Haluk Levent… Samimi ve özverili adımlarla yeni bir imza attı, biraz film gibi. “Kayışı kopardı” diyen de oldu, kurtardığı Ferdinand’ın askeriyiz” diye coşan da…
Malum mesele; Kurban Bayramı’nın 1. günü Rize’deki hayvan pazarından, 5 metre yüksekten atlayıp denize kaçan dana, bayramın son günü Trabzon’un Sürmene ilçesinden çıktı. Yaşam hakkını söke söke aldı. Dananın değişen kaderinin cilasını ise sanatçı Haluk Levent attı. Böylece; toplum olarak neden sanat sorusundan neden dana sorusuna savrulduk…
İnsanın zengin arkadaşları olunca…
“Ekranda gördükçe ve haberi okudukça içimde beni hüzne boğan bir duygu belirdi. Sanki bir şeyleri hissetmiş, kaçmış ve günlerce ortalıktan kaybolmuş… Bu durumdan sonra kesilmesi ve ölüme yollanması içimi acıtırdı. Sahiplenmek, ona bakmak istedim. Adını Ferdinand koydum. Bir çizgi film karakterinin adı. O da kaçıyordu.”
Haluk Levent, dananın peşine şöyle düşüyor: “Trabzon’da haberi takip eden bir arkadaşımı aradım. ‘Ne olur sonuna kadar takip et, araştır. Nereye gittiyse, kim aldıysa, sahipleri kimse irtibat kur, ne yap, ne et onu bul’ dedim. Çocukluğumdan bilirim; hayvancılıkla uğraşanlar bir koyun, bir dana hastalanmış ya da çok yorgun düşmüşse onu kesmezlerdi. Ben de bu kadar yorgun düşmüş dananın kesilmeyeceğini biliyordum. Sahiplerini bulduk. Telefon görüşmesi yaptık. 14 bin TL karşılığında aldık. Parayı da bir arkadaşlarıma ödettim. İnsanın zengin arkadaşları olacak bu hayatta.” Gülüyoruz…
“Geçmişe yetişiyorum”
Derdi, sadece ‘deli dana’ değil. Levent, ülke sorunlarına duyarlı… Herhalde temelinde vicdan var…
“Siz, vicdan ya da sevgi diyebilirsiniz ben daha çok kaybedilmiş yılların geri kazanımı olarak adlandırıyorum” diyor: “Geçmiş yıllarda başımda olan dertlerle, sorunlarla uğraşmaktan hislerimi ortaya çıkaramadım. Bu iyi duyguları; çocuklar ve hastalar için kullanacağım diye kendime söz vermiştim. Fakat hatalarımdan dolayı, ekonomik sıkıntılar yaşadım. Bana yakışmayan ilişkiler kurdum. Tefeciler, borç senetleri… Bunları ödemeyince de icra dosyalarından üçer gün, beşer gün cezaevlerine girdim. İşte bu yıllar kaybedilmiş yıllardır. Elbette o yıllardan çok beslendim. Şimdi ise her attığım adımda, geçmişte yapamadıklarıma yetişmeye çalışıyorum. Bu kendime verdiğim görev.”
Rol model olma kaygım yok
Belki de her kesimden seveninin olmasını bu özveri ve samimiyete borçlu…
“Takipçilerim arasında bir istatistik yapmıştım” diye aktarıyor: “Kendisini sosyal demokrat, Atatürkçü olarak tanımlayanlar çoğunlukta. Ancak hiç azımsanmayacak yoğunlukta iktidar partisinden, ülkücülerden ve HDP’den de takipçilerim var. Onlarla ortak bir buluşma noktamız olduğunu görüyorum. Bir yerden sonra siyasi görüşlerden arınıyoruz. Bana gönderilen, ‘Aynı siyasi görüşte değiliz ama…’ diye başlayan yüzlerce mesaj var.”
Haluk Levent, “İnsan odaklı bir yaklaşımım var, bir rol model olma kaygısı ise taşımıyorum” diye sürdürüyor: “Ancak insan odaklı yaklaşımın bir tavsiye olarak görülmesini isterim. İnsana dokunurken sol, sağ, ülkücü olarak düşünmedik. Irak Türkmenleri geldi yardım ettik. Suriyeli çocuğa yardım ettik. Hakkari’den, Diyarbakır’dan Kürt çocuklara yardım ettik. Profilinde Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafı olup hastanelerde sürünen kişiye de yardım ettik. Kendimi muhalif olarak tanımlıyorum. Ancak attığınız bu adımlar siyasi fikir ya da parti odaklı olamaz. Öte yandan, muhalif olmak her şeye karşı çıkmak demek değil. Ama karşı çıkılması gereken şeyleri de birilerinin konuşması lazım. Elimden geldiğince bunu da yapmaya çalışıyorum.”
“Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır”
Levent’e muhalif kesimin “daha fazlası” diyerek tepki verdiği ya da gönül koyduğu da oluyor…
“Beni koydukları yer önemli. Kimse tek başına bu ülkenin kurtarıcısı değil” diyor, eleştirileri de var: “Muhalifler de kendi içerisinde on parçaya bölünmüş durumda. Kimseyle kıyaslanmak istemiyorum. Yanınızda olan kazanılmış insanlara aynı şeyleri anlatmak zaman kaybı. Savunduğunuz şeylere karşı olanlara ise muhalif dille bir şey anlatamazsınız. 1940’lı yıllardan sonra ülkede yerleşen zihniyetin, kandırmacaların, politikaların yarattığı kabuğu sol söylemlerle kıramazsınız ya da alışkanlıkları sert muhalif dille aşamazsınız. Bu benim düşüncem. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Eleştirebilirsiniz, saygı duyarım.”
Son zamanlarda, her dönem muhalif kimliği ile bildiğimiz sanatçılar yandaş medya diye tarif edilen mecralarda röportajlar veriyorlar. Bu iktidarın kendini benimsenen isimler üzerinden meşrulaştırması olarak görülebilir mi?
Bu soruya; “Ben de röportaj verdim” diyerek yanıt veriyor Levent, konuyu biraz daha derinleştiriyor: “İktidarı sevmeniz için ne gerekiyor diye sordular bana, açın okuyun. OHAL’i kaldırsın, KHK’larla işten atılan insanları geri alsın, adalet sistemini tam olarak işletsin, insan hakları, cumhuriyetin temel ilkeleri ve laiklik konusunda önem versin severim” dedim. Bunları yapan iktidarı sevilmez mi? Sanatçılarımızı yıpratmayalım. Bülent Ortaçgil, Mazhar Fuat Özkan, Teoman bir değerdir. birer değerdir. Herkesin kendi fikirleri vardır, bize uymayabilir, önemli değildir. Böyle bakıp kazanmaya çalışalım. Çünkü herkesi tek tek kaybediyoruz, kazanmaya çalışmalıyız.
Ve AHBAP projesi…
»İşlevini yerine getiriyor mu? Birkaç örnek versene? Haluk Levent’in gözbebeği, ne olduğunu ve geleceğini özetliyor:
“Ötekileştirilmiş gençliğin bir platformda toplanmasını istedik. Birbirlerini anlamasını istedik ve çok da başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Şu anda içinde imam da var, vegan sosyalist de. İlk kez politik kaygısı olamayan bir topluluk ile beraberiz. Sosyal medyadaki yardım kirliğini ortadan kaldırmak istedik. Bir ağlayan anne ve yanına bebek koyuyorlar para topluyorlar. Bazılarının doğru olmadığını tespit ettik ve belgeledik. AHBAP her yerde, sadece hastalara değil herkese yardıma koşuyor. Geçen ay Kaş’ta bir anaokulu yaptı. 20’ye yakın evi onardı, evi yananlara eşya aldı. 2000’e yakın aileye dokundu. Ayvalık Şeytan sofrasını Orman Bakanlığı ile birlikte ağaçlandırdı.100 öğrenciye 10 ay boyunca burs verdi. Tiyatroculara destek veriyor, En son NASA’dan ödül almış iki çocuğumuzu yurtdışına dil kursuna yolladık. Proje, insanlara dokunmak ve daha yararlı şeylere teşvik etmek için var, var olmaya da devam edecek.”
Kaynak: Birgün




