Terör işbirlikçisi! – L. Doğan Tılıç/ Birgün

Terör işbirlikçisi! – L. Doğan Tılıç/ Birgün

PAYLAŞ

“‘Bayırbucak’ta gerçekte neler oluyor, Bayırbucak neresi?’ sorularına Türkiye solunun yanıtlarının epey zavallıca” olduğunu yazdığım gün, bu gazetenin bir başka sayfasında İbrahim Varlı bölgenin net bir fotoğrafını çekmişti. Dün de Mustafa K. Erdemol’un Türkiye’nin Türkmen politikasını irdeleyen mutlaka okunması gereken dizisi başladı.

Bayırbucak’ta sadece “Türkmenler” deyip geçemeyeceğimiz; cihatçı grupların tabanındaki geçişkenliğinden beslenerek yer değiştiren, bugün IŞİD’de yarın bir başka yerde olan çeteler de var. Erdoğan, “Orada DAEŞ yok” derken, Putin’in bölgedeki operasyonlarının hedefinde Kafkas kökenli Rus terörist gruplar olduğunu söylemesi bundan.

Savaşın ilk kurbanı gerçekler oluyor ve Suriye’de de çatışan tarafların tümünün söyledikleri “gerçeği” kendilerine göre bükme çabasıyla malul.

Bu arada, “Türkiye solunun enternasyonalizminin Türkçe konuşan topluluklar söz konusu olduğunda epey utangaç davrandığı” değerlendirmemin yeni ve Bayırbucak’la sınırlı olmadığını belirtip geçeyim.
Rus uçağı düşürüldükten sonra, savaşı oyun ve misyonlarını da iktidara gaz vermek olarak görenler kahramanlık manşetleri atsalar da, şimdi Türkiye çok daha sıkıştı. Manevra alanı tümden daraldı. Stratejik derinliklerinde yüzmeye heveslendiği bölgede, çılgınlık yapmak ve tümüyle başkalarına bağlı etkisiz bir aktör olmak ikileminde.

Uçağın düşürülmesinden hemen sonra, Moskova’dan (vuranın F-16’lar olduğunu mutlaka bildikleri halde) “yerden açılan ateşle vuruldu” açıklaması gelmesi, “Türkmen komutan”ların “biz vurduk” demeleri (belki dedirtilmesi) bu tehlikeli krizden bir çıkış kapısı aralandığını düşündürtmüştü. Ankara’nın o kapıya arkasını dönüp NATO’yu devreye sokması ve ardından Putin’in görülmemiş sertlikteki açıklaması geri dönüşü neredeyse imkânsız bir yola girildiğini gösteriyor.

Suriye’deki savaş, artık daha çok Putin’in savaşı ve bir Türk-Rus savaşı da oldu. Ankara, Moskova’nın devreye sokabileceği can acıtıcı siyasi, ekonomik ve askeri yaptırımları bir kenara bırakın, “terör işbirlikçisi” damgasıyla baş etmeye çalışırken, devirmeye çalıştığı Esad’ın eli biraz daha rahatlayacak.

Tarihimizdeki en büyük krizlerden biriyle uğraşılırken, çoktan başkanlık sistemine geçildiği de apaçık görülüyor. Kriz zirveleri Saray’da toplanıyor, ilk açıklamalar oradan geliyor.

Putin, doğrudan Türkiye’yi kendilerini “arkadan bıçaklayan” “terör işbirlikçisi”, “IŞİD’i petrol alarak finanse eden ülke” ilan edip “saldırı cevapsız kalmayacak” derken; ne Saray’da öğretmenlere muallimlik dersi veren Erdoğan ne de Davutoğlu ya da bir başka yetkili düşürülen uçağın “Rus” olduğunu telaffuz edebiliyordu.

En sert açıklamalarını “Rusya” diyemeden yapan, “olayı tırmandırmak istemeyen” ve kendisine destek ifade eden Batılı müttefiklerinden de “Bu, Rus ve Türk Hükümetleri arasında bir olay” değerlendirmeleri duyan bir Türkiye var şimdi. Dün cihatçıların sınırlarını İsviçre peynirine çevirmesine izin veren, bugün saniyelik ihlalde uçak düşüren Türkiye…

Manevra alanının sıfır noktasına yaklaştığı Suriye politikasıyla, çok fazla aktörün sıcak çatışma içinde olduğu daracık Suriye topraklarında, Türkiye ve Rusya’nın bundan böyle daha sık karşı karşıya kalacağını öngörebiliriz. Türkiye’nin kırmızı çizgi ilan ettiği PYD’nin, artık arkasında çok daha açık ve güçlü bir Rus desteği ile hareket edeceğini de…

Türkiye, dümeninde “Biraderim” dediği Esad’ı “Eset” yapıp onunla kanlı bıçaklı olduktan sonra, “Bizi Şanghay Beşlisi’ne alıp AB’den kurtarın” dediği Putin’le de kanlı bıçaklı olmayı başaran, yeniden yanaşmaya çalıştığı “Batılı müttefikleri”nin de güvenilir bulmadığı bir “kaptan”la çok tehlikeli sularda seyrediyor. Geminin yolcuları arasında kaptanın ölümcül manevralarını huşu içinde alkışlayan da çok!
Alkış tutanlar, dünyanın en önemli devletlerinden biri tarafından “terör işbirlikçisi” ilan edilmenin uçak düşürmekten daha ağır sonuçları olacağını görmüyorlar.
Bindik bir alamete…