
Hileli ve şaibeli 16 Nisan Referandumunun devamı niteliğindeki 24 Haziran seçim sonuçları ülkemiz açısından önemli tarihsel kırılmalar ortaya çıkardı.
Türkiye tarihinin parlamenter sisteme dayalı, güçler ayrılığını temel alan, kısmi denetleme mekanizmalarının mevcut olduğu siyasal yönetsel düzeninin sonuna gelindi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile cumhuriyetin bir dönemi sona erdi. Tek adamın bütün yetkileri elinde tuttuğu, yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığının ortadan kalktığı, OHAL ve KHK düzeneğinin kalıcılaşarak temel yönetsel yöntem haline geldiği bu yeni Türkiye, bütün toplumsal muhalefet hareketleri açısından süreci köklü bir değerlendirmeye tutmayı kaçınılmaz kılıyor. 90’lı yıllardan itibaren toplumsal muhalefetin en dinamik bileşeni olan KESK’in de başta kendisinden başlayarak radikal bir yaklaşımla süreci ele alması gerekiyor.
Bütün devlet olanaklarının sonuna kadar kullanıldığı, medyanın neredeyse tamamının AKP-MHP ittifakı için seferber olduğu, muhalefetin baskı ve sindirmelerle sesinin kısıldığı OHAL rejimi altında gerçekleşen 24 Haziran seçimleri başta CHP olmak üzere muhalefetin seçim gecesi beceriksizliğiyle de birleşerek tek adam rejiminin tesisi için önemli bir kavşak niteliği oluşturdu. 24 Haziran seçimleri, henüz YSK verileri girilmeden başta AA olmak üzere medya eliyle manipülatif girişimler ve AKP kitlelerinin sokağı teslim alan baskın fiiliyatı ile parlamenter rejimin etkisinin azaldığı-ortadan kaldırıldığı bir sonuç doğurdu.
Devlet kurumlarının AKP-MHP adına seçimde seferber olması seçimlerin eşitsiz ve adaletsiz olduğunu gözler önüne serdi. OHAL altında, eşitsiz ve adaletsiz koşullarda gerçekleşen seçimler, kuşkusuz ki demokratik ve adil bir seçim olarak düşünülemez. Belkide Türkiye tarihinin en anti demokratik koşullarında yapılan baskın seçimlere karşın Cumhur İttifakı ancak %52 oy alabilmiştir. Ohal koşullarında yapılan bu seçimlerin ortaya çıkarttığı sonucu ancak baskıyla kabul ettirmek mümkündür.
24 Haziran seçimleri, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar kurulunun göreve başlarken planlı bir şekilde “Yeni Türkiye” ve “Kurucu Meclis” vurgularıyla sunulan Türkiye’ye ikna olmayan en az % 50 oranında yurttaşımızın varlığınıda göstermiş oldu.
Seçimin en önemli sonucu, Türkiye’de parlamenter siyasal sistemin ana hatlarıyla sona ermesidir. Siyasal gücün tek bir merkezde toplandığı rejimin dönüşümüne kapı aralandı. Tek kişinin ve onun etrafında oluşan bürokratik mekanizmanın gücünü elinde toplandığı, parlamentonun ise önemini büyük oranda kaybettiği, denetleme mekanizmalarının zayıfladığı bir yönetim biçimi yerleştiriliyor. Bu durum, parlamento ve parlamento merkezli muhalefetin etkinliğini alabildiğine ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Parlamento çoğunluğuna ilişkin tartışmalarda gözden kaçırılmaması gereken temel nokta, sistemin tek kişiye tüm karar alma hakkı ve yetkisini veren yapısı olarak görülmelidir.
Seçim sonucunda AKP-MHP bloku, parlamento çoğunluğuna da sahip olabildi. AKP’nin önemli bir oy kaybına uğraması, MHP’nin aldığı oyların belirleyici olmasının önümüzdeki döneme kuşkusuz etkileri olacaktır ancak öncelikle olan şu aşamada Erdoğan’ın tek karar verici olarak kurumsal-yasal bir gücü ulaşmasıdır. Bu durum, iktidarın sermaye ve uluslararası sistemle yeni bir konsensüs zeminin de oluşması anlamına geliyor.
MHP’nin iktidar blokundaki rolü seçimlerde aldığı sonuçla birlikte daha dikkat çekici bir duruma geldi. Ancak, MHP’nin konumu salt Parlamento çoğunluğu açısından ele alınmamalıdır. MHP, bu kapsamda iktidar bloku içinde etkinliğini arttıracak, iktidarın paylaşımından daha fazla pay isteyecektir. Bunun önemli bir çelişki zemini olabileceğini söylemek mümkün. MHP’nin iktidar bloku içinde pasif bir güç olmanın ötesinde oynayacağı bir rol olmakla birlikte, bu ittifakın çelişkili yönleri de gözden kaçırılmamalıdır. Önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak gelişmeler bu ittifakta kırılmaları da ortaya çıkarabilecek niteliktedir. Ayrıca MHP nin kuruluşundan bu yana uluslararası egemen güçlerin kontrolünde seyreden yapısı göz önünde bulundurulduğunda, AKP’yi ve Erdoğan’ı sistemin sınırlarını zorlama ihtimaline karşı ABD, AB ve NATO adına frenleme ve Avrasyacı jeopolitik çizgiye karşı Türkiye’yi NATO’cu konumda tutması MHP’nin yeni dönemdeki işlevleri arasında sayılabilir.
Erdoğan’ın, seçim kararının hemen ardından günlerce süren İngiltere ziyareti, ABD’nin seçim sürecinde Menbiç anlaşması , yine seçim öncesi ABD/NATO ile yapılan silah alım anlaşmaları emperyalizmin AKP den vazgeçmediğini göstermesi açısından önemli bir nokta olarak görülmelidir.
AKP’nin 16 yıldır uyguladığı inşaata dayalı büyüme ve sıcak para girişine bağlı ekonomik model, emperyalist sistemdeki gelişmelerin de etkisiyle krize girdi. Enflasyon artışı, dövizdeki istikrasızlıkla birlikte büyüyen işsizlik ve artan zamlar Türkiye ekonomisini bir sıkışma noktasına doğru taşımaya devam ediyor. Türkiye ekonomisinin sıcak paraya dayalı yapısı ve dış finans olanaklarının maliyetinin artması önümüzdeki ekonomik krizin boyutunu da gösteriyor. Öte yandan kaçınılmaz olan ekonomik krizin yükünün emekçilere yıkılma alışkanlığı uzun vadede iktidar açısından sorunlar yaratacaktır. Elbette acı reçeteyi emekçilerin ve bütün toplumun içip içmeyeceği toplumsal muhalefetin vereceği mücadeleye bağlıdır.
Önümüzdeki dönemin önemli konularından birisi de kuşkusuz yine Orta Doğu’daki gelişmeler olacaktır. Suriye’de on yıla yaklaşan iç savaşın sonuna gelindiği, ABD-Rusya dengesi içinde ilerleyen çözüm sürecinin önemli sonuçları olacaktır. Siyasi geçiş dönemi içinde Esad’ın yer alacağı öte yandan da Kürt hareketinin Fırat’ın doğusundaki inisiyatifinin birleşik bir Suriye içinde belirli bir statü kazanacağı bir tablonun ortaya çıkması muhtemeldir.
SOL, TOPLUMSAL MUHALEFET VE EMEKÇİLER
AKP-MHP cephesinin yenilgiye uğratılmasını ve tek adam ve siyasal islamcı rejime karşı kazanma umudunu artırarak sürdüren HAYIR ve TAMAM zemini muhalefetin önemli motivasyon kaynağı oldu. Taktik oy kullanmayı tercih ederek siyasal İslamcı rejime karşı değişim talep eden milyonların arayışını muhalefet hareketinin yeni döneminin de en önemli sorusu olmaya devam edecek.
Baskın seçim kararının ardından, CHP’nin, “Millet İttifakı”ı ile barajı ortadan kaldırdığı, Gül’ün çatı adaylığının ihtimal olmaktan çıktığı andan itibaren adım adım gelişen bir dalgadan söz etmek mümkündü. Hayır blokunun “Millet İttifakı” ve bu ittifak üyelerinin HDP’ye yönelik pozitif ilişki ile bir biçimde korunduğu, her siyasi çizginin en güçlü adayını çıkardığı seçim politikası muhalefetin özgüvenle seçim arenasına çıkmasını sağladı.
- İnce’nin mitinglerdeki kalabalık ve televizyon programlarındaki başarısı muhalefete moral vermekle beraber negatif bir rahatlamayı da beraberinde getirdi. Muhalefet, Erdoğan’ın özellikle seçimi milliyetçi bir bloklaşmaya sürükleyerek AKP-CHP ve Erdoğan-İnce karşıtlığına sıkıştırma stratejisini kıracak politikalar geliştiremedi.
24 Haziran seçimleri muhalefet açısından Muharrem İnce’nin popülist çıkışların ötesinde, siyasal İslamcı düzenin gerçek bir eleştirisine dayanan ülkenin sorunlarına yönelik çözüm önerilerinin ortaya konulamadığı aksine Erdoğan karşıtlığı iktidarın istediği gibi bir zemine dönüştü.
Sosyalist solun seçimlerdeki tutumunu ise ayrıca değerlendirmek gerekir. CHP ve HDP nin kapsayamadığı , hareket etme kabiliyeti potansiyel olarak yüksek geniş bir sol-sosyalist kesim kendine siyaset kanalı açamadı. Siyasal İslamcı ve tek adam rejimine karşı kendi programı ve sözünü kısmi kampanyalar dışında(KAPAT, HAYIRI TAMAMLAYALIM , ACI REÇETEYİ İÇMEYECEĞİZ vb.) hayata geçiremedi. Burada HDP nin kitle gücünden yararlanarak pragmatist bir şekilde parlamentoya girmenin sol politika olarak sunulmasının etkisinin olduğu da unutulmamalıdır. Esas olanın tali olana heba edilmesi ve solun özgüvenden yoksun ruh halinin belirleyici olduğu gerçeği ile yüzleşmek en büyük kazanım olacaktır.
HDP, 7 Haziran sonrasında Kürt ulusal hareketinin Orta Doğu merkezli savaş siyasetinin bir sonucu olarak politik etkinliğini büyük oranda kaybetmişti. HDP’nin seçim alanındaki etkinliği siyasi olmaktan ziyade, seçim matematiğinden ileri gelen bir “taktik” varlık olarak şekillendirildi. Barajın aşılması da özellikle de CHP tabanının bu taktik doğrultusundaki oy kullanma tutumunun sonucu olurken, seçimin ortaya çıkardığı dikkate değer noktalardan birisi ise Kürt illerinde yaşanan oy kaybı oldu. HDP’nin “Türkiyelileşme” iddiasıyla, 7 Haziran öncesindeki solu radikal demokrasi ideolojisiyle kaplamaya yönelik hegemonik konumunda kayıp olduğunun göstergelerinden ikisi, Kürt illerinde yaşadığı kısmi gerileme ve seçim barajını başka bir partiden gelen taktik oylarla geçebilmesidir.
YENİ DÖNEMDE KAMU İNŞAA EDİLİRKEN KAMU EMEKÇİLERİ VE KESK
Kamu emekçileri açısından 24 Haziran seçimleri haklı ve meşru taleplerini toplumun geniş kesimlerine duyurma ve AKP/Saray rejiminin gerici ve piyasacı politikalarının teşhir edilmesinin olanağı olarak görülmesi gerekirken bu hedefe yönelik bütünlüklü bir mücadele programının oluşturulamaması en büyük eksikliktir. Kamunun tasfiyesi, taşeronlaştırma, güvencesiz istihdam politikaları, kamusal hakların tasfiyesi. gerici eğitim ve gerici kamusal hizmet politikaları, kamudaki gerici kadrolaşma uygulamaları ve OHAL ve KHK düzenine karşı mücadele başlıklarını toplumun geniş kesimlerine ulaştırmakta etkili bir çalışma gerçekleştiremedik. Adayların vaatlerinin sınırlılıkları(3600 ek gösterge gibi) içinde sendikaların tutum açıklamasının ötesine geçemedi.
24 Haziran seçimleri sonrası baskın seçimin de gerekçesi olan ekonomik krizin derinleşerek devam edeceği sır değil. Sıcak paraya dayalı büyüme politikalarının sonuna gelindiği ekonomistlerin ortak görüşü olarak ortaya çıkıyor. Türkiye’nin dışa bağımlı finans yapısı döviz kurundaki ve faizlerdeki kırılgan yapıyı daha kırılgan hale dönüştürüyor. Seçim öncesi İngiltere ziyareti ve uluslararası finans kapitale verilen sözler ve imtiyazlar AKP-MHP ittifakının sıkışma alanlarını oluşturuyor. Önümüzdeki dönem uygulanacak İMF programının görünürdeki öznesi İMF olmasa bile- kamu harcamalarının kısılması, kamu yatırımlarının durdurulması. kamu emekçilerinin ücret kayıpları vb. gibi sonuçları ortaya çıkarması ihtimaline karşı hazırlıklı olunmalıdır.
Yeni rejim bir kişinin bütün yetkileri elinde topladığı otoriter bir sistemin anayasal statüye kavuştuğu sonuçlar ortaya çıkardı. İdari sitemin ve bürokrasinin yeniden düzenlendiği açıklanan son Bakanlar Kuruluyla kendini gösteriyor.
Özel okul kurucusunun Milli Eğitim Bakanı, Özel Hastane sahibinin Sağlık Bakanı, Turizm Tur şirketinin CEO sunun Turizm Bakanı, Spor Toto Kurumu başkanın Gençlik ve Spor Bakanı ve nihayet C.Başkanının damadının Hazine ve Maliye Bakanı olduğu tablo yeni Türkiye’nin nasıl bir ülke olacağının çarpıcı bir örneğidir. Seçim öncesi ve sürecinde Erdoğan tarafından defalarca ifade edilen “Devleti şirket gibi yöneteceğim” anlayışı hızla hayata geçmiş gözüküyor.
KESK’İ YENİDEN KAMU EMEKÇİLERİNİN UMUDU HALİNE GETİRMEK İÇİN…
16 yıllık AKP iktidarının 16 Nisan Referandumunda kabul edilen(!) anayasa değişikliklerinin ilk defa uygulanacağı 24 haziran seçimlerini kazanması(!) ile birlikte fili olarak sürdürülen tek adam rejimi “Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi” adı altında somutlanmış oldu. Yeni sistemle birlikte kamu kurumlarının yeniden yapılanmasından başlayan çalışmaların kamu emekçilerinin çalışma yaşamındada köklü değişiklikleri beraberinde getireceği ortadadır.
OHAL sürecinde kamu emekçilerinin iş güvencesini fiili olarak ortadan kaldıran siyasi iktidar OHAL sonrasında yapacağı yasal düzenlemelerle işten çıkarmaları rutin hale getirmeyi planlarken, diğer yandan perfrmans sistemi, rotasyon uygulamaları ve kurumlar arası geçici görevlendirmelerle kamu emekçilerine yönelik yeni saldırıların planlarını yapıyor.
Kadrolaşmanın dahada artacağı kamuda liyakat, kariyer ve sınıflandırma ikelerinin içinin tamamen boşaltılacağı bir süreç bizleri bekliyor.
16 yıllık AKP iktidarında başta KİT’ler olmak üzere kamuya ait ne varsa haraç mezat satan siyasi iktidarın içinde bulunduğumuz dönem ekonomik krizle birlikte değerlendirildiğinde kamu hizmetlerinin piyasalaşmasının (başta eğitim sağlık ve sosyal güvenlik) hız kazanacağı ortadadır.
Kamu emekçileri olarak bizleri yeni bir fiili ve meşru mücadele dönemi beklemektedir. 1990 yılından başlayarak 12 Eylül askeri darbesinin ölü toprağını nasıl üzerimizden attıysak bu dönemde işyerlerinden başlayarak çalışanların tamamını öznesi kılacağımız işyeri meclislerini yaratmak öncelikli görevimiz olmalıdır.
Kamu hizmetlerinin piyasalaşmasına karşı kamudan hizmet alan başta emekçiler ve yoksul halkımız olmak üzere ortak mücadele zeminlerini yaygınlaştırmak ve geliştirmek için seferber olmalıyız.
2019 yılı toplu sözleşme yılıdır siyasi iktidarla Memur Sen arasında uzun yıllardır devam eden al gülüm ver gülüm toplu sözleşme tarzı içinde bulunduğumuz ekonomik kriz koşullarında miadını doldurmuştur. Toplu sözleşme süreçlerini fiili olarak sürekli kılan bir anlayışı hayata geçirirken şimdiden başlayarak işyerlerine dayalı bir Toplu Sözleşme süreci başlatmalıyız.
Yaşanan ekonomik kriz ve kamu emeklilik sisteminin tasfiyesinin devamı birleşik emek hareketinin yaratılmasına dönük güçlü zeminlerdir. Birleşik Emek Hareketinin salt yukarıda sendikaların bir araya gelerek oluşturacakları bir mücadele zemini olmayacağı açıktır. Yandaş sendikaları aşan bir emek hareketine ihtiyaç vardır. Birleşik mücadelenin koşullarından biri de birlikte örgütlenmektir, güvencesiz çalışma biçimlerinin artması ile kamu emekçisi, işçi ayrımıda giderek ortadan kalkmaktadır, en elzem işlerden biri bu meseleye dair bir tartışma sürecinin başlatılması ve lokal olarak devam eden işçi direnişlerini de içine alacak bir mücadele hattının örülmesidir.
Ülkemizde geçmiş yıllarda yaşanan ekonomik krizler döneminde ortaya konan mücadele deneyimlerini de gören bir yerden “ Krizin faturasını krizi yaratanlar ödesin”, “ Acı reçeteye hayır” başlıklı kampanyalara done olacak etüt çalışmalarının şimdiden yapılması bu dönemde ortaya koyacağımız mücadeleye katkı sunacaktır.
TEK ADAM REJİMİNE TESLİM OLMAYACAĞIZ!
Cumhuriyete karşı siyasal islamı, Halk egemenliğine karşı tek adamlığı, Laikliğe karşı Gericiliği, Seküler yaşam tarzına karşı islami yaşam tarzını, Kamusal haklara karşı paralı ve ticarileşmiş kamu hizmetlerini, Liyakata karşı kadrolaşmayı kurumsal hale getiren “Yeni Türkiye” karanlığa sürüklenmiş bir Türkiye olacaktır. seçim sonuçları göstermiştir ki bu piyasacı, gerici ve otoriter rejimi kabul etmeyen milyonlar var. Ve milyonların gelecek için umutlanacak çok nedeni var. Gezi’den Hayır’a, Adalet Yürüyüşünden T A M A M ve KAPAT GİTSİN toplumsal hareketine kadar geniş, kitlesel, renkli bir muhalefet Tek Adam rejimine teslim olmayacaktır.
Devrimci Sendikal Dayanışma / Türkiye Yürütmesi




