
Türkiye’de çocuğuna aşı yaptırmayı reddeden aile sayısı katlanarak artıyor. 2011’de 183 olan sayı 2017’de 23 bine ulaşmış durumda.
Bu durum toplum sağlığı için ciddi bir tehlikedir. Çünkü aşıların salgın hastalıklara karşı yeterli koruyuculuk sağlayabilmesi için toplumda aşılanan bireylerin oranının belirli bir yüzdede tutulabilmesi gerekiyor. Toplum bağışıklaması denilen bu durum çeşitli nedenlerle aşı yapılamayan (kanser hastası, immün sistem yetersizliği, gebeler..) kişilerin korunabilmesi için gerekli olduğu gibi aşı yapılmış olanların da aşısızlardan bulaşabilecek hastalık etkenlerine karşı korunmasını azaltmaktadır.
Peki aşı nedir ve nasıl koruyuculuk sağlar? Bağışıklık sistemimiz vücudumuza giren hastalık etkenleriyle savaşmak için antikor üretirler. Hastalık sonlandığında ise bağışıklık hücrelerimizin bir kısmı farklılaşarak hafıza hücrelerine dönüşür, böylece aynı hastalık etkeniyle tekrar karşılaşmamız durumunda hafıza hücreleri devreye girerek hızlıca cevap oluşmasına ve hasta olmamamıza yarar.
Aşı ile vücuda hastalık etkeni veriyor olmak saçma değil mi? Belki de kişi hayatı boyunca o mikropla hiç karşılaşmayacaktı? Aşı ile öldürücü hastalıklara veya sakatlıklara sebep olabilen mikropların az bir kısmı ölü halde ya da zayıflatılmış halde verilir. Böylece bağışıklık sisteminin uyarılması sağlanırken virüs ya da bakteri de ölü veya zayıflatılmış olduğu için hastalığa sebep olmamış olur. Hayatında bir kere çocuk felci geçiren kişi de ömür boyunca koruyuculuk kazanmıştır ancak hastalık nedeniyle hayatını kaybettiyse veya sakat kaldıysa bunun fazla bir anlamı olmayacaktır. Bu yüzden aşılar toplumda sık görülen, salgınlar yapabilen ve hayati önemi bulunan hastalıkların henüz geçirilmeden kişinin bağışıklık sisteminin etkenle karşılaştırılması prensibine dayanır. Evet, belki de ömrü boyunca o mikropla hiç karşılaşmayacak, ancak burada söz edilen yaygın ve öldürücü hastalıklar, yani şansa güvenmek pek akıl karı değildir. Bugün çocukluk hastalıklarına bağlı ölüm ve sakatlıkları az görüyor olmamızın sebebi bu hastalıkların isimleri kadar masum olmasından değildir, genel aşılama oranlarının yüksekliği nedeniyle görülme sıklıklarının azalmış olmasıdır. Üstelik çiçek hastalığında olduğu gibi hastalık etkeni yeryüzünden tamamen silindiği durumda toplumu buna karşı bağışıklamak anlamsızlaşır ve aşı sonlandırılır.
Aşıya bağlı olarak da sakatlıklar ve ölümler görülebiliyor, aşıların bizi koruduklarını iddia ettikleri hastalıklara bağlı olarak da.. Aşılar hazırlanırken hastalık yapmayacak ancak yeterli antikor cevabı oluşturabilecek etkinliğe sahip mikrop veya bu mikrobun bir kısmı kullanılır. Aşıya veya aşının yeterli etkiyi gösterebilmesi için güçlendirilmesi amacıyla kullanılan yardımcı maddeye bağlı allerjik durumlar görülebileceği gibi bazen aşı sonrası kişi hastalığın hafif formunu geçirebilmektedir. Çok ender de olsa bu iki durumdan biri sakatlıklara veya ölüme sebebiyet verebilmektedir. Ancak hastalıkla doğal olarak karşılaşıldığı durumda ortaya çıkan tabloyla aşıya bağlı ortaya çıkan tablo arasında kıyas kabul etmeyecek kadar büyük bir fark vardır. Eskiden (çok da eski olmayan bir zamandan bahsediyoruz) hemen her ailede bir ya da bir kaç çocuk çocukluk hastalıkları sebebiyle kaybedilirken veya fiziksel veya zihinsel sakatlıkla hayatını sürdürmek zorunda kalırken aşıya bağlı çıkan yan etkiler çok daha azdır, kabul edilebilir düzeydedir.
Aşı otizme sebep oluyor mu? Aşılardaki civa bebeklere zarar vermiyor mu? Bugüne kadar yapılmış hiç bir bilimsel çalışmayla herhangi bir tür aşı ve otizm arasında anlamlı bağ kurulamadığı gibi bu iddiayı ortaya atan ilk isimlerden olan Wakefield’ın 12 otizmli çocuğun kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısı olmuş olmasına dayandırdığı iddianın bilimsellikle uzaktan yakından ilgisi olmadığının anlaşılması üzerine yayınladığı makale iptal edilmiş ve doktorluk ünvanı elinden alınmıştır. Daha sonra binlerce çocuğun dahil edildiği çalışmalarda da böyle bir bağın olmadığı defalarca bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Aşıların ömrünü uzatmak için kullanılan timerosal isimli madde civa bileşiğidir. Yüksek dozda civanın yan etkileri olduğu bilinmektedir. Aşının içindeki düşük miktardaki civanın yaptığı bir yan etki ispatlanmadığı gibi önlem olarak artık grip aşılarında bu madde kullanılmamaktadır.
Aşı karşıtı hareketimiz bile ithal.. Çarpıtılmış, bilimsellik sosu verilmiş yorumlarla aşı karşıtlığı tüm dünyada örgütlenmekte. Biliminsanları ve klinisyenler ise sürekli bu safsataları çürütmenin derdindeler. Ancak gerçeklere eleştirel bir akılla ulaşmak yorucu iken bu tür kısa yoldan elde edilen “bilgi”lerle konunun uzmanı olmak çok daha kolay. Tüm dünyada bilim-dışılık yükselen değer. Bizim gibi ülkelerde ise aşı karşıtlığı dinci gericilikle yoğruluyor ve çocuklara aşı yaptırmak yerine hacamat yaptırmayı salık veren bir güruh türüyor. Aşı karşıtları hemen her sosyoekonomik seviyeden insanlardan oluşuyor. Eğitimli üst-orta sınıf açısından aşı karşıtlığının arkasında google taramalarıyla pek kolay ulaştıkları safsatalara inanmayı bilimsel yönteme tercih etmeleri, sebep sonuç ilişkisini kurmaya gerek duymadan kestirmeden cevapları kabul etmeleri ve kapitalizmin doğayı ve insanı tüketme noktasına getirdiği zamanımızda doğallık akımına gönül vermeleri yatarken, dinci gerici güruh açısındansa esas dert aşının mekruh olup olmadığı. Tüm hayata günah-sevap ikiliğinden bakan bu akıllar helal aşı, helal ilaç tartışmaları yürütmekte, islami kurallara göre düzenlenmiş bir dünyanın hayalini kurmaktadır. Her iki çevrenin de ortak noktası ise bilimsel bilginin yerine metafiziği, aklın yerine sezgiyi koyma uğraşlarıdır.
Bugün yapmamız gereken üniversitelerin eğitim-araştırma mekezleri olmaktan çıkarılıp iktidarın arka bahçesi olmasına karşı mücadele vermek, bu kurumların toplumsal işlevini yerine getirmesi, bilim üretmesi, bunun için de özerk olması için mücadele etmek ve aşı gibi tüm insanlığın faydasına çıktıların parasız ve ulaşılabilir olması mücadelesi vermektir. Yerli ve milli dindarlarımızın Türkiye’deki aşı fabrikalarının neden kapatıldığı sorusunun cevabını vermesi gerekmektedir.
Son olarak; sağlıklı bir yaşam sürmek her çocuğun hakkıdır. Aşı ise yalnızca bunun bir parçasıdır.




