Rakıyla şaka olmaz! – Erk Acarer/Birgün

Rakıyla şaka olmaz! – Erk Acarer/Birgün

PAYLAŞ

Rakı sofrasının olmazsa olmazı… Ve muhtemelen festivalin bir anında çalıyordu:

“Nereden sevdim o zalim kadını

Bana zehretti hayatın tadını

Söylemem sormayın asla adını…”

• • •

Adana’da yapılan geleneksel Rakı Festivali’ne önce Valilik el koydu:

“Yassah kardeşim… Milli içkimiz ayran! Rakı, şarap yok! ‘Festivalin adı da Şalgam ve Kebap’ olacak.” Türkiye’deki imam-cemaat ilişkisinin doğal bir sonucu yine yaşandı. Vali Mustafa Büyük, “yasak” diyince, gerici vazife çıkarıp pompalıyla, silahla, palayla festivali bastı.

• • •

Muhtemelen festivalin bir anında, rakının olmazsa olmaz mezesi, ‘Selahattin Pınar’ın o bestesi’ çalıyordu:

“Nereden sevdim o zalim kadını

Bana zehretti hayatın tadını…”

• • •

Selahattin Pınar, Ticaret Mektebi’ni bırakıp, müziğe başlayınca, babasıyla gönül bağları da bam telinden koptu. Denizli Milletvekili Sadık Bey, bir gün kurduğu sofrada oğluyla ilgili konuştu: “Bizim oğlan da çalgıcı oldu maalesef…”

Selahattin Pınar buna çok içerledi, ceketini alıp kapıyı vurdu. Hayatını beste yaparak kazanacaktı, bir daha baba evine dönmedi.

• • •

O beste, oradan kovulmasından yıllar sonra…

İstanbul Kız Sanayi Mektebi’nde okuyordu. Gözü tiyatrodan başka bir şey görmüyordu.

Müslüman kadınların sahneye çıkmalarının yasak olduğu dönemde, Darülbedayi sınavına girdi ve kazandı. Babası onu vazgeçirmek için çok uğraştı. Sonunda noktayı koydu: “Ne yapalım bizim kız da fahişe oldu! Artık benim için Afife diye biri yok!”

Afife, kapıyı vurmadan önce son kez babasına baktı:

“Ben zaten sahnede Jale ismini kullanıyorum!”

• • •

Sanatçının yaşamı çilekeşti…

Selahattin Pınar buna alıştı. Nasıl olsa sevdiği işi yapıyor, çalıyor, besteliyordu.

Ancak Afife Jale’nin işi daha zordu. Yasaklar, baskılar, kovuşturmalar peşini bırakmadı. Her şeye rağmen sahneye çıkmaya devam etti. Tiyatroyu basan zabitlerden, arka kapılardan kaçırılarak kurtuluyordu. Fakat Dâhiliye Nezareti’nin buyruğu ile belediye, ‘204 sayılı bildiriyi’ Darülbedayi Yönetim Kurulu’na gönderince oyununun sonuna geldi.

Bildiride, Müslüman kadınların, o tarihten sonra kesinlikle sahneye çıkamayacakları yazılıydı.

Afife Jale, Darülbedayi kadrosundan çıkarıldı. Ne baba evine dönebildi, ne tiyatro yapabildi.

Çareyi uyuşturucuda aradı. Hızla battı.

• • •

Son demleriydi…

‘Bir bahar akşamı rastladılar’ birbirilerine.

Selahattin Pınar, Kuşdili Çayırı’nda Hafız Burhan’ın arkasında tambur çalıyordu. Kaçamak bakışlar büyük bir aşka dönüştü, kısa sürede evlendiler. Bir müddet acılar içinde geçirdikleri gençlik yıllarının yaralarını birbirlerinde sardılar.

Ancak olmadı…

Afife tiyatro yapamadı. Yalvardı: “Beni bırak Selahattin, yoksa benimle birlikte mahvolacaksın!”

Ayrıldılar…

Alkışlar arasından süzülen Afife Jale, artık en dipteydi. Sokaklarda yatıp kalkmaya, aşevlerinde karnını doyurmaya başlamıştı. Uyuşturucudan vazgeçemedi. Selahattin Pınar da ondan farklı değildi. Ruhu çukurdaydı. Eski karısının ölüm haberini aldığında, iyice yıkıldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün, “O olmasaydı hilafeti asla kaldıramazdım” dediği kadının cenazesinde dört kişi vardı.

Selahattin Pınar, Afife’yi asla unutamadı. Bir kış günü Kalamış’taki Todori’nin Meyhanesi’ne gidip masayı doktorunun yasakladığı ne varsa onlarla donattı. Rakıyla intihar edilir mi? Selahattin Pınar bunu yaptı. Bol rakı ve mezeyle, Kalamış Todori’de intihar etti… Son perde ünlü bestekârın kalp krizi geçirmesiyle kapandı…

• • •

Adana’daki rakı festivaline ‘yassah’ kondu…

Olasılık, festivalin bir anında çalıyordu:

“Nereden sevdim o zalim kadını…”

• • •

‘Yassağı’ vazife edinen, neşe içindeki insanlara pompalıyla, palayla saldırdı.

Rakıyla intihar eden naif adamların, her şeye rağmen, yol gösterip, ülkenin önünü açan kadınların geçtiği yerde…

Ehh, yasağı da saldırıyı da dinlemediler işte! Mesajı verdiler:

“Sizden korkan, sizin gibi olsun!”

Oturdular, içmeye devam ettiler…

Masalarda olasılık…

“Nereden sevdim o zalim kadını

Bana zehretti hayatın tadını

Söylemem sormayın asla adını…”

• • •

Belli ki rahmet istediler.

Gericiye karşı; aydınlık, naif yüzler…

Pompalıya karşı, cümbüş, palaya karşı muhabbet…

Bir de Gezi’den öğrenmiş olmanız lazım; rakıyla asla şaka olmaz, alayınızın şerefine…