Korunacak değil, kazanılacak bir laiklik için… (Pınar İÇEL)

Korunacak değil, kazanılacak bir laiklik için… (Pınar İÇEL)

PAYLAŞ

Dinci gericiliğin saldırılarının en yoğun olduğu günümüzde, laiklik mücadelesi maalesef muhalefetin gündemini en az kapsayan konulardan olmaya devam ediyor. Bu anlaşılması güç durum, daha yaşanılabilir bir dünya mücadelesi verenlerin yumruklarını havaya savurmasına sebep olmakta.

AKP’li yıllar boyunca liberal aklın nasihatleriyle kimileri tarafından ceberrut devleti savunur duruma düşmemek adına ötelenen  laiklik savunusu, artık ancak kazanılabilecek bir laiklik mücadelesi  verir pozisyonda olmamızın baş müsebbiplerindendir.

Tarihsel bir evrede, kapitalizmin doğuşuyla eş zamana denk düşen aydınlanma; ortaçağ karanlığını yırtıp aklın egemenliğini ilan etmiştir.  Bununla birlikte üretim araçlarının da toplumsallaşmasının savunucusu ve modernizmi aşan bir toplumu yaratmanın hayalindeki bizler tarafından ise her zaman eleştirilmiş ve aşılması hedeflenmiştir. Lakin bırakalım ötesini, bugün 1800’lü yılların toplumsal aklının bile gerisinde bir pozisyondayız. Çağımız mistisizmin ve metafiziğin çağı ilan edilmekte, modernizmin absürdlüklerinin yerini başka türlü gariplikler almakta. İnsanlığın ilerici kazanımları tasfiye edilmeye çalışılmakta.

Ulus devletlerin ve modern kapitalizmin ekonomik ve toplumsal ilişkilerinin oluşumuyla aydınlanmacılık-aklın ve bilimin egemenliği, kapitalizmin bu ileri aşamasında tarihin çöplüğüne atılmaya çalışılmakta. Bu yeni durumun soldan doğru destekleyicileri ise toplumsal hayatı dinci gericiliğin elinden kurtaran laikliğin lütfedilmediğini, bizzat işçi sınıfı tarafından kavgayla kurulduğunu unutmakta veya görmezden gelmektedir.

Ülkemiz özelinde ise laikliğe dair kazanımlar, tek parti iktidarı ve dönemin baskıcı uygulamalarıyla birlikte ele alınmakta, eşitlenmekte, bunun sonucunda devlet aygıtının da aracılığıyla toplumu sekülerleştirme çabasındaki “Çalıkuşları”nın ileri sayılabilecek çabalarının bile son kırıntılarına düşmanca saldırılmakta, o dönemlerin olumlu yanları da yok edilmeye ve unutturulmaya çalışılmaktadır. Kimi çevreler tarafından çok kimlikli, çok renkli bir toplumda yaşama arzusu yanlış anlaşılmakta/anlatılmakta, bunun yaratılmasının temel teminatı demokrasi ve tabi laiklik değilmiş gibi şeriatçı yapılanmaları bu renklerden biri sayılabilmektedir. Memleketimizde dinci gericileşme, liberal tezlerin ileri sürdüğü gibi çevrenin merkezi işgali yoluyla değil, kapitalist/emperyalist merkezlerin ülkeye biçtiği role uygun şekilde devlet eliyle örgütlendirilen cemaatler aracılığıyla ve ülke halklarının alışılagelmiş dini yaşama biçiminin dışında ‘ithal’ bir İslam algısı yaratılarak olmaktadır.

Bilimsel bilginin yolunu izleyerek ulaştığımız başka bir dünya ideali bile post-modernist aklın elinde anlaşılmaz, herkesçe farklı yorumlanabilir dolayısıyla toplumsal bir proje olması mümkün olmayan bir hale dönüştürülmektedir.

Modern kapitalist toplumun yeniden üretiminin en önemli parçası olan eğitim sistemi baştan aşağı değiştirilip bilimsel yöntemin dışlandığı, eklektizmin egemen olduğu, temel eğitimini tamamlamış bireylerin bir taraftan doğaüstü varlıklara inanırken diğer taraftan doktor/mühendis/araştırmacı olabildiği bir karmaşaya evriltilmiş durumda. Günümüzde okullarda evrimi anlatmak suç sayılmakta!

Daha özel bir alan sayılabilecek sağlık bile özelleştirilmesiyle eş zamanlı gericileştirilmekte. Hasta odasına konulan yön işaretleri, kutsal kitaplar ve hatta din psikologları yetmemekte bir de hacamat gibi bilimsel yöntem tarafından geçerliliği olmayan gariplikler modern tıbbın yetemediğine yetme iddiasıyla pazarlanmakta, kongreleri düzenlenmekte, bakanlık tarafından sertifikalandırılmakta!

Emekçilerin hak mücadelesinin önündeki en temel engeller yine bu gerici zihniyet ve pratikleridir. İşçiyle patronu din kardeşi sayan, sömürüyü gizleme vesilesi olan dinselleşme, aynı zamanda farklı kimlik ve inançtaki emekçiler arasında aşılması zor duvarlar örmektedir. Üstelik yıllarca dini cemaatler ve bizzat devlet eliyle yapılandırılan sürdürülebilir yoksulluk hali sıradanlaştırılmaktadır. Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda toplum mühendisliği yapılmakta, ucuz işgünün kaynağı olacak çok cocuklu aileler ve bu çocukları büyütmekten başka kaygısı olmayan kadınlar hayal edilmektedir.

Tüm bu olanlardan rahatsızlık duyan ve laikliği kazanma mücadelesi verenler ise halkın dini hassasiyetlerini gözetmeyen “laikçiler” olarak karikatürize edilmektedir. Şimdi zaman yeniden, eskisini aşan, kurucu olan bir mücadeleyi var etmenin zamanıdır. Karnından konuşmayı bırakıp sesini çıkarmanın zamanıdır. Alışılageldiği üzre tepeden inmeci kurtuluş projelerinin peşinde koşmanın değil, aşağıdan yukarıya kavgasını vere vere eskiyi yıkıp yeniyi kazanmanın zamanıdır. Haziran meclislerinde vücut bulan bu irade laikliği kazanacaktır.