DSD Türkiye Yürütmesi”Emek Örgütleri Sendikal Rekabet Üzerinden Değil Birleşik Emek Mücadelesinin Görevleri...

DSD Türkiye Yürütmesi”Emek Örgütleri Sendikal Rekabet Üzerinden Değil Birleşik Emek Mücadelesinin Görevleri Üzerinden Yol Yürümek Durumundadır”

PAYLAŞ

Daha önce emek örgütlerine yaptığımız çağrılarda güncel görevler ve mücadele programı çerçevesinde tartışmaya çalıştıklarımızı şimdilik bir tarafta bekletelim. 30 Aralık 2022 tarihinde emek örgütlerine yönelik seçim sathı içinde memleketin güncel sorunları ve hayata geçirilmesi gerekenleri ele aldığımız “İktidarın Sefaleti, Sermayenin Zenginliği; EMEK ÖRGÜTLERİ BEKLEYEMEZ” başlıklı yazıda“Bugün emek örgütlerinin nesnel gerçeklik üzerinden sürecin ve sınıfın ihtiyacına cevap verecek programının olmaması emekçilerin yüzleşmesi gereken acı bir tablodur. Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasal, sosyal ve ekonomik krizinin yaşandığı bu süreçte, emek- sermaye çelişkisini kitlelere anlatacak, sınıf ve kitle sendikal anlayışı üzerinden bir mücadeleye ve mücadele programına acil olarak ihtiyaç vardır.” Diye ifade etmiş, ardından “Emek Örgütleri Yedek Kulübesinde Bekleyemez! Şimdi G(ö)rev Başına! diye çağrı yapmıştık. Bknz. https://sendikalmucadele.org/dsd-turkiye-yurutmesi-iktidarin-sefaleti-sermayenin-zenginligi-emek-orgutleri-bekleyemez/

“Siyasal iktidarın, sermayeyi önceleyen grev yasaklamaları, sermayenin önünü açan hukuk ve mevzuat dışı uygulamaları, emekçi halk kesimlerini yok saymakta, emekçi halkımızın derin bir yoksulluk içerisinde krize sürüklenmesine neden olmaktadır.” Diye belirttiğimiz durum emekçi halk kesimleri açısından hem dünün hem de yarının sorunudur. Bu süreç içerisinde AKP-MHP iktidar blokunun karşısında tüm toplum kesimlerini etkileyen yoksullaşma sorununa, emek örgütlerinin birleşik mücadele hattını kuramamış olması, mevcut iktidarın lehine sonuç üretmiştir. Emek örgütleri aldıkları ya da alamadıkları kararlarla halen emekçilerin lehine sonuç üretecek bir mücadele pratiği ortaya çıkaramamıştır.

Bütçe görüşmeleri sürecinde bütünlüklü bir emek politikasının hayata geçilememesinde, üyelerinin değil, bütün emekçilerin örgütü olduğunu geçmiş mücadele pratiklerinde açığa çıkarmış, yaparsa KESK yapar anlayışının emekçilerin bilincine yerleşmesine imkan veren pratikten yoksun kalması, emekçilerin gerçek gündeminden uzak bir süreç işletilmesi kabul edilebilir değildir. KESK’i bu noktaya getiren MYK bu sürecin sorumlusudur.

KESK’e bağlı tüm iş kollarında bu konu tartışılmakta, üyelerimizi de atalete düşüren bu durum masaya yatırılmakta, örgüt içinden yeterince eleştiri ve tutum gelişmektedir. DSD olarak da bu tartışmaların tarafıyız. Bu tartışmaları kamuoyunda sürdürmenin temel nedeni ise üyelerimizin ve emekten yana tüm kamuoyunun bu tartışmanın öznesi haline getirilmesinin amaçlanmasıdır. Söz, Yetki, Karar süreçlerine bakışımızın da sonucudur. Biliyoruz ki; emek örgütlerinin ya da hareketinin krizi dediğimiz şey, KESK’in kendine içkin sorunları dışında, emek hareketinin genel krizinde yatmaktadır.

EMEKÇİLERİ NESNELEŞTİREN SENDİKAL ANLAYIŞA EMEKÇİLER ONAY VERMEYECEKTİR!  

Diğer taraftan tartışılması, emekçilerin tutum alması gereken en büyük tehlikelerden biri de 4688 sayılı yasaya hapsolan “sendikalardır.” Yirmi yıl içerisinde biriken sorunlar karşısında tarihsel görevini yerine getirmeyen, sadece alan kapmak ve rol çalmak üzerine, sendikal rekabete ve sendikal merkezlerde konumlanmak ve sadece üye sayısına odaklanmış, tabandan kopuk, merkezi olarak alınmış kararlar, görüntüde bir mücadele yürüten sendika olarak yapılanmış ama sendika olmayan kurumlardır. Emekçilere yabancılaşan, emekçilerin rekabetini öne çıkaran siyasal (iktidar)izdüşümlü bu “sendikaların” üye sayılarının artışına bağlı olarak emekçilerin hak kayıplarının artışı eş zamana denk gelmektedir. Yetki yarışına girmiş bir sendikal hayattan emekçiler yararına bir sonuç çıkmayacağı yaşadığımız hak ve ekonomik kayıplarda görülmektedir. Ben yetkili olacağım ve hak elde edeceğim yaklaşımı sendikal mücadele içerisine sokulmuş bir zehirdir ve bu zehri ancak emekçilerin kendisi söküp atabilir. Emekçiler, hak alıcı eylem tarzının hayata geçirilmesi konusunda, bu zamana kadar iyi sınav vermeyen emek örgütlerini aşağıdan zorlamalıdır.

Eylem kararları alınırken birçok etken gözden geçirilmelidir. Her eylem kararı emekçiler yararına sonuç üretmediği gibi alınan eylem kararlarının hayata geçiriliş biçimi, katılımı da insanların eylem çizgisinden (ilkesel olarak alınan eylem kararları hariç) uzaklaşmasına sebebiyet verdiği de bilinen bir gerçektir. Birleşik Kamu İş’in öncülüğünde 12 Ocak iş bırakma kararının alınış biçimi de bir üst paragrafta ifade etmeye çalıştığımız duruma denk düşmektedir. Bu karar emekçilerin mevcut ekonomik sorunlarına çare olması amacıyla değil, sendikal rekabete ve yetkiye odaklanmış, geleceğin siyasal ikliminin sendikası olma hamlesi doğrultusunda emekçilerin araçsallaştırılmasından başka bir anlam taşımamaktadır. Bu yaklaşım örgütlerin üyelerini arttırma çabasını eleştirdiğimiz gibi bir durum olarak anlaşılmamalıdır. Burada eleştirdiğimiz ve mahkum ettiğimiz bu iş bırakmanın emekçilerin sorunlarını çözecek bir iradeyi ortaya çıkarmaktan ziyade, yok sayan yaklaşımla ele alınıyor olmasıdır. Ki; Eğitim İş’in bu konuda 2 Kasım eyleminde de aynı amacı güttüğü bilinmektedir. Eğitim Sen’in çağrısına rağmen Eğitim Sen’le birlikte eylem yapmama kararını bildirmiş, sonrasında iş yerlerinden yoğun baskı sonucunda direkt sosyal medya üzerinden çağrı yaparak birleştiren gücün kendisi olduğunu göstermeye çalışmaktan çekinmemiştir. (eğitim sen’e ilişkin eleştiriler bu yazının konusu olmadığı için girilmemiştir) Emek mücadelesi burjuva siyasal kültürün ayak oyunlarının hayata geçirildiği yer değildir. Emek mücadelesi içerisinde mahkum edilecek bir davranıştır. Diğer taraftan KESK’le görüşme yapıp, dönüşünü beklemeden yapılan deklarasyon en hafif ifadeyle nezaketsizlik örneğidir.

KESK, tüm toplumu etkisi altına alan yoksullaşma karşısında;

Öncelikle emekçilerin gerçek gündemini takip eden bir hatta oturmalı, aşağıdan yukarıya yukarıdan aşağıya demokratik merkeziyetçilik anlayışı doğrultusunda eylemde uygunluk ve kapsayıcılık hattına geri dönmelidir.

Hak arama sürecinde emekçilerin birbirlerine bakarak ne aldıklarına odaklanmadan sermayenin zenginleşmesine ve emekçi halk kesimlerinin yoksullaşmasına odaklanmalı, emekçilerin ortak eylem birliğini örgütlemelidir. Bu konuda üç aylık bir mücadele programı oluşturmalı, emek ve meslek örgütlerini yan yana getirmelidir.

Beyaz yaka mavi yaka gibi suni ayrımların yanında aynı iş kollarında derinleşen ücret farklılıklarına karşı mücadele etmeyi önüne hedef olarak koymalıdır.

Yoksullaşan emekçi kesimlerin sorunlarını birleşik bir hat üzerinden hayata geçirip, emekçilerin gerçek örgütü olduğunu göstermeli, sendikal politik hattını sınıf perspektifinden yeniden kurmalıdır.

ŞİMDİ GÖREV BAŞINA!

Yirmi yıl boyunca süren gericileşmeye karşı kora kor bir mücadele ve emekçilerin bağımsız çıkarlarının savunulması bugün ikili bir görev olarak sınıf örgütlerinin karşısında durmaktadır. Demokratik alanın ve sınıf mücadelesinin bugüne kadar birikmiş büyük sorunlarını ancak emekçilerin güçlü iradesi çözer. Sınıf örgütlerinin bu gücü açığa çıkarmak hazırlamak ve örgütlemek tarihsel görevidir.

Bu sorumluluk bağlamında tepeden değil, tabanın söz yetki ve karar sahibi haline geldiği bir irade ve genel seçim öncesinde emek-sermaye çelişkisi üzerinden örülecek pratik bir sendikal hat, emek mücadelesinin ve sendikal mücadelenin turnusolu olacaktır. Şimdi GREV ve G(ö)REV başına! Sözümüz ve çağrımız tüm emek ve meslek örgütlerinedir

 

DEVRİMCİ SENDİKAL DAYANIŞMA

TÜRKİYE YÜRÜTMESİ