
Kapitalist iktisat politikalarının yıkımını emekçi, ücretli kesimler geçinememe, hak gaspları, baskı özgürlüklerin kısıtlanması şeklinde tüm sıcaklığıyla yaşanmakta, kapitalizmin iç çatışmaları finansal ve devletlerarası düzlemde savaş politikalarının birçok bölgede gerilimi yükselttiği, kimi yerlerde ise sıcak çatışmalara dönüştüğünü görmekteyiz. Bu savaş politikaları sonucu milyonlarca insan yaşam alanlarını terk etmekte, mülteci-sığınmacı durumuna düşmektedir.
24 Ocak kararları ve 12 Eylül ile başlayıp Özal ile devam eden Kamusal alana ve sosyal politikalara savaş açan, güvencesizliği ve örgütsüzlüğü hedefleyen süreç AKP ile tamamlanmak üzeredir. İnsana, yaşama, doğaya, topluma ve kamuya dair tüm değerler yerle bir edilmiş, yok edilmektedir.
Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik-sosyal buhranının yaşandığı süreçte seçimlerden aldığı güçle siyasal İslamcı faşist rejim yukarıdan aşağıya kendini kurumsallaştırma, emekçileri her geçen gün daha büyük bir sefalete sürükleyecek yeni sömürü politikalarını pervasızca uygulama, sosyal kültürel alandaki saldırıları derinleştirme çabasında olacaktır. Emekçiler aşırı yoksulluk içinde açlıkla sınanır hale getirilmiştir. İşsizliğin büyüdüğü, gelir dağılımının çalışanların aleyhine bozulduğu, tüm kamu emekçileri ve toplumun geniş kesimlerinin sürdürülemez yaşam koşullarına itildiği ve doğanın yağmalandığı kapitalist politikaların tahribatı artarak sürmektedir.
Ekonomik ve sosyal hakların erozyona uğradığı, her geçen gün var olan kazanımların ortadan kaldırılmakta olduğu, bunun karşısında durması gereken emek hareketinin ise bir bütün olarak etkisiz olduğu açıktır. Sendikalar çok dağınık, güçsüz ve sınıf hareketinin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Kimi zaman kendiliğinden işçi direnişleri ya da parçalı örgütlenme arayışları gündeme gelse de bunlar da emek hareketinin yeniden inşasında bir kurucu dinamik olarak öne çıkamamaktır. Emek alanına “hakim olan örgütlü sendikalar ve konfederasyonlar” emekçiler için ön açıcı olma özelliğini yitirmiştir. Mücadele örgütümüz KESK ise uzun zamandır içine sürüklendiği dağınıklık nedeniyle emek hareketinin krizini aşacak politikalar üretemediği açıktır. Bugün KESK’in hem örgütlü gücü, hem mücadele potansiyeli zayıflamıştır. Öznel olarak bu süreci tersine çevirecek, emek hareketinin öncüsü olacak bir irade ve örgütlülükten uzaktır.
Toplumsal mücadele dinamiklerinin en önemli birikim alanları emek mücadelesi, kadın, gençlik ekoloji, tarım-gıda ve kent hareketleri olarak şekillenmekte mücadele esas olarak bu toplumsal muhalefet alanlarında yükselecektir. Neo-liberal, gerici siyasal saldırılara hız kesmeden devam edecek bu rejim karşısında, geniş halk kesimleriyle birlikte hem ekonomik hem siyasal taleplerimiz etrafında mücadeleyi örgütlemek zorundayız.
Önümüzdeki süreçte DSD ve kadroları, Siyasal İslamcı gericiliğe karşı laikliğin, özeleştirme ve piyasacılığa karşı kamuculuğun, emperyalizme karşı tam bağımsızlığın, faşizme karşı demokrasi seçeneğini yaratma mücadelesinde memleket için sorumluluk alacak ve her düzeyde irade geliştirecektir.
DSD, yoğun olarak yaşanan, emekçi kitleleri düşük ücretlere ve güvencesizliğe mahkûm eden özelleştirme politikalarına karşı kamucu bir mücadele programı uygulanması doğrultusunda;
Özelleştirme, taşeronlaştırma politikaları ile çalışma alanlarımızın büyük çoğunluğu kamusal olmaktan çıkarılmasına;
Ülkenin olmazsa olmazı, bağımsızlığın teminatı kaynaklar olan tüm madenlerin, sanayi kuruluşlarının, enerji alanındaki üretim, dağıtım kurumlarının, haberleşme ve iletişimin kamulaştırmasına yönelik oluşacak toplumsal muhalefet içinde sendikalarımızın yeniden aktif bir özne ve öncü olabilmesi için;
Kamunun kurucu ilkesi laikliğin kazanılması için eğitim ve sağlık alanında yaşanan, tüm toplumu kuşatmaya çalışan gerici saldırılara karşı,
Ekolojik yıkıma neden olan iktidar tarafından doğal kaynakların sermayeye peşkeş çekilmesi, ormanların katledilmesi, su kaynaklarının kirletilmesi politikalarına karşı;
Emek hareketinin bütününe ilişkin birleşik emek hareketini yaratacak bir örgütlenme ve mücadele perspektifini oluşturacak tartışmaları önüne koyarken, KESK özelinde de bu iddiaların taşıyıcısı olacaktır.
KESK Genel Kurullar Sürecine Giderken…
KESK, bir yandan yıllardır uygulanan neoliberal politikalar sonucu kamu hizmetlerinin tasfiyesi ve ülkemizdeki siyasal İslamcı faşist iktidar blokunun baskıcı politikaları diğer yandan bugün çoğunluk gücünü oluşturan anlayışların yanlış politikaları sonucunda büyük bir güç kaybına uğrayarak emekçilere ve emekçilerin taleplerine yabancılaşmıştır.
KESK’i yaratan değerlere ve emekçilere yabancılaşma ve kariyerizm, emekçilerin sendikalara olan güvenlerini ve mücadeleye olan inançlarını zayıflatmış, emekçiler örgütlerine yabancılaşmıştır. Sendikalarımızda iş yerlerinden kopuk, üyelerin söz ve karar süreçlerine katılımını esas almayan, fiili-meşru mücadelenin her geçen gün unutulduğu bir süreç yaşanmaktadır.
KESK’in yeniden emekçilerin örgütüne dönüşmesi için, bu çoğunluk anlayışının yarattığı bürokratikleşme, daralmış ve temsil kabiliyeti olmayan yönetim yapılarının da radikal bir eleştirisini içeren bir yeniden inşa zorunludur.
İşyeri meclislerinin örgütlenmelerinin yaratılamadığı, yönetim yapılarının kolektif bir sorumluluk anlayışı ile sürdürülmediği giderek tek kişinin ve/veya birkaç kişinin pratiklerine bağlı, enerjisiyle sınırlı hale geldiği, işkolu ve il meclislerinin zayıfladığı yer yer ortadan kalktığı saptamasından hareketle, DSD kendi yapılanmasından başlayarak bir inşa ve mücadele süreci örecektir.
Hedeflerimiz ve Görevlerimiz
KESK’i krizden çıkaracak yolları yaratacak bir sorumluluk ve iradeyle mücadele edeceğiz. Kitlesel bir emek hareketi ve devrimci bir sendikal politik hattın inşası için; üyelerin, şubelerin ve iş kollarının devrimci iradesini açığa çıkaracak bütünlüklü bir siyasal yaklaşımla, genel kurulları örgütlemeyi önümüze temel bir görev olarak koyuyoruz.
DSD, örgütlü toplumsal muhalefetin yaratılması amacıyla, yoksullukta ortaklaşan emekçilerin birleşik mücadelesi, Kamu Emekçileri Hareketini yeniden inşa etme ve emekçilerin örgütlü iradesini geliştirme sorumluğuyla hareket edecektir. Sağlıktan, eğitime, tarımdan, enerjiye, madenlerden ekolojiye hayatı toplumun ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleme perspektifiyle emekçileri söz, yetki ve karar sahibi kılacak bir anlayışla tüm alanların kamucu demokratik bir işleyişe kavuşmasını hedefleyecektir.
DSD, seçimlerden kalan yılgınlık halini ve sandığa sıkışmış bir muhalefeti reddederek, gericiliğe karşı laiklik, faşizme karşı demokrasi, emperyalizme karşı bağımsızlık, sermayeye karşı kamuculuk anlayışıyla, genel kurullar sürecini örgütleyecektir.
Mücadelenin örgütsel ve politik zeminlerini oluşturmaya yönelen bütünlüklü bir mücadele sürecinin sorumluluğunu alarak, kongre siyasetine indirgemeden diğer dinamikleri de kapsayan, giderek genişleyen kurucu bir iradeyi tekrar yaratmak DSD’nin sorumluluğudur.
DSD, genel kurullar sürecinde sendikaların güçlendirilmesini, kitle mutabakatını esas alan, sınıf ve emek eksenli bir mücadeleyi temel alan bir anlayışı önemsemektedir. Sendikalarımızı daraltan, zayıflamasına yol açan politikalara karşı mücadeleyi esas alarak yol yürüyecektir.
Yaşanan süreçte katılımcılık önemsenmeli, dostluk, yoldaşlık hukuku güçlendirilmelidir. Sendikal anlayış bakımından politikleşme, ideolojik-teorik derinleşme önemsenmeli, içe büzülen, kapalı ilişkilerden süratle çıkılmalıdır.
Kongreler sürecinde, şubelerde görüşmeler yapılarak, kitle mutabakatını ve her şubenin somut durumu paralelinde sınıf mücadelesini esas alan bir hat belirlenecektir. Şube genel kurullarından başlayarak tüm genel kurullar süreci, sendikal politik hattımızı emekçilerle buluşturacak kürsülere dönüştürülmelidir.
Sınıf mücadelesinin güncel ihtiyaç ve yönelimleri doğrultusunda emekçilerin demokrasi mücadelesindeki başat rolünü açığa çıkaracak anlayışın hakim olması için irade ve sorumluluk gösterilmelidir.
Salt yönetimlerde yer alma bir sandalye işgal etme alışkanlığının hakim olduğu yaklaşıma karşı mücadele, örgüte sirayet eden yabancılaşmaya karşı verilecek mücadele olarak görülmelidir.
Neoliberal düzenin, rejimin ülkeyi sürüklediği yoksulluğa ve karanlığa karşı; DSD ve kadroları, emekçilerin söz ve karar sahibi olduğu bir ülke kurma hedefiyle her türlü sorumluğu üzerlerine alacak, sorumluktan kaçmayacaktır.
DSD, KESK’i emekçilerin taleplerinin meşru, fiili ve militan bir mücadele hattıyla taşıyıcısı olacak bir mücadeleyi örgütleme ve bu mücadeleyi emekçilerin iş yerlerinden başlayarak söz ve karar sahibi olacağı inisiyatif alanlarını yaratarak sürdürme sorumluluğunu yerine getirecek bir iradeyi gösterecek güçtedir.
DSD Türkiye Yürütmesi




