya hep beraber ya hiçbirimiz!”