
ESM Şube Başkanı Yener Çalışkan 90’lı yıllardaki KESK ile günümüzdeki KESK’in aynı olmadığını söyledi. Çalışkan, ” KESK eski KESK değil. 1990’lı yıllardaki KESK ile şimdi ki KESK arasında çok büyük farklar var” dedi.
Emeğin Gündemi’nde bu hafta KESK’e bağlı Enerji, Maden ve Sanayi Kamu Emekçileri (ESM) Şube Başkanı Yener Çalışkan ile bir araya geldik. Uzun yıllar sendikal mücadele içerisinde bulunan Yener Çalışkan, ESM’nin her kademesinde görev almış bir isim. Yener Çalışkan ile Türkiye’de sendikacılık, ESM’nin faaliyetleri ve sendika siyaset ilişkisi üzere konuştuk.
Kısa sizi tanıya bilir misiniz?
İsmim Yener Çalışkan. 1968 Kars doğumluyum. 90’lı yılların başından itibaren aktif olarak sendikal hareketin içerisindeyim. 1999 yılında Kocaeli’de Devlet Su İşleri’nde göreve başladıktan sonra sendikal mücadeleye kaldığım yerden devam ettim. Bu süreç içerisinde iş yeri temsilciliği, şube yöneticiliği, şube başkanlığı ve genel merkez yöneticiliği gibi birçok aktif görevde bulundum. Şu anda da ESM Kocaeli Şube Başkanı olarak görev yapıyorum.
İş kolunuz sürekli özelleştirmelerin yaşandığı bir iş kolu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İş kolumuz enerjinin, sanayinin ve madenin olduğu bir iş kolu. Bu iş kolu özelleştirmelerin yoğun olarak yaşandığı bir iş koludur. Şeker fabrikalarından tutun da SEKA’ya kadar, TKİ’den tutunda TTK’ya kadar birçok kurumu kapsayan bir iş kolu. Dolayısıyla herkesin iştahını kabartan bir iş kolunda sendikal faaliyet yürütüyoruz. İş kolumuzda 29 tane kurum var. Tabi bunlardan bazıları özelleştirildi. Bazıları da kamuda devam ediyor. Giderek daralan ve özelleştirilen bir alandayız.
Kocaeli’de örgütlü olduğunuz kurumlar hangileri?
Şu anda Kocaeli’de Devlet Su İşleri’nde (DSİ) örgütlüyüz. Sanayi Ticaret İl Müdürlüğü’nde örgütlüyüz. Bunların haricinde Yalova ve Adapazarı’ndaki bazı kurumlarda da öğütlülüğümüz var. Tabi bu giderek daralan bir örgütlülük. Şuan sendikacılık öyle bir hale geldi ki; giderek daralan bir yelpazede sendikalar siyasi iktidarın rayına girmiş durumda. İktidar kimi işaret ederse o sendika örgütleniyor. Tabi bu bizim için zor bir süreç.
Faaliyet yürüttüğünüz iş kolunda ESM’den başka bir sendika daha var m?
Elbette var. 90’lı yıllarda çok zor koşullar altında biz bu sendikayı kurduk. O zaman kontra sendikalar vardı. Şu andaki Memur-Sen’in yaptığını o dönem Kamu-Sen yapıyordu. Tamamen iktidarların iki dudağının arsına bakan, sendikacılıkla alakası olmayan yapılar her zaman oldu.
Sizi diğer sendikalardan ayıran temel özellikler nelerdir?
Bizi diğer sendikalardan ayıran temel özelliklerden biri hiç bir siyasi partiyle bağımızın olmamasıdır. KESK içerisinde sosyalistler, sosyal demokratlar, muhafazakâr insanlar var. Ancak hiç bir zaman bir siyasi partinin arka bahçesi olmadık. Farklı siyasi görüşleri olan insanların bir araya gelerek oluşturduğu bir sendika zaten doğal olarak hiç bir partinin arka bahçesi olmaz. Bu mümkün değildir.
Kamu emekçileri açısından bakılırsa ülkenin içinden geçtiği süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’nin içerisinde bulunduğu süreçten dolayı kamu çalışanların talepleri çok fazla gündeme gelmiyor. Buradan baktığınızda Türkiye’de AKP kendi iktidarını kurdu ve ülkeyi bir uçurumun eşiğine getirdi. Bizim ülkeyi bu çıkmazdan kurtarmamız gerekiyor. Bu işte devrimci, ilerici, çağdaş ve demokrat insanların yapacağı bir iştir. Bu işte de bir bedel ödenecektir ve bizde bedel ödeyeceğiz bundan hiç bir çekincemiz yok. Ülkeyi bir kutuplaşmaya doğru çektiler ve sistem bu kutuplaşma üzerine kuruldu. İktidarlarını böyle sürdürüyorlar.
Türkiye’de yapılan sendikacılığın günün koşullarına uymadığı ve yeni bir sendikacılık fikriyatına ihtiyaç duyulduğu söyleniyor. Buna ne kadar katlıyorsunuz?
Yeniden bir sendikal formata ihtiyaç var. Buna işçi sendikaları da dahil, memur sendikaları da dahil. KESK’in kapanması gerekiyorsa kapanabilir… Yeni bir sendikal formatla yeniden kurulup hayata geçirilebilir. Yeni bir sendikal format hayata geçirilecekse KESK de, Memur-Sen de, DİSK de kapatılabilir. Birleştirilmiş yeni bir sendikal format tartışmaları yapılabilir. Bu anlayışla sendikaları bir adım ileriye götürme şansımız yok.
Peki, nedir bu “yeni format” dediğiniz?
Geçmişte nasıl biz bu sendikaları kurarken oturup tartıştık isek bu dönemde yine tartışmalar yapmalıyız. Sendikal hareketin girdiği çıkmaz, hepimiz yaptığı bir tespittir. Bu sadece bizim meselemiz değil. Ancak biz bunun öncülüğünü yapacağız. Örneğin ortak örgütlenme gibi bir fikriyatımız var. Bir iş yerinde sorun ve talepler üzerinden sendikal meclisler oluşturulması gerekiyor. İş yerinde farklı sendikalar olabilir ancak talepler ve kazanımlar için tek bir doğrultuda ortaklaşılabilir.
KESK ESKİSİ GİBİ DEĞİL
KESK eski KESK değil. 1990’lı yıllardaki KESK ile şimdi KESK arasında çok büyük farklar var. Aynı şekilde DİSK’te 12 Eylül öncesindeki DİSK değil. O dönem KESK daha hızlı çalışıyordu. İş yerlerinde örgütlenebiliyordu. Ancak çıkarılan sendika yasası KESK’in zayıflamasına olanak sağladı. Memur-Sen çok mu iyi şeyler yaptı da 1 milyon üyesi oldu? Hayır… Garip bir ülkede yaşıyoruz. İyi şeyler yapanlar her zaman yerinde sayıyor. Ancak mücadele edenlerin önü kesiliyor.
Memur-Sen üyeleri kendi sendikalarına nasıl bakıyorlar?
Bazen Memur-Sen’li arkadaşlarla sohbet ediyoruz. “Şu anda AKP iktidarda. Peki, AKP gidince ne yapacaksınız?” diye sorduğumuzda “Önce gemiyi biz terk edeceğiz” diyorlar. Bunu açıkça ifade ediyorlar. Memur-Sen’in yöneticisi kendi ağzıyla “Biz çıkar için buradayız. Bizde biliyoruz Memur-Sen sendikacılık yapıyor” dedi bana. Sendikacılığı bizim yaptığımızı söylüyorlar. Şef, amir, müdür olmak için oradalar. Memur-Sen yöneticileri KESK’i eleştiriyor. Eğer KESK bu sendikal mücadeleyi vermeseydi, bu yolları aşmasaydı bugün Memur-Sen’lilerin oldukları yerde olma şansları yoktu.
Peki, sendikaların bu kadar çok bölünmesini neye bağlıyorsunuz?
Egemen güçler sendikaları böldü. Bir tarafta dindar sendikalar, diğer tarafta milliyetçi sendikalar var. Sonuç olarak emek kavramının dini, dili, ırkı olmaz. Ancak egemen güçler bunu çok iyi bildiği için böyle bir bölünme yarattı. Esasen emek kavramını en çok solcular kullanır. KESK’in tüzüğüne baktığınız zaman kendisini soldan yana tarif etmez. Sendikalar var oluş nedeni muhalif olmaktır. Bu muhalif kimliği hiç bir siyasi partiye eklemleyemezsiniz. KESK’in içerisinde birçok değişik siyasi yelpazeden insanlar var. Doğrusu da budur zaten.
SOL İKTİDAR DÖNEMİ
En çok eylem yaptığınız dönem hangisidir?
Ecevit’in başbakan olduğu dönemde 15 günde 15 yasa gündeme alındı. O tarihte Türkiye’de en çok eylem yapan kurumu biz olduk. Bu emniyetin istatistiklerinde de var. En çok eylem yaptığımız dönem DSP’nin iktidarda olduğu dönemdir. DSP’de kendisini solda tanımlayan bir partidir. İşte bizim böylede bir bağımsız duruşumuz vardır. Kimse bizi bir partiyle ilişkilendirmeye kalkışmasın. Bizim kendimize yakın bulduğumuz partiler iktidarda olsa bile, kamu çalışanları her türlü anti-demokratik düzenlemeye karşı tepkisini ortaya koyar. İşte bizim özelliğimiz budur.




