
Kamu Emekçileri Hareketi 12 Eylül askeri darbesi ile birlikte uygulamaya konulan 24 Ocak Ekonomik İstikrar Paketi’nin emekçilerin kazanılmış haklarını ortadan kaldırması, emekçilerin açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmesine karşı bir tepki hareketi olarak ortaya çıktı. İşçilerin 1989 bahar eylemleri bir bir kazanımla sonuçlanırken, yüksek zam oranıyla imzalanan toplu sözleşmeler kamu emekçileri açısından da sendika kurma fikrini/ihtiyacını tartışmaya açtı.
Sonrasında dilimizden pek düşürmediğimiz ve yıllar içerisinde uzaklaştığımız fiili ve meşru bir anlayışla, demokratik süreçler işletilerek, önce dernekler devamında sendikalar kuruldu. İşyeri sendikacılığı ile başlayan süreç çok geçmeden işkolu sendikacılığı temelinde kendisini yeniden yapılandırdı.
Kamu emekçileri hareketinin dünü ve bugünü üzerine yapılacak kimi kıyaslamalar hem geçmiş değerlendirmesi hem de geleceğe ilişkin oluşturulacak yol haritasına katkı sağlayacağını düşünüyoruz!
Kamu emekçileri hareketinin laboratuvarı daima işyerleri olmuştur, alınan kararlar ve fikri üretimler yaygın olarak işyerlerinde en geniş kamu emekçilerini içine alan zeminlerde tartışılarak üretilmiştir. İşyerlerinin, şubelerin, genel merkezlerin özgünlükleri daima var olmuştur. Zamanla, aşağıdan yukarıya doğru işletilen süreçler yerini merkezi yapılara bırakmış, birçok sendika bağımsız çalışma kültüründen uzaklaşmış, konfederasyon üzerinden işyerlerinden kopuk olarak alınan kararların uygulanmaya başlandığı birbirini tekrar eden süreçler başlamıştır. Sonrasında ise KESK genel meclisi, danışma meclisi, kadın meclisi vb. organlarla KESK’te karar alma süreçlerinin demokratikleşmesi adı altında işyerlerinden kopuk mekanizmalar oluşturulmuş, oluşturulan bu mekanizmaların işlevi kamu emekçileri mücadelesinden ziyade siyaset indirgemeci anlayışların kısır tartışmalarının yaşandığı platformlara dönüşmüştür.
Sonuç olarak KESK’in on ikinci bir sendika gibi hareket ettiği anlayışın terk edilerek, sendikaların işyeri temsilcilerinden başlayan tüm sendikal birimlerine dayanan bir anlayışın tekrar hayata geçirilmesi daha da önemlisi işyerlerinde üye olsun olmasın tüm emekçileri içerisine alacak bir meclis anlayışının hayata geçirilmesi, merkezi bürokratik bu yapıya son verilmesi gerekiyor. İşkolu sendikacılığı anlayışı ile çıktığımız yolda, görev ve sorumlulukların konfederasyona havale edilmesi değil, sendikalarımızın bağımsız çalışma kültürünün geliştirilmesi önemli bir görev olarak karşımızda durmaktadır.
Kamu emekçileri hareketi başlangıcı ile birlikte oluşturduğu Kamu Çalışanları Platformu ile onlarca sendikayı bir araya getirmeyi başarmış, sonraki süreçlerde Eşgüdüm Sendikaları olarak kendini ifade eden platformla birleşerek Kamu Çalışanları Sendikaları Platformunu kurmuş, hemen sonrasında tarihimizin en görkemli grevi olan 20 Aralık 1994 grevini yapmıştır. Sonraki süreçlerde de aynı işkolunda olan farklı sendikaların birleşmesi sağlanmıştır. Yine KESK Özelleştirme Karşıtı Platformun, Emek Platformunun en etkin üyesi olmayı başarmıştır.
Geldiğimiz süreçte KESK bir dönem dörtlü olarak ifade ettiğimiz KESK, DİSK, TMMOB ve TTB ile bile ortak iş yapamaz hale gelmiştir. Sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışı ile çıktığımız yol kendisini az olsun benden olsun anlayışına bırakmıştır. KESK alanın ihtiyaçları doğrultusunda dağınık olan kamu emekçileri mücadelesini birleştirmek sorumluluğu ve görevi ile karşı karşıyadır.
Kamu emekçileri hareketi yüzbinlerle, milyonlarla buluştuktan sonra ülkemizde yaşanan kirli savaşa karşı ülkenin her yerinde halkların kardeşliğini temel alan bir mücadeleyi de sürdürmeyi başarmıştır. Irak savaşı öncesinde “ Irak’ta Emperyalist İşgale hayır” diyen emek ve demokrasi güçlerinin en etkin bileşeni iken, yıllardır devam eden Suriye savaşında emperyalizme karşı söz söyleyemeyen bir noktaya gelmiştir. Bu mücadele tarihimizde önemli bir kırılmadır. KESK ülkede, bölgede ve dünyada yaşanan emperyalist savaşlara karşı halkların kardeşliği ve barış talebini tekrar şiar edinmelidir.
Laiklik tarihsel olarak emekçilerin önemli kazanımlarından birisidir, dinin emekçilerin sömürülmesinde bir araç olarak kullanılması laiklikle ortadan kaldırılmıştır. Ülkemizde tam manada laik bir anlayışın olmadığından hareketle laiklik mücadelesi emekçilerin önemli taleplerinden birisi olmalıdır. 20 yıllık AKP iktidarının ülkeyi getirdiği durum, İran ve Afganistan’da yaşananları da gören bir yönden laiklik mücadelesi yükseltilmelidir.
Sınıflı toplumlarda her sınıf tüm sorunlara, dünyaya kendi sınıf penceresinden (ideolojisinden) bakar. Söz yetki ve kararın emekçilerde olmasını kendi ideolojisinin iktidarını gerçekleştirmek için çalışırlar. Sınıf mücadelesinde sendikalar tarafsız değil, emekçi sınıfından yana taraftırlar. Bu nitelikleriyle sendikalar sermaye sınıfı olan burjuvaziden, onun siyasi iktidarından ve ideolojisinden bağımsızdırlar. Sınıfın öz örgütü olan sendikaların işverenlerden, onların her türlü örgütlenmeleri yanı sıra devletin sınıfsal niteliği gereği devletten de bağımsız olmasını gerektirir. Sendikalar doğası gereği siyasi partilerden bağımsız olmalıdır. Kamu emekçileri hareketinin başarısında siyasi bağımsızlık ilkesinin rolü yüksek olmuştur. Yıllar içerisinde siyaset indirgemeci anlayışların KESK içerisinde öne çıkması KESK’in daralmasına neden olmuştur. Siyaset indirgemecilik 2010 anayasa referandumunda zirve yapmış, AKP’nin yargı sistemini ele geçirdiği ve mevcut toplu sözleşme düzenlemesinin de yer aldığı referandumda boykot ve yetmez ama evet eğilimleri bu anlayışla öne çıkabilmiştir.
Doksanlı yıllarda KESK’i emekçilerle buluşturan ekonomik alanda verdiği mücadeledir. Altı ayda bir açıklanan kamu emekçileri maaş zammına karşı özellikle temmuz ve aralık aylarında ortaya konulan kitlesel mücadele ve elde edilen kazanımlar devlet güdümlü sendikalara rağmen KESK’in kitlesel olarak büyüdüğü dönemler olmuştur. Sendika yasasının çıkması, toplu görüşme süreçlerinde verilen mücadelenin zayıflığı, yasa çıktıktan sonra fiili meşru mücadele çizgisinden uzaklaşılması ekonomik mücadelenin yılda bir yapılacak toplu görüşme ya da 2 yılda bir yapılacak toplu sözleşmeye indirgenmesi KESK’teki büyümenin yerini küçülmeye bırakmasına neden olmuştur.
Kamu hizmetlerinin piyasalaşması, kamusal emeklilik sisteminin tasfiyesi, emeklilikte yaşa takılanlar, vergide adalet, sözleşmeli kamu emekçileri, siyasi kadrolaşma vb. alanlarda bir mücadele hattı oluşturulamamıştır. Emeklilikte yaşa takılanlar platformunun ortaya koyduğu kitlesel mücadele ve elde ettiği kazanımdan çıkarılacak dersler vardır. Yüz binlerce genç kamu emekçisi ile ilişki kurmanın yolu kademeli emeklilik yaşı uygulamasıdır. Kamuda da yüz binlerce emeklilikte yaşa takılan olduğu halde EYT mücadelesi sadece izlenmekle yetinilmiştir.
Türkiye’nin olağanüstü bir dönemden geçtiği yaklaşan seçimler ve seçim ekonomisine rağmen emekçilerin açlık ve yoksullukla karşı karşıya kaldığı bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sitemi ile birlikte tek adam rejiminin ülkeyi getirdiği ekonomik ve siyasi durum karşısında emek muhalefetinin zayıflığından KESK’inde üzerine alacağı eleştiriler var.
2021 yılında yaşanan hayat pahalılığı ve maaş ve ücretlerde yaşanan reel gerilemeye karşın birkaç bölgede yapılan bölge mitingleri ve sonrasında uzun süren bir eylemsizlik dönemi, kamu emekçileri açısından bir sembol hale gelen merkezi Ankara mitinginin yerini Ankara bölge mitingine bırakılması tarihsel bir aşınmadır. Siyasi iktidarın 3600 ek gösterge hamlesinde yaşanan ayrımcılığa yeterli tepkiyi örgütleyememesi ve sonrasında KESK’in gündeminden 3600 ek gösterge talebinin düşmesi tartışmalı konulardır.
2023 yılı bütçesine ilişkin Ankara’da merkezi miting kararını bütçe görüşmelerinin bittiği bir tarihe alıp sonrasın da ise önerilen alanı reddederek miting iptali tarihimizde bir ilktir.
Büro işkolunda sendikamız BES tarafından, maaş zammı, kadro ve ek gösterge talebi ile ilgili 27 Aralık tarihinde yapılan basın toplantısında da duyurusu yapılan 3 Ocak eylemi sonrasında aynı gün KESK tarafından açıklanan 4 Ocak eylem kararı da illerde tartışma yaratmıştır. Burada göz önüne alınması gereken eylem kararını alırken bağlı sendikalarından bihaber bir KESK MYK’sı mı söz konusudur. Ya da TÜİK önünde yapılması ifade edilen eylem duyurusunu gönderen KESK’in TÜİK’in tüm illerde olmadığından bölge esaslı bir örgütlenmesi olduğundan mı bihaberdir. Bu iki eylemde temel ayrım, TÜİK tarafından 3 Ocakta açıklanan enflasyon oranları sonrası Cumhurbaşkanı tarafından açıklanacak maaş zammı öncesi eylem yapmanın mı, sonrasında yapmanın mı doğru olduğudur? Yapılacak açıklamada milyonları ilgilendiren ek gösterge adaleti ve kadro talebine yer vermenin mi, vermemenin mi doğru olduğudur?
KESK’in bu dönem yapması gereken bellidir bir an önce başta DİSK olmak üzere tüm sendikalara mücadele çağrısı yapmalı emekli sendika ve dernekleri ile de mücadeleyi ortaklaştırmalı kamu emekçilerinin maaş zammı dışında taleplerini de ihtiva edecek bir grev örgütlemeyi acilen önüne hedef olarak koymalıdır.
BÜRO EMEKÇİLERİ SENDİKASI DEVRİMCİ SENDİKAL DAYANIŞMA YÜRÜTMESİ




