Yeni Soğuk Savaş ve Kürtler – Fatih Yaşlı/Birgün

Yeni Soğuk Savaş ve Kürtler – Fatih Yaşlı/Birgün

PAYLAŞ

Kürt sorunu, Kürtlerin dört parçadaki varlıkları nedeniyle, başından beri sınır-ötesi bir nitelik arz etmişse de; sorunun kesin olarak “uluslararası” bir veçheye kavuşması, yakın zamanda şahitlik edilen iki önemli gelişmenin neticesinde söz konusu olmuştur.

Bunlardan ilki 1. ve 2. Körfez Savaşları neticesinde Irak’ın kuzeyinde federal bir Kürdistan’ın kuruluş olmasıdır. İlk savaşın ardından ilan edilen uçuşa yasak bölge ile fiilen ve ikincisinin ardından ilan edilen yeni Irak anayasasıyla birlikte resmî statüye kavuşmuş bir Kürdistan şekillenmiştir.

Diğer gelişme ise Suriye’de yaşanmıştır. 2012’de Suriye devleti kendisine yönelik saldırının büyüklüğünü fark ettiğinde ülkenin kuzeyinden çekilmiş, ortaya çıkan otorite boşluğu ise başta PYD olmak üzere Kürt örgütleri tarafından doldurulmuştur. Üç yıldır yaşanan gelişmelerin neticesinde, Afrin, Kobane, Cizire kantonlarından müteşekkil ve fiilen özerk olan Rojava kurulmuş durumdadır.

Bugün gelinen noktada, Kürt sorununun bu iki gelişmeden, Kürtlerin statü sahibi olmasına yol açan bu iki yönetim biçiminden ayrı bir şekilde değerlendirilmesi imkânsızdır, Kürt sorunu artık kesin bir şekilde sınır-ötesi ve uluslararası bir mahiyete kavuşmuş durumdadır.

Dört parçada yaşayan Kürtlerin ulusal liderlerinden biri olarak gördükleri Barzani yönetimindeki Kürdistan bölgesinin Türkiye Kürtleri üzerinde belli bir etkisi vardır, ama esas bakılması gereken yer Rojava’dır. Çünkü Rojava’da inşa edilen özerkliğin fikrî temelleri Öcalan tarafından atılmıştır ve inşası da “Suriye’deki PKK” diyebileceğimiz PYD/YPG tarafından gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla, bugün Kürt sorununda gelinen noktanın fiilen bir “Öcalan/PKK devleti”nin kurulması olduğunu görmek, başta hendekler olmak üzere, yaşananları anlayabilmek açısından ilk sıraya yazılmalıdır.

Rojava’daki gelişmeler bugün Türkiye’deki Kürt sorununu doğrudan belirlemektedir ama güvenlikçi bakış açısının iddia ettiği üzere, basitçe “kent savaşı”nın sınırın bu tarafına taşınması bağlamında değil; “demokratik özerklik” sürecinin “öz yönetim” ve “öz savunma” adlarıyla Kürt kentlerinde somutlaşması ve bunun neticesinde Türkiye Kürtlerinin bir statüye sahip olup olmayacakları bağlamında.

Dahası, devlet aklı Rojava’ya baktığında bir “jeopolitik tehdit” görmektedir ve kantonların birleşmesini engellemeyi öncelikli hedef olarak önüne koymuş durumdadır. Devlet aklı, “Kobane’yle Diyarbakır’ın ne alakası var?” sorusunun yanlışlığını 6-7-8 Ekim olaylarında görmüş, Hatay’ın hemen yanından başlayacak ve Kerkük’te sona erecek bir Kürt kuşağının Türkiye Kürtlerinin statü arayışları üzerinde yapacağı büyük etkiyi fark etmiş durumdadır.

Tam da bu nedenle Tel Abyad’ın alınması ve Kobane ile Cizire kantonlarının birleşmesi devlet aklı üzerinde âdeta bir travma etkisi yaratmış, şiddetin Kürt sorununda yeniden esas belirleyen haline gelmesi de Tel Abyad’ın YPG kontrolüne geçmesinden sonra söz konusu olmuştur. Bugün de devlet aklının Rojava siyasetinin temelinde, kantonların birleşmesinin son halkasını teşkil edecek olan Afrin’le Cizire’nin birleşmesini engellemek vardır. Aylardır gündemde olan “Cerablus’a güvenli bölge” ve “Fırat’ın batısına geçişi savaş sebebi sayma” tartışmaları tam da bununla ilgilidir.

Musul’a asker gönderilmesi ve Barzani’nin Türkiye ziyareti de bu bağlama yerleştirilerek okunmalıdır. PKK’nin Irak’taki özellikle Şengal sonrası artan etkinliğini kırmak, Rojava’da ise Peşmergenin etkinliğini artırmak ve böylelikle Barzani üzerinden “Öcalan/PKK devleti”ne müdahale etmeye çalışmak devlet aklının önceliği gibi görünmektedir.

Tüm bu gelişmelerin ise “yeni Soğuk Savaş” bağlamına oturtularak değerlendirilmesi gerekmektedir. Kobane’nin IŞİD kuşatmasından ABD desteğiyle kurtarılması ve sonrasında Tel Abyad’ın ABD-YPG desteğiyle alınması, YPG’nin diğer Arap güçleriyle birlikte Demokratik Suriye Güçleri adlı yeni bir ittifak kurması ve ABD’nin silah desteğini bu ittifak üzerinden devam ettirmesi meselenin bir boyutudur.

Diğer boyutta ise Rusya’nın doğrudan sahaya inmesi bulunmaktadır. Özellikle Rus uçağının düşürülmesinden ve Musul’a askerî sevkiyatın ardından Rusya, İran ve Irak ile PKK/PYD arasında bir yakınlaşma olduğu görülebilmektedir. Dahası, Rusya’nın da Haseke örneğinde görüldüğü üzere PYD’ye silah vermeye başladığına dair haberler gelmektedir ve tüm bu gelişmeler Kürtler tarafından bir fırsat olarak görülmektedir.

İşte Cizre’de, Nusaybin’de, Silopi’de yaşananları bu karmaşık denkleme yerleştirmek gerekmektedir. Osman Baydemir’in, “Cerablus özgürleştiğinde masaya yeniden oturulacak” şeklindeki açıklaması, olan bitenin en veciz ifadesidir, düğüm esas olarak Cerablus’ta ve Rojava’da çözülecektir.