
André Gide: “Anı” yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır” der. Bizler de anı/ zamanın ruhunu yazarak belki de ölümün elinden bir başarıyı alabiliriz. Gelecek nesiller için yeni yeni tartışma alanları yaratabilir ve farklı düşünme biçimleriyle algıyı yükseltebiliriz. Devrim arabalarının makus talihini bilmeyenimiz yoktur. Bugün bir çok kişi o dönemin “cezalandırılmış başarısına” derin iç çeker. Lakin her dönemin farklı başarıları her dönemin farklı ama aynı tarz muktedirlerince cezalandırılmıştır. Cemal Gürsel’in devrim arabaları üretim sürecinde son noktayı koyduğu sözü “anı/zamanın ruhunu ölümün elinden almışsa da” tam anlamıyla ne denmek istediği yada neye cesaret edilmesi gerektiğini yeterince kavratamamış/ kavranılmamış bir söz olarak değerini bulmamıştır. Bu bağlamda Cemal Gürsel’in kısa ama net sosyolojik tespitine kafa yormaya değer.
“İşte biz böyleyiz! Garp kafasıyla otomobil yaptık; ama şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk!” (Cemal Gürsel Türkiye Cumhuriyetinin 4. Cumhurbaşkanı)
Kısa hatırlatma. Sıhhiye’den Meclise gelirken arabalara, motosikletli trafik polislerinden oluşan kalabalık bir eskort yol açarak eşlik etmişti. Eskorttaki polislerin benzin alınacağına ilişkin bilgileri yoktu. Durum Meclis’e gelindiğinde anlatıldı, benzin getirtildi, birinci arabaya kondu; ancak sıra ikinci siyah arabaya geldiğinde Cumhurbaşkanı arabaya binmişti bile… Cumhurbaşkanı Büyük Millet Meclisi’nden Anıtkabir’e, oradan Hipodrum’daki Geçit Töreni’ne “Devrim Otomobili”yle gidecekti. Proje’ye bir milyon dört yüz bin lira ödenek harcanmıştı. (Feyziye Özberk)
Şark kafasıyla düşünmek. İşte Cemal Gürsel’in dikkat çektiği nokta; Cumhur başkanın temsil ettiği makam ve kişiliği söz konusu olunca doğru olanı söyleyememektir şark kafasıyla düşünmek! “Saygı ve gelenekler gereği çekinmek.” Yanlış yaparım korkusuyla doğru olanı yapamayıp hata yapmak. Saygıyla ilkeli olmayı ayırt edememek. Yönetenle-yönetilen arasındaki çıkarlara dayanan taraflı ilişki biçiminde yönetenin mutlak haklı olduğunun sorgusuz kabulü, şark kafasından anladığım! O an Cemal Gürsel’e henüz siyah arabaya benzin konulmadığı birkaç dakika daha beklenilmesi gerektiği açık yüreklilikle söylenebilseydi, büyüğe saygı geleneğinin boğucu atmosferinden sıyrılıp cesaretin ışığıyla doğrular dile dökülseydi bugün tarihin yönünün bambaşka olacağını düşünüyorum. Bu ve buna benzer “anlarda” ilkeli olmak doğru bildiğini söyleyebilmek bize bir çok şey katacaktı. Sadece araba üreticisi bir ülke değil, garbı’da aşan bir kafayla doğruların herkese söylenebileceği algısı ve cesareti büyük bir hoşgörüyle toplumsal hayatımıza yerleşmiş olacaktı. Ve Devrim’i karalamak için pusuda bekleyenlere fırsat yaratılmayacaktı. Öyle ki her iki bej ve siyah renkli devrim arabalarına, benzin konulduktan sonra yola devam eder. Ama ertesi gün sözde gazeteler bunu yazmazlar. Başarı cezasız kalmamalıdır! Gırgır ve şamata diz boyudur.
Aynı dönemde Güney Kore bizde olduğu gibi kendi arabalarını kendi mühendisleriyle üretmiştir. Onlar bizim gibi gırgıra getirmeden başarılarının adını Hyundai koydular. Yani Modernite, Çağdaşlık anlamında. Bizim Devrim ismimizden çok uzak bir isim değil. Hyundai şimdi önde gelen bir dünya markası. Devrim ise geçmişte kalan başarının, başarısızlık öyküsü.
Bir şey hiçbir zaman iki kez kendisi değildir. Artık bizim için çok gerilerde kalmış olan bu öyküyü yeniden yazamayız. Ancak bu tarihin sonu geldiği anlamına da gelmez. Yeni öykülere ihtiyacımız var. Çağımızın yeni değerleri, yeni teknolojileri, her ne kadar ilerlemiş olsa da yeryüzünde keşfedilecek onca şey var. Bu yüz yılımızda diğer ülkelerin tasarıma büyük kaynaklar aktardığı ve genç beyinleri tasarıma yönlendirdiği bütün dünyaca bilinmektedir. Bizde de elde artık kalmışsa “Made in Turkey” yerine tam bir Türkçeyle “Tasarım ve Üretim Türkiye” yazmalı, “Tasarım ve üretim” kelimeleri bir çok yerde görünür hale getirilmelidir. Tasarlamak ve üretmek istisnasız bütün alanlarda hayallerimizi gerçekleştirebileceğimiz sihirli kelimelerdir. Gelenekler güzeldir, bir birikimdir ama gelenekleri zamanın ruhuyla yoğurmadığımız da bizim prangalarımız demektir.
Başarının cezalandırılmadığı yeni bir Türkiye yaratmak kolay değil, ama bu yazıda 30 Ağustos’ta yazıldı. Bu bağlamda büyük önderin sözünü hatırlatalım. “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır.”
O satıh bugün her alanda bilimin ışığından ayrılmadan ilerlemektir.
Yine başaracağız!




