Eğitimle Gelen Cehalet, Cehaletle Gelen Biat… (Kemal IRMAK)

Eğitimle Gelen Cehalet, Cehaletle Gelen Biat… (Kemal IRMAK)

442
PAYLAŞ

“Ezenlerin elindeki en büyük silah, ezilenlerin zihnidir.” (Stev BİKO)

“Eğitim” ve “Cehalet” sözcüklerinin yan yana kullanılması, “cehalet, eğitimle ortadan kaldırılır” manasında tamamlayandır. Ancak “eğitimle gelen cehalet” ifadesi tam bir ironiye işaret eder. Eskiden bilen, yol gösteren, akıl veren, rehberlik eden insanlara “mektep-medrese görmüş” yani eğitim almış denilirdi. Mektep-Medrese görmüş insanlar toplumda cehaletle de mücadele ederler, cehaletin azaltılmasında rol oynarlardı. Bir de bilge kişiler vardı ki; onlar doğada ve toplum hayatında, yaparak, yaşayarak öğrenen ve öğretenlerdi. Şimdi ülkemizde sürdürülen eğitim yaklaşımı üzülerek ifade edelim ki kitlesel cahiller üretiyor.

Bilim olmamakla birlikte, neredeyse tüm bilimlerin başlangıcı olan Felsefe derslerini okutmuyorsanız, başlı başına bir bilim olmasına rağmen “Evrim”i okutmuyorsanız, her mahalleye bir imam hatip açmayı yeğlerken, güzel sanatlar lisesini ıskalıyor ve es geçiyorsanız, fen liselerinin sayısı yerinde sayıyorsa, okul öncesine kadar sübyan okulları ve kuran kursları açıyorsanız, bu sizin eğitimdeki muradınızın ne olduğunu ele verir. Bilimden, bilimsellikten, eleştirel akıldan ve sentez yapmaktan uzak, olay ve olguları bir kutsal üzerinden açıklamaya çalışan edilgen, biatçı ve cahil bir nesil yetiştirmek istediğinizin açık kanıtıdır. Böylece cahillik doğuştan gelmeyen ve sistematik olarak öğretilen bir olguya dönüşüyor. Cahillik gericiliği, gericilik cahilliği besliyor. Diyanetin son zamanlarda yaptığı açıklamalar bu anlamda tesadüfi değil. Besledikleri cahillik ve gericiliği ne derce genişletir ve sürdürürlerse iktidarlarını da bunun üzerine bina etmeye devam edeceklerdir.

Aslına bakarsanız başımıza da ne geliyorsa, her söylenene kolayca inanan, düşünceden uzak eleştirel bakmayan, sentez yapmayan, edilgen ve biatçı cehaletten geliyor. Ön yargıların, ötekileştirmelerin, kutuplaşmaların, hoşgörüsüzlüklerin ve sevgisizlik gibi çoğu toplumsal patolojilerimizin altında sarıp sarmalayarak büyüttüğümüz ve yukarıda saydığımız sebepler yatıyor.

Stev Biko derki; “Ezenlerin elindeki en büyük silah, Ezilenlerin zihnidir.” Ezmenin, kolayca yönetmenin, çelişkileri örtmenin en iyi yolu zihinlerde oluşturulan edilgen yapıdır. Bunu gerçekleştirmenin en iyi yolu ve aracıda eğitimdir. Eğitim üzerinden rejim inşasının sebebi budur. Rejim için kaç kıratlık bir nesil isteniyorsa, altının suyu buna uygun seyreltiliyor yada yoğunlaştırılıyor.

Bakın bugünlerde Covit-19 salgını nedeniyle evlerinde olmak zorunda kalan öğrencilerle dijital (online) sistemler üzerinden eğitim yapılmaya çalışılıyor. Bu dijital sistemler üzerinden eğitime dahil edilebilen öğrenci oranı % 20’leri geçmiyor. (Burada olanaksızlıkları, eşitsizlikleri bir kenara bırakıyorum. Bu başlı başına bir yazının konusu) Oysa öğrencilerin % 70’inin 80’inin elinde ya bir bilgisayar, ya bir tablet, ya bir telefon var. Belki internetleri oldukça kısıtlı olanlar var kabul. Ancak temel bir problemde dijital ağları ile gelen cahillik. Gençler, öğrenciler o ortamlarda tam bir tüketim içindeler. Zararlı sitelerde ömürlerini, zamanlarını ve geleceklerini tüketiyorlar. Bunun için internetlerini kullanıyorlar. Ancak ders işlemek, öğrenmek, öğrenirken üretmek için o camların karşısına geçmiyorlar. Bir cahillikte farkında olunmadan buralardan besleniyor. Bilgiye belki ulaşıyorlar (kolay ulaşım) ama sentez yok, yorum yok. Bu bilgilerin nasıl edindiğine, ortaya konulduğuna dair bir arka plan okuması yok. Kısaca maksadına uygun kullanılmıyor. Bu konuda bir halk eğitimi yok, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında da bir önlem ve çaba yok. Bunun böyle olması da muktedirlerce istenilen bir şey çünkü.

Bir taraftan gerici, dinci eğitim ve telkinler. Diğer taraftan çarpık bir şekilde kullanılan ve ellerden düşürülmeyen teknolojik araçlar, akli ve bilimsel refleksleri zayıflatıyor. Bu sebeplerle kör kuyulara atılarak merdivensiz bırakılan nesiller (buna birde işsizlik ve geleceksizlik eklenince) ordusu büyüyor. Belki bu teknolojiyle gelen cahillik kısmına itirazlar olabilir. Burada kastedilen hazır ama derinlemesine bir bilgi olmaması. Teknoloji zaman ve mekanı ortadan kaldırarak, hayatın gerçekliğini ve dokunulabilirliğini de yok ediyor. Bizzat ellerle dokunulmadan. Gözlerle görülmeden, ter akıtmadan yapılan her şey; yarım anlaşılmış ve yarım öğrenilmiştir. Yarım anlaşılmış, yarım öğrenilmiş olanda eğitimin ve eğitimli olmanın can düşmanıdır. “Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder” dedikleri tam da budur.

Bugünkü eğitim sistemi ne yapıyor. Sınav odaklı bir eğitim yaklaşımı ve endüstriyel istihdamla anlayışı ile düzene gerekli kadrolar eğitiyor. Böylelikle geniş halk çocuklarının, öğrenme, araştırma, merak etme ve eleştirel düşünme isteğinin-hevesinin körleşmesi sağlanıyor. Öğrenmeye kendini kapatmış, robot misali kurgulara cevap veren, şıklar arasında gelecek rüyası kuran (ama okur-yazar) cahiller üreten fabrika misali çalışıyor. Paulo Freire “Ezilenlerin Pedagojisi” isimli eserinde daha detaylı ele alarak bu sistemi “doldur boşalt bankacı eğitim sistemi” olarak değerlendiriyor. İnsanlık tarihinde eğitimin bir yolculuğu var. Düşünmeyle başlayan, merakla devam eden, araştırmayla genişleyen ve bilimle buluşan, ilerleyen yolculuk. Bugün sınavla klişe bir diploma veren, endüstriyel istihdam sağlayan, insanı öğrenme yolculuğundan koparan bir noktaya doğru ilerlemesi kabul edilemez. Bu bir kör döğüşü, cehalet yumağı oluşumudur. Bu gidişe itiraz etmek, alternatifini ortaya koymak boynumuzun borcu olmalıdır.

Yoksa gidişat Tevfik Fikret’in dizelerinde ifade ettiği: “Beşerin böyle delaletleri var. Putunu kendi yapar, kendi tapar”ın ötesine geçmez. Bugün olduğu gibi…

KEMAL IRMAK (Eğitimci)