
‘Yok artık, bu kadar da olmaz, herhalde tutuklamazlar…’
• • •
Şubat ayı… Yine bir perşembe akşamı; Anayasa Mahkemesi (AYM) Erdoğan’ın ‘Ağır bedel ödeyecekler’ dediği Can Dündar ve Erdem Gül’ün, ‘düşünceyi açıklama’ ve ‘yayma ile basın hürriyeti haklarının’ ihlal edildiğine karar veriyor. Tahliye yolu görünüyor.
• • •
Aklımızda bir soru:
‘Sakın, mahkeme, AYM’nin kararını görmezden gelmesin!’
92 günlük süre arasındaki boşluğun; ‘Yok artık bu kadar da olmaz’ hissi ve ‘acaba’ kaygısıyla dolması kısa yoldan Türkiye’de yaşanan süreci anlatıyor.
• • •
Hukukçuların durumu; “Mahkemenin, AYM’ye direnme olasılığı yok. Böyle bir emsalin yaşanmadığı biliniyor. Tersi bir durum, sadece hukuka değil genel anlamda; Türkiye’ye bir darbe olur” diye açıklıyor.
• • •
Karar, üzerimizdeki ‘boğucu’ duyguyu biraz olsun ortadan kaldırıyor. Gazetede bir sevinç havası var. Ancak yine de el manşete kolay gitmiyor. ‘Sevincimizi paylaşan’ diğer meslektaşlarımızda da bu tedirginliğin olduğu seziliyor. Cümle kısa: “Burası Türkiye!”
• • •
Bu ruh haliyle, ‘eski hikâyelerden’, ‘gazetecilik anılarından’, ‘zor günlerde atılan başlıklardan’ söz ediyoruz. Anekdotlardan biri Milliyet gazetesinde 1976 yılında yaşanıyor. Bir Numaralı muhataplardan biri, dönemin ODTÜ Dev-Genç Başkanı Bülent Forta.
• • •
1970’lerin ortasında, toplumun farklı görüşten gençleri arasında çatışmalar yoğunlaşınca, ülkücüler sözüm ona bir kampanya başlatıyor. Forta, sonrasında yaşananları paylaşıyor: “Demogojik, kendilerini aklamaya yönelik bir çağrıydı. Bu kapsamda kampanyalar düzenlendi. Başını Milliyet’in çektiği bazı gazeteler ise bu kampanyaya destek oldu ve duyurmaya çalıştı.”
• • •
Kampanyaya, katılan gruplardan biri Recep Tayyip Erdoğan’ın da dahil olduğu Akıncılar. Forta, yaşananları özetliyor: “Akıncılar, ‘Bizde silah yok’ diye kestirip attı. Ülkücüler, ‘Bırakırız’ diye açıklama yaptı. Milliyet Gazetesi Ankara bürosundaydık. Bize de soruldu. Ülkücülerin silah filan bırakmayacağını biliyorduk. Dev-Genç kendini müdafaa etmek ihtiyacındaydı.”
• • •
Yani… Zor durumdur. “Silah var” demek de “Yok” demek de olmaz. Boşa koysan dolmaz, doluya koysan almaz… Forta düşünür taşınır o tarihi ve dâhice cevabı verir. Ankara bürodan, İstanbul’daki Milliyet yazı işleri masasına ulaşan sözleri Abdi İpekçi sürmanşetten girer: “Dev-Genç’te bırakılacak silah yok!”
• • •
Tedirgin manşetler…
Bizdeki kapakta; “92 Günlük hak ihlali”, içerde; ‘AYM, ihlal dedi’…
Burası Türkiye…
Yine de biraz olsun dağılıyor kasvet.
Can Dündar ve Erdem Gül artık özgür…
Fakat… Türkiye gül yaprağından çok dikene benziyor. Gazetecilerin bir kısmı hâlâ içeride.
İlla şimdi sert bir manşet gerekiyorsa…
‘Bizde bırakacak silah yok…’
Ya da gazetecilerin, ‘gazetecilik’ yaptıkları ortaya çıkmışken…
‘Sahi o ‘giden’ silahlar meselesi ne oldu?’
***
Çatlak var mı?

AKP’de ‘reis‘ üzerinden yürüyen bir çatlak var mı, varsa da büyür mü? Soruyu; AYM kararları ve iktidar partisinde CanDündar ile Erdem Gül’ün tahliyesine gösterilen farklı tepkilerle birlikte değerlendirmek mümkün. Bunun üzerine ‘çok iyi koku aldığı’ iddia edilen AKP’li Şamil Tayyar’ın, twitter’da Erdoğan’ın fotoğrafını kullanarak yazdığı “Allah yardımcısı olsun” sözlerini koyabiliriz. ‘Yandaş karşı duruş’ olacakları belirtilen, müstakbel, Ak Gazete, Karar, İstikbal, Yeni Birlik gazeteleri de bu açıdan ilginç. Ee peki o zaman? Aman… Bize ne! Her fırsatta Gül’ü ısıtıp önümüze getirmeye çalışanlar düşünsün!
***
İstikrarda geçen hafta

>> Cansel 17 yaşındaydı. Matematik öğretmeni tecavüz edince, babasının beylik silahıyla kendini vurdu.
>> Komşu çocuğuna cinsel istismarda bulunan yaşlı bir adam, ‘yaşlılık’ ve ‘iyi hal’ indirimi aldı.
>> Yine bir lise öğretmeni, öğrencisini eteğinden dolayı “Bu halinle otobana çıkarsın” sözleriyle uyardı.
>> AKP’li Belediye’nin festivalinde, bir oyun sergilendi, kurusıkı silah patlatıldı. Oyundaki çocuk, babasını aldatan annesini vurdu.
>> İstanbul’da IŞİD davası görüldü. Çağlayan Adliyesi şenlik yeri gibiydi; elini sallasan cihatçıya değiyordu. ‘Çocuklar’ mahkeme salonunda dilediği gibi konuştu, gönüllerince gider yaptı. İçlerinden biri kadın muhabire “Caiz değil kalk yanımdan” diye çıkıştı. Önceki haftalarda Dilek Doğan duruşmasında alınan güvenlik önlemlerinin binde birini Çağlayan Adliyesi’de göremedik. Yadırgamadık!
>> Neden yadırgamadığımızı ve ‘nelere alıştırıldığımızı’ Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘21. Geleneksel Muhtarlar Şenlikleri’nde anladık. Erdoğan toplantının bir yerinde; El Nusra’nın IŞİD’e karşı savaştığını söyleyerek, “Ona niye kötü davranıyorsunuz?” diye sordu.
>> Gezi Direnişi sırasında Ethem Sarısülük’ü vuran polisin arkadaşı, “Ben de olsam ben de sıkardım” dedi. Öyle yekten… Ortaya!
>> Çoğu bize ait olan bu haberler; bininci kez yapılan sağlamalar gibiydi. Siyasetin dilinin, nefret yarattığını, bu nefretin sokağı ve sokağın refleksini yönettiğini bininci kez test ettik. Yine; iktidarın, ‘zihniyetine yakın odaklara’ güç ve cüret verdiğine, “Yürüyün arkanızdayız” mesajı yolladığına şahit olduk.
Öte yandan, dilden düşmeyen namus kavramının ‘tam tersine’ her geçen gün yeni namussuzlar türediğini dehşetle izledik. Kadına değer vermeyen, kof muhafazakâr anlayış ve cinsiyetçi yaklaşımın yozluğu büyüttüğü ortada. Ne acı toplumda ne eksikse en çok o dillendiriliyor!
>> Bölgedeki yıkım da ölümler de da çatışma hali de sürüyor. Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki sokağa çıkma yasağında 88. güne girildi. Dün Şırnak’ta ve Sur’da birer asker yaşamını yitirdi. Yine Sur’dan bir annenin HDP Vekil’ine çektiği mesaj durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koydu: “Ne olur çocuklarım ölmesin, daha çok küçükler.”





