HABER-SEN Genel Kurulu’na Giderken…

HABER-SEN Genel Kurulu’na Giderken…

PAYLAŞ

GİRİŞ

Soğuk savaştan bu yana sağ iktidarların hamisi olan emperyalist güç odağı ABD’nind esteğiyle iktidar olan AKP, kapitalizmin ihtiyaçlarına karşılık gelen bir siyaseti fütursuzca izlemiş, ülkenin emperyalist kapitalist sisteme eklemlenme sürecini büyük ölçüde tamamlamıştır. Kamu kurum ve kuruluşlarının özelleştirildiği, kamusal varlık ve hizmetlerin piyasalaştırıldığı, kamunun piyasacı-milliyetçi-gerici bir şekilde “yeniden” yapılandırıldığı bu köklü dönüşüm süreci içinde toplum üzerindeki rıza üretme kabiliyetini yitiren AKP iktidarının elinde, iktidar olmanın sonsuz olanakları, medya imkanlarına dayalı yalan propaganda ve zor aygıtları dışında bir şey kalmamıştır. İktidar değişiminin tek başına ezilenler ve emekçiler için bir kurtuluş olmadığı,sermayeyi önceleyen politikalarla kurtuluşun mümkün olmayacağı da unutulmamalıdır.

Toplum, siyasal iktidar eliyle yaratılan yoksulluk, yolsuzluk ve rant düzenine karşı sol politikalara ve değerlere dikkat kesilip bu politikalara yönelmektedir. Bugün geniş emekçi halk kesimlerinin, iktidarın emperyalizme bağımlı, piyasacı, gerici politikalarının doğrudan sonucu olarak yaşamlarının ağırlaşması karşında bağımsızlıkçı, kamucu bir politik hatta ve laikliğin kazanılması mücadelesine ihtiyaç vardır.Bu noktadan hareketle memleket meselesine odaklanmış siyasal, sendikal ve toplumsal bir mücadele hattını kuvvetlendirecek bir devrimci perspektifle, her geçen gün farklı düzlemde saldırıya geçmiş iktidar bloğunu yenilgiye uğratmak tarihsel bir zorunluluktur. AKP-MHP iktidar bloğu, gerici ve milliyetçi kuşatmayı yukarıdan aşağı inşa ederken, devrimciler aydınlık bir gelecek kurma hedefini aşağıdan yukarıya, toplumun her bir hücresinden, bugünden yarını kuracak şekilde bir sorumlulukla hareket etmelidir. Bulunduğumuz her yerde alternatif üretmek, toplumun kılcal damarlarına nüfuz etmek için toplumu sanatla, kültürle ve bilimle buluşturmak ve teslim alınmaya çalışılan hayatlara değmekle mümkün olacaktır

Öte yandan 2023 seçimleri sonucu oldukça başarısız bir yönetim sergilemesine rağmen seçimi kazanan AKP, adeta zafer sarhoşluğu içerisinde hem toplumsal baskıyı artırmakta hem de keyfi uygulamalarla hukuku adeta askıya almaktadır. Yaptıkları yapacaklarının garantisi gibi duran politikalar, toplumsal muhalefeti yok sayan tek tip düşünceye dayalı bir yönetim biçimi oluşturmaktadır. Seçilmiş vekillerin anayasaya açıkça aykırı şekilde tutuklu kaldığı, Kürt siyasi hareketinin önemli politikacılarının, basın yasasına aykırı bir şekilde yazarların, gazetecilerin yıllarca süren hukuk dışı tutuklulukları, okullara ÇEDES projesi ile manevi danışman adı altında imamların atanmak istenmesi, kadın cinayetlerini durdurmak bir yana sürekli artmasına karşı çözüm bulunmak istenmemesi , tarikatların imtiyazlı bir hale gelerek iktidar adına yandaş toplarken bir yandan tespit edilmesi neredeyse mümkün olmayan sermaye artışları ve holdingleşmeleri, Akbelen Ormanında beşli çetenin elemanlarının palazlanması için yapılan talan, ülkenin ekonomik çöküşünün vergilerle işçi sınıfının üzerine yıkılmak istenmesi gibi birçok örnek bize karşımızdaki iktidarın adeta parti devletine döndüğünün göstergelerindendir. Yargıyı, basını, bürokrasiyi tek bir merkezden yani saraydan yöneten bir otoriteryan görüş ülkenin tüm dinamiklerine işlemiştir.

Parti devleti haline gelen AKP iktidarının kendisine muhalif olanları ötekileştiren ve ayrıştıran tutumu bürokratlarına sirayet etmiş ve kamu kurumlarında keyfi yönetim biçimi ön plana çıkmıştır. Bu tutum kamusal hizmetleri özelleştirmek isteyen iktidarın işini kolaylaştırmak için sergilediği liyakat dışı bir tutumdur. Bu davranışlara işkollarımız üzerinden örnek vermek gerekirse, anayasa gereği işveren temsilcisiyle sendika genel merkezi yöneticilere eş durumda olduğundan gerekli prosedür yerine getirildiğinde görüşme yapılmak zorunludur. Ancak PTT ve RTÜK Genel Müdürleri 4688 sayılı Kamu Çalışanları Sendika Yasasını hiçe sayarak görüşme yapmaktan kaçınarak suç işlemektedir. Liyakatsizliğin açık göstergesi olan bu tutum adeta saltanat rejimiyle ülkeyi yönetmek isteyen milliyetçi- mukaddesatçı fikrin tezahürüdür. Bu anlayış işkollarımızdan PTT’nin yanlış yönetim ve yolsuzluklarla zarar ettirilerek özelleşmesine zemin hazırlamaktadır. Bizler bu süreci Telekom’un özelleştirilmesi döneminde de yaşadık. Ancak ne büyük bir hata yapıldığını ve özelleştirmenin halka değil bir avuç sermayedara yaradığını çok iyi gördük.

Öte yandan yine işkollarımızdan TRT ve RTÜK’ün basın onurunu zedeleyen tutumunu düşününce kamudaki çürümenin gün geçtikçe artarak devam ettiği açıktır. Bu durumlar mücadele zeminini maaş ve özlük hakkı üzerinden değil kamu kurumlarını gelecek nesillere aktarmak olduğunu görerek sendikal mücadelenin hattını nerden çizmemiz gerektiğini bize açıkça göstermektedir.

HABER-SEN HİZMET KOLLARINDA YAŞANANLAR:

PTT

Uzun yıllardır, PTT ciddi bir anlamda personel eksikliği yaşamaktadır. Özellikle 2013 yılında PTT’nin Anonim Şirket bünyesine geçirilmesinden sonra en son personel alımı 2018 yılında yapılmıştır. Ayrıca İdari Hizmet Sözleşmesi (İHS) adı altında yeni bir çalışma statüsü oluşturulmuş ve kurumda aynı işi yapıp farklı haklara sahip parçalı bir istihdam modeli oluşturulmuştur. Bu durum her geçen gün iş barışını aksattığı gibi personel eksikliği sebebiyle aksayan gönderi dağıtımı olumsuz yönde etkilenmekte ve kamuoyunda yaklaşık 2 asırlık kurumun itibarını sarsmaktadır.

Gönderi adetlerine ve dağıtıma eksik olan mevcut personeli ile yetişemeyen PTT yönetimi çareyi, firmalara ait taşeronları daha fazla çalıştırmak ve Tebligat Kanunu’na aykırı olarak tebligat işlemleri yaptırma yönüne gitmiş olup, çözüm bulamayınca da tüm dağıtım personeline mevzuatlar ve Posta Kanunu’na aykırı bir şekilde gayri resmi olarak günlük 70-80-90-100 gibi gönderisayı dayatmasına gitmiştir. Adeta 21.yüzyılda köle muamelesi gören birçok liyakatli kıdemli PTT emekçisi artan bu baskılar sebebiyle ya emekli olmakta ya da kurumdan istifa etmektedirler.

Yine, 2013 yılı şirket yapılanması ile birlikte kurumda siyasi etkinin çok arttığını görmekteyiz. Üst düzey yönetimden, illerdeki Başmüdürlere hatta Şef, Veznedar, Başdağıtıcı gibi ünvanlara sürekli olarak iktidar mensubu ve iktidar yanında yer alan sendikalara ait yöneticiler ve üyeler usulsüz şekilde atanmıştır. PTT mensubu olmayan, örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Sağlık Bakanlığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü, bazı Belediye Başkanlıkları gibi kurumlardan da atamalar yapılmıştır. Günümüzde halen bu yandaş atamalar sürmektedir. Bunun sonucu olarak da sendikal ayrımcılık, baskılar, haksızlıklar, personel kayırmacılığı had safhaya ulaşmıştır.

Yıllardır kar eden bir kamu kurumu olan PTT, A.Ş. sürecinden sonra bizlere göre bir ipotek fonu olan Türkiye Varlık Fonuna sokulmuştur. Bu aşamadan sonra da kurum sürekli zarar açıklamıştır. TBMM KİT Komisyonu tutanaklarına göre de iki asırlık kurumda olağanüstü derecede zarar ve yolsuzluklar ortaya çıkmıştır. Bunları eleştiren ve dile getiren sendikamız üye ve yöneticileri ise hiçbir hukuki dayanak olmadan keyfi kararlar ile sürgün edilerek cezalandırılmıştır.

Gerek pandemi sürecinde, gerek deprem felaketinde ve gerekse aşırı iklimsel sıcaklarda PTT yönetimi, çalışanlarını gözetmemiş ve İş Sağlığı ve Güvenliği kriterlerine göre önlemler almamış olup, kamu hizmeti bilincini bir kenara bırakarak kar etme zihniyetiyle ölümcül çalışma koşullarında bile emekçileri adeta köle gibi çalıştırmayı amaçlamıştır. Bu şartlardan dolayı maalesef hayatını kaybeden ve sağlık durumu bozulan çalışanlar olmuştur.

Ekonomik çöküşü engelleyemeyen iktidar kendi siyasi ikbali ve yandaş sermayeleri zengin etmek için özelleştirme yoluna başvuracağının sinyalini vermiştir. Arap sermayesinin yapacağı yatırımların karşılıksız kalacağını düşünmek, kapitalizmin kendi sistemine aykırı olacaktır. TCDD süreciyle başlatılan özelleştirme girişimlerinin devamında PTT’de de bu peşkeş düzenine kurban edilmek istenmektedir. Basına yansıyan haberler ve kulisler de maalesef bu yöndedir. Ranta ve talana karşı çıkarak kamusal hizmeti önceleyen mücadelenin önemi bu süreçte büyük önem taşımaktadır. Telekom’da yaşanan özelleştirmenin sonuçları ortadayken posta tekeli olan PTT’nin özelleştirilmesi düşünülemez.

TRT

Kamu hizmeti yayıncılığı ve bağımsız olması gereken TRT halkı doğru ve tarafsız bilgilendirme ilkelerinden hızla uzaklaşmış ve iktidarın sesi olmuştur. Halkı doğru bilgilendiren, tüm siyasi yapılara eşit mesafede duran ve ülkenin kültürel hafızası olması gereken TRT tüm bu görev ve ilkelerini artık bir tarafa bırakmış durumdadır.

TRT’de birçok kamu kurumu gibi AKP iktidarı eliyle yapılanmaya girmiştir. Bunlardan birisi de kurumdaki personel rejimidir. İhtiyaç Fazlası Personel (İFP) adı altında kurumda yayın, sanat, teknik, kültürel gibi alanlarda kariyeri olan deneyimli personel kurumdan, alakası olmayan kurumlara gönderilmiştir. Ancak, aynı TRT bu sefer de kuruma Özel Hükümlere Tabi (ÖHT) personel alımına yönelerek hem çelişkisini ortaya koymuş hem de kurumda parçalı bir istihdam yaratarak iş barışını da bozmuştur.

TRT, liyakatsiz ve kurum dışından atanan yöneticiler tarafından adeta babalarının çiftliğine çevrilmiştir. TRT kamu hizmeti yayıncılığı yapmak üzere kurulan bağımsız ve özerk olması gereken bir kurumdur. Uluslararası kriter ve normlarda hizmet vermesi gereken kurumun yönetimi de kurallara bağlı ve şeffaf olmalıdır. Son yıllarda TRT’de ihalesiz alımlar, gelirlerinin büyük bir bölümünün öz kaynaklarına yatırım yapmayarak kurum dışına harcanması, Kamu İhale Kanunundan muaf olması gibi nedenlerden dolayı BBC’yi örnek alarak kurulan TRT’nin ne kadar içler acısı bir halde olduğu görülmektedir.

TRT bazı değerli taşınmazlarını da heba etmektedir. Deprem güçlendirmesi nedeniyle boşaltılan ve yıllardır hiçbir çalışma yapılmayan çok değerli binalar öylece boş olarak durmaktadır. Buraların birilerine peşkeş çekileceği endişesi vardır.

TRT’de halen 4 bin civarı kadrolu personel bulunmasına rağmen, kurumda liyakat üzerine bir çalışma düzeni bulunmamaktadır. Yönetici kademelerine ÖHT personel olarak işçi statüsünde dışarıdan alım yapılmaktadır.

RTÜK

RTÜK anayasal ve özerk bir kurum olmasına rağmen maalesef demokratik ve modern ülkelerdeki benzer düzenleyici, denetleyici ve kontrol merkezi olan kurumlardan çokça uzak bir anlayış ile iktidar güdümlü bir kurum haline gelmiş durumdadır. Anayasa, yasa ve demokratik değerlerin hiçe sayıldığı, tek adam rejiminin baskıcı ve cezacı bir organı haline dönüşen RTÜK, muhalif medya üzerinde adeta iktidarın bir sopası haline gelmiştir. RTÜK’ün iktidardan bağımsız ve muhalif görüşe sahip basın yayın organları üzerinde tahakküm kurduğu, topluma gerçekleri sunmak ve bilgilendirici yayın yapma görevini üstlenen muhalif basını susturma aracı olarak çalıştığı ortadadır. Böylece RTÜK’ün “sözde” kamu yararını gözettiğini ileri sürerek aldığı kararlarla demokrasi ikliminden nasıl uzaklaştığı ortaya çıkmıştır.

RTÜK halen halkın haber alma hakkına engel olma telaşıyla muhalif tabir edilen televizyon kanallarına ceza yağdırmaya devam etmektedir. Bu demokrasiye aykırıdır, ifade ve basın özgürlüğü ihlalidir. RTÜK’ün asli görevine dönmesi ve anti demokratik davranışlarını eleştiren personellerine ise hukuk dışı keyfi soruşturmalar açarak, personel üzerinde de bir korku imparatorluğu kurmuştur.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı çok sıkı ve girilmesi zor bir kurumdur, buna rağmen sendikamızın üyeleri bulunmakta olup, bazı bölge müdürlüklerinde de üyelerimiz mevcuttur. Tüm Başkanlık personeli, Cumhurbaşkanı’na karşı sorumlu tutulmuştur. 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile gazetecilerin tüm faaliyet ve hakları Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulan İletişim Başkanlığına bağlanmıştır. Böylece sendika olarak da yıllarca mücadelesini verdiğimiz basın kartlarının dağıtımı keyfi olarak Saray’a verilmiş durumdadır.

ÖNERİLER

1) Öncelikle PTT ve RTÜK Genel Müdürlerinin kamu çalışanları sendika kanuna aykırı olarak sendikamızla görüşme yapmaması basına ifşa edilmeli. Muhalefet partilerine temsilcileriyle görüşüp kabul edilemez bu tutum karşısında kamuoyu oluşturulması için mücadele verilmelidir.

2) PTT’nin özelleştirilme riski karşısında kamucu politikalar yürütülerek halk bilgilendirilmeli ve oluşacak hukuki sorunlar karşısında ön açıcı paneller yapılması ve raporlama yapılarak kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

3) İşkollarımızın hemen hemen hepsinde görülen sendikamıza karşı sürdürülen yıldırma politikalar ve “sürgün” cezaları karşısında daha çok ses çıkarmalı, yazılı, sözlü, sosyal medya alanları aktif olarak kullanılmalıdır. Bu baskının hukuki olarak peşini bırakmamak da büyük önem taşımaktadır. Ayrıca bu sorunlarla ilgili alan eylemlerini fe toplumsal muhalefetin bileşenleriyle beraber kamuoyu oluşturmak adına çekinmeden yapmamız gerekmektedir.

4) TRT ve RTÜK’ün basın yasasına aykırı şekilde adeta iktidarın propagandasına yardımcı olduğunu sadece ulusal değil uluslar arası camiada da dile getirilmelidir. Dünyadaki basın örgütleriyle bu konuda iletişime geçip evrensel basın özgürlüğünü ele alan ortakm metinler oluşturulmalıdır.

5) PTT’de TRT’deki iş barışını bozan istihdam biçimleriyle mücadele edilmeli, seçim öncesi kadro almış diğer kamu emekçileri gibi kadro almaları için çalışmalar yürütülmeli.

DSD HABER-SEN MECLİSİ