Seçim olacak, ne olacak? – L Doğan TILIÇ/Birgün

Seçim olacak, ne olacak? – L Doğan TILIÇ/Birgün

PAYLAŞ

Temsili demokrasinin oyun kuralları içinde ilk soru; “Bir seçimden 5 ay sonra neden yeni bir seçime gidiyoruz?” olmalı. Yanıt belli; 7 Haziran’da AKP tek başına iktidar çıkaramadı ve Erdoğan’da yeni bir seçimde bunun olabileceği olasılığına oynayıp koalisyon kurdurmadı.

Peki, 1 Kasım’dan da benzer bir tablo çıkarsa yine mi seçime gidilecek? “Evet” demek zor olsa da, senaryolardan biri bu; M. A. Şahin de dillendirdi zaten. Olur mu, olur! Ancak, “olağan koşullarda” bu, sadece AKP’nin ve Erdoğan’ın düşüşünü hızlandırır. “Olağan dışı”lığın zorlanması ise memleketin daha çok “Ortadoğulaşması” demek.

Şimdi AKP’nin düşlediği, ucu ucuna tek başına iktidar. Artık, Saray’da bile anayasayı değiştirecek çoğunluk hayali kurulmuyordur herhalde.

Öte yandan, ucu ucuna çoğunluk olmuş bir AKP, çok daha güçsüz ve ağırlaşmış sorunlar karşısında iyiden iyiye yönetemez duruma düşmüş bir iktidar olacak. İçindeki homurtular artacak ve muhtemelen1-2 yıl içinde kapağı bir erken seçime zor atacak.

Anketlere bakarsanız; AKP’nin yine 276’ın biraz altında kalıp tek başına iktidar olamayacağı en büyük olasılık. Memleketin siyasi tarihi, AKP’nin 7 Haziran sonrası koalisyon ara(ma)yış deneyimi ile de birleşince, birkaç milletvekili transferi ile hükümet kurulabileceğini akla getiriyor. Böyle bir iktidarAKP’yi çok daha zayıf ve içini de çok daha fazla kaynar hale getirecek; her tökezlemede Arınçgillerin “aktif siyaset arzusu” kamçılanacak, ya partiyi ele geçirerek “yeni yetmeler”i 5. partiye zorlama ya da kendilerinin 5. parti kurma süreci hızlanacak.

Siyasi yakınlık açısından bakıldığında, en olabiliri AKP-MHP koalisyonu. Nitekim her iki parti içinde de bunu isteyenler var. Ancak, Bahçeli buna ne kadar mesafeli olduğunu geçen gün Amasya, Çorum,Kırıkkale konuşmalarında kendi partililerini kamuoyu önünde azarlayarak ve “Çözüm sürecini, 17:25’i yutalım mı” diyerek gösterdi. O, 1 Kasım sonrası da “Hayırlı” yaklaşımı sürdürerek, zaten uzun süremeyecek ve çok ağır bir krizle boğuşacak hükümette yer almaktansa, muhalefette kalmayı yeğleyebilir.

Kılıçdaroğlu ilk tercihlerinin CHP-MHP koalisyonu olduğunu söylese de, memleket içinden ve dışından yine AKP-CHP büyük koalisyonunun zorlanacağı kesin. Başta memleketteki kutuplaşma olmak üzere, ağır sorunların ancak böylesine bir koalisyonla göğüslenebileceği vurgulanacak. CHP’nin yolsuzluklar ve Erdoğan konusunda yumuşayıp, AKP’yi fazla zorlamadan böyle bir ortaklığı yürütebileceği, bu arada başta dış politika olmak üzere rotanın değiştirilebileceği, eskisinden farklı formüllerle de olsa Kürtsorununda çatışmasızlık dönemine dönülebileceği ileri sürülecek.

Kim bilir; Kılıçdaroğlu da tercih MHP derken, olacağı söylemiyor, belki sadece tabandaki oy geçişkenliklerini hesap ederek MHP’den AKP’ye kaymayı önlemeye, olabilirse bir miktar oradan oy almaya dönük bir taktik hamle yapıyordur. Zaten, iki partinin sandalye sayısının hükümet kurmaya yetmeyeceği ve HDP desteğinin de MHP tarafından, ona tek başına iktidar verse bile, kabul edilmediği eldeki somut veriler.

1 Kasım’dan nasıl bir hükümet çıkarsa çıksın, AKP’nin de çark etmeye başladığı Suriye politikasını sürdüremeyecek. Mülteci krizi ve ona dönük Avrupa Birliği oportünizmi nedeniyle dış politikada rota tekrar biraz Batı’ya kırılacak. İŞİD’in içimizde uyuyan bombaları uyanacak… Kürt sorunundan kaynaklı gerilim ve çatışmalar kim bilir ne hal alacak…

Seçime iki gün kala, bu türden senaryoları konuşup köşe doldururken, belki bir senaryo da o yazar diye aradığım siyaset bilimi hocam Prof. Raşit Kaya, ne senaryolara ne seçim kampanyasına pek itibar ediyor:

İktidar partisi dahil, bütün partiler doğrudan ya da dolaylı olarak vatandaşa vaat ettikleriyle derin bir yapısal kriz içinde olunduğunu itiraf ediyorlar. Normal bir demokraside konuşulmayacak şeyleri çok önemliymiş gibi tartışıyorlar. Vatandaş arasında seçime dönük hiç heyecan yok ve bunun asıl nedeni dertlerine deva bir sonuç çıkacağından umutları olmaması.

Bu analiz de Haziran kokuyor!