Olta hazır, yem aranıyor… – L. Doğan TILIÇ / Birgün

Olta hazır, yem aranıyor… – L. Doğan TILIÇ / Birgün

PAYLAŞ

7 Haziran’da tekrar çıkartılmamak üzere gömüldüğü söylenen “başkanlık”, 1 Kasım’dan sonra gömüldüğü yerden çıkartıldı. Doğrudan “başkanlık” değil de, “yeni anayasa” denilerek…

Seçim sonrası IPSOS’un yaptığı araştırma da gösterdi ki, vatandaşların yüzde 57’si başkanlık sistemine karşı ve yalnızca yüzde 31’i ondan yana. Anayasanın değişmesini isteyenler ise yüzde 63.

Rotasını araştırmalara bakarak çizdiği söylenen AKP ve Saray için yol haritası belli o zaman: “Hızla yeni ve demokratik bir Anayasa yaparak, ülkeyi faşist 12 Eylül rejiminin ürünü olan mevcut Anayasa ayıbından kurtarmak.”

Ama… Fakat… Falan mı dediniz; o zaman siz faşist darbe Anayasası’ndan, hatta 12 Eylül rejimininkendisinden yanasınız! Allah bilir; 12 Eylül 2010 referandumunda da, “Hayır” diyerek darbecilerin yargılanmasına karşı çıktınız!
Kılıçdaroğlu iyi söylemiş geçen gün: “AB ikiyüzlü bir siyaset izliyor… 2010’daki Anayasa değişikliklerinin Türkiye’yi baskıcı bir rejime götüreceğini o zaman AB’ye söyledim. Ama onlar demokrasi ileri gidecek diye desteklediler. Dolayısıyla bu baskıcı rejimin kurulmasında AB’nin 2010 yılında hükümete verdiği desteğin de rolü var…”

O dışarda AB’ye anlatamamış, biz içerde arkadaşlarımıza anlatamadık! Neyse…

Şimdi bir televizyon programında ‘’Şunu at’’, ‘’Bunu at’’ diye medya patronlarına ayar verenlerin cesaretlerini nereden aldıklarını sorgulayan Kılıçdaroğlu, teşhisi koymuş: “Bu talepler demokrasiye darbedir. Gobbels sürecinin başladığını gösteriyor.”

Aydın Doğan’a, ‘’Şunları at ki; biat ettiğine inanalım’’ diyenler, ertesi gün hedefe yılmaz AKP destekçisi NTV’yi koydular. Doğan Grubu’nda bir köşede duran Eyüp Can’a “FTÖ üyesi” diye saydırırken, Mustafa Karaalioğlu’nu da tam Erdoğancı değil diye hırpalıyorlar. Neymiş; NTV yeterince Erdoğan’ın arkasında durmuyor, Erdoğan’ı desteklemiyor ama “…muş gibi” yapıyormuş.

Gobbels sürecinin ayırt edici özelliği budur; yalnızca karşı olmak değil, yeterince taraftar olmamak bile cezalandırılır!

O yüzden, Haşmet Babaoğlu, CNNTürk’te trolleşmeyi eleştirdi ve bir ara E. Özkök’le aynı noktaya düştü diye Akif Beki’ye, “Başına kayyum atanmış gibi” bindirecektir.

Türkiye’nin öyle bir “model”, “sistem” sorunu yok aslında. Zaten Saray’dan fiili olarak başkanlık sistemi gibi yönetiliyor. Yine de, bu durumun sağlam temele oturtulması, anayasal güvenceye kavuşturulması gerek.

O anayasal güvence için AKP’nin 317 milletvekili yetmiyor. Anayasa değişikliğini referanduma götürmek için bile artı 13 gerek. Biz bu 13’ü nereden nasıl bulurlar diye düşüneduralım, onlar bir yandan da, “317’den fire olur mu?”yu hesap etmek zorunda.

Sabah’ta Emre Aköz, 13 ve hatta ötesi için gözünü HDP’ye dikmiş: “Ver başkanlığı al özerkliği, Öcalan’ı”formülüne oynuyor: “Öcalan’ın ve PKK’nın önde gelen yöneticilerinin temel talepleri karşılansın… Ulusalcı Kürt Hareketi başkanlığa herkesten önce koşar. Öcalan’ınki kolay: Faraza ev hapsine çıkarılabilir. İletişim imkânı verilir, vs. Ayrıca yerel yönetimlere güç kaydırılır. Hatta uygun miktarda özerklik bile düşünülebilir.”

HDP başkanlığa karşı ama her şey tartışılsın “özgürlükçülüğü”nde ve içinde başkanlığa göz kırpanlar da var.

Benim takıldığım yine de orası değil; Saray önce kendi çevresini sağlama almak, kendi çevre temizliğini yapmak istiyor. Henüz görüntüsüyle değilse de, maddi temelleriyle var olan Davutoğlu-Erdoğanpotansiyel çatışmasında, sorun çıkarabilecekler hedef alınıyor. Küçük sniperlar NTV’ye falan o yüzden ateş açıyor! Medya operasyonunun sivri ucunun Davutoğlucu ve potansiyel Davutoğluculara döneceği görülüyor.

Eh, haksız da değiller, çünkü başta sermaye olmak üzere dün AKP-CHP büyük koalisyonuna oynayan herkes, şimdi “Daha konuşulabilir-dert anlatılabilir” dedikleri Hoca’ya oynuyorlar.

Bu oyunda, geçmişten ve yenilgiden öğrenebilmişse eğer, muhalefetin asla yapmaması gereken iki şey var: Bir; Davutoğlu-Erdoğan olası çatışmasından medet ummak. İki; demokratik bir Anayasa yapılıyor diye oltaya takılacak yeme atlamak.