İskender’in önünü Fransız İhtilali kesti – Erk Acarer/Birgün

İskender’in önünü Fransız İhtilali kesti – Erk Acarer/Birgün

PAYLAŞ

Devrimin sonuçlarından biri iskambil destesindeki kral kartlarının çıkarılması oldu

Makedon İmparatoru’nun şöhreti, alelade bir canlı olan sineğe de karizma katar. Çünkü tarihteki en büyük komutanlardan biri olan İskender, ‘sinek papazını’ temsil eder.

Aşağı yukarı 2500 yıllık bir hikâyedir.

M.Ö. 344 yılındaki ‘o karşılaşma’ bugün bile heyecanla anlatılır…

Büyük İskender, alnında beyaz bir yıldız olan siyah vahşi atı gördüğü ilk anda, kaderinin onunla kesiştiğini hisseder.

Makedon Kralın veliahdı henüz on iki yaşında bir çocuktur. Narin görüntüsü ve sessiz duruşunun aksine büyük bir volkanı içinde barındırır.

O siyah at ise ilk bakışta hırçın ve güçlü yapısıyla dikkat çeker. Ehlileştirilmesi neredeyse imkânsızdır. Teselyalı tüccar Philonikos, onu Kral II. Philip’e sunacağı diğer atlarla birlikte yanında getirdiğine bin pişman olmuştur. Çünkü hiç kimsenin sakinleştirmeyi beceremediği at, ona binmeye çalışanları savurup meydanı da birbirine katar.

BİR TEK O BİNEBİLDİ

iskender-in-onunu-fransiz-ihtilali-kesti-95834-1.

İskender, babasının yanına gidip ondan ata binmek için izin ister. Kral II. Philip, çocuğun ata binmesini onaylar. İskender zorlanmadan at üzerine bindikten sonra, omzuna düşen sarı saçlarını rüzgâra emanet ederek dörtnala uzaklaşır.

Geri döndüğünde herkes onun bir büyücü olduğuna inanmıştır.

Oğlunun içindeki büyük cevherin farkında olan kral ise, sadece gerçekle ilgilenir. Çocuğa, nasıl olup da bu denli vahşi bir ata binmeyi başardığını sorar.

İskender gülümseyerek, “At, sadece gölgesinden korkuyordu, onu toprağa yansıyan siluetini göremeyeceği bir yöne çevirince sorun da kendiliğinden çözüldü. Her şey bu kadar basit!”

Hükmünü o anda veren II. Philip gülümseyip oğluna şunları söyler: “Git buralardan, hazırlığını yap ve derhal git. Burası sana dar gelecek!”

KUSURSUZ UYUM

İskender’in söz dinleyen bir çocuk olduğunu henüz gençlik yıllarında yeryüzünün yarısından fazlasını ele geçirmiş olmasından anlarız. Avrupa’dan çıkıp Asya’nın en ücra köşelerine kadar çok sevdiği ve ‘Boğa Başlı’ anlamına gelen ‘Bucephalos’ ismini verdiği simsiyah atıyla hiç durmadan azgın bir nehir gibi akar.

Doğuda, ‘Rumi’ ya da ‘Yunani’ olarak da adlandırılan Makedonyalı komutanın içindeki fetih duygusunu asla dizginleyemediği bilinir. Fakat bu başarı onun bir ‘istilacı’ olduğu gerçeğini değiştirmez.

iskender-in-onunu-fransiz-ihtilali-kesti-95835-1.DÂHİ BİR İSTİLACI

Büyük İskender, ‘amaca ulaşmak’ ve ‘ele geçirmek’ saplantısıyla önüne gelen her şeyi yıkıp ‘her yolu mubah kılan’ tarihi kimliklerdendir. Üstelik bu uğurda, ona destek olan yardımcıları da vardır. Bunlardan biri felsefenin kurucusu sayılan Aristo’dur.

Makedon İmparatoru öğretmenine, “Zapt ettiğim toprakları tahakküm altında tutmak için ülkenin ileri gelenlerini sürgüne mi göndermeliyim, kılıçtan mı geçirmeliyim, yoksa hepsini hapse mi atmalıyım?” diye sorar.

Aristo’nun öğrencisine verdiği cevap üzerinde dikkatle düşünmeye değerdir:

“Sürgün, onların toplanıp başkaldırmalarına neden olur. Akıllı adamların tutulduğu hapishaneler ise, bir süre sonra kontrolden çıkar. Fethettiğin ülkelerdeki söz sahibi adamları öldürmeni de tavsiye etmem! Çünkü bir sonraki kuşaklar, intikam hırsıyla büyüyüp tahtını sallarlar. Çözüm, insanlar arasında nifak tohumları ekmektir. Bırak birbirleriyle savaşsınlar. Sen hakem olarak kendini kabul ettir ve anlaşmaya giden bütün yolları tıka yeter!”

Büyük İskender’in kulağına bir küpe gibi takıp asla çıkartmadığı bu öğüdün, günümüz istilacı tarafından da sık sık uygulandığını söylemek yanlış olmayacaktır.

BEN, SEN DEĞİLİM!

İskender, ayak bastığı Anadolu’yu daha geniş bir coğrafyaya ulaşmak için köprü olarak kullanır. Kendisine Pers İmparatoru III. Daryus’un mektubu da burada iletilir.

“Daha ileriye geçme! Sana cazip bir teklif sunuyorum. Eğer sözümü dinlersen, Fırat’ın batı yakasındaki tüm topraklar, 260 Tolent altın ve biricik kızım senindir.”

İskender, mektubu okuduktan sonra, aynı zamanda komutanı olan yakın dostu Parmenion’a uzatır ve onu okuyan generalinden, “Ben İskender olsam bu teklifi kabul ederdim!” sözlerini duyar. Küçümseyerek baktığı generaline verdiği karşılık, onun nasıl bir kral olduğunun da kısa yoldan bir özetidir: “Ben de teklifi kabul ederdim ama Parmenion olsaydım!”

DARYUS’LA KAPIŞMASI

Antik dönemde fillerden tank olarak yararlanıldığı bilinir.

III. Daryus da umudunu elindeki en güçlü koza, fil birliğine bağlamıştır. Bununla birlikte Büyük İskender’in ‘büyük ordusuna’ karşı koymak amacıyla birliğinin etkisini arttırmak istemiş, bu amaçla her bir filin hortumuna çok büyük ve iki tarafları keskin kılıçlar takılmasını emretmiştir.

Ne var ki savaşları kazanmak için sadece güç değil akıl da gereklidir. Tarihte konuya ilişkin örnek çoktur. Şüphesiz bunların en çarpıcı olanlarından biri Büyük İskender’in III. Daryus’un fil birliğine karşı geliştirdiği basit ama etkili stratejide gizlidir.

Makedonya Kralı’nın, üstü otlar örtülerek kapatılmış siperlere gizlediği askerleri, Daryus’un fil birliği kendilerine yaklaştığında ürkütücü sesler çıkarmaya başlarlar. Can havliyle, geriye dönen hayvanlar böylece arkalarındaki Pers piyadelerini, önce hortumlarındaki kılıçlarla biçip sonra da ayaklarının altına alıp ezerler.

TARİHİ BİRAZ ZORLAYALIM!

Ne Pers imparatoru III. Daryus ne onun fil birliği ne de başka ordular…

Hiçbiri sevgili atı Buchepolos’un sırtında fetih için oradan oraya koşan büyük İskender’i engellemeyi başaramamıştır. Fakat onların yapamadığını Fransız İhtilal’i yapacak ve büyük kralın önünü kesecektir! Nasıl mı? Tarihi biraz zorlayıp, önce iskambil kâğıtlarının öyküsünü anlatalım.

7 ile10. Yüzyıllar arasında Hindistan’la birlikte Çin’de görülen iskambil oyununun Marco Polo tarafından batıya taşındığından söz edilir. Bununla birlikte pek çok araştırmacı, oyun amacıyla kullanılan bugünküne benzer kartların ilk kez 14. yüzyılda Fransa’da ortaya çıktığını kabul etmektedir.

İskambil kelimesi de ‘brusquembille’ yani ‘bir kâğıt oyunu’ tanımından alıntıdır. O dönemde, Fransa’da dört sınıf olduğu ve kartlar üzerindeki sembollerin de bu sosyal tabakaları sergilediği bilinir. ‘Kupa’, bir kalkanı çağrıştıran şekliyle daima korunan asil sınıfı ve kiliseyi, ‘maça’ bir mızrak ucu gibi olan görünümüyle orduyu anımsatmaktadır. Kiremide benzeyen ‘karo’, orta sınıfı anlatmakta, yonca yaprağı görünümlü ‘sinek’ ise, köylüyü sembolize etmektedir.

Briç oyununda en yüksek kâğıdın kupa, en değersiz kartın sinek olması bu tanımlamayla yakından ilişkilidir.

İskambille ilgili en çarpıcı bilgi, Fransızların ‘rua’ yani ‘kral’ olarak adlandırıp bizde ‘papaz’ olarak bilinen kâğıtlarda açığa çıkar.

PAPAZ KİMDE?

iskender-in-onunu-fransiz-ihtilali-kesti-95836-1.

Bir deste içerisinde dört papaz bulunur ve bunların her biri farklı bir kralı temsil eder.

“Kupa papazı”, Romanın varisi sayılan büyük imparator Şarlman’dır. Kral Davut “maça”, “Sen de mi Brütüs?” diyerek hayata sitemle veda eden Julias Sezar ise, ‘karo papazı’dır. Elbette, Pers imparatorluğunu yıkan, Yunanistan’dan Mısır’a ve Hindistan’a kadar ulaşan büyük bir krallık kuran Büyük İskender de iskambil destesindeki yerini şan ve şerefle alacaktır. Onun şöhreti, ‘karizması yerlerde sürünen’ sineğin de havalanmasına neden olur. Çünkü tarihteki en büyük komutanlardan biri olan İskender, ‘sinek papazını’ temsil etmektedir.

İHTİLALİN SONUCU

Fransız İhtilali’yle sonuçlanan ‘aydınlanma’ döneminde halk krallardan onları iskambil kâğıtlarından bile çıkaracak kadar nefret etmiştir.

Şarlken, Davut ve Sezar’la birlikte dünyayla bir top gibi oynayan Büyük İskender’in de kâğıt destesindeki iktidarı böylece kesintiye uğramıştır.

Pers imparatoru III. Daryus, onun fil birliği ve başka orduların gerçekleştiremediklerinin

Fransız İhtilali’nin başarmış olmasındaki sır da buradadır.

O ŞEHİR BİR AT İÇİN KURULDU

Kin, kan ve nefretle yoğrulan geçmişin, kimi zaman ilginç detaylar üzerinden ironik bir hale getirilmesi mümkündür. Bununla birlikte tarih, sonuç kısmı ve dipnotların unutulmasını affetmeyecek kadar kırılgandır.

Büyük kralın, pek çok şehir kurup bunlardan ikisine kendi ismini vermiştir. Başlarına bela olduğu Persler ve onların hükümdarı Daryus’a karşı İssos Vadisi’nde kazandığı zaferin ardından inşa ettirdiği yer ülkemizde bulunan İskenderun’dur. Adına kurdurduğu diğer bir merkez ise, antik dönemde dünyanın yedi harikasından biri sayılan feneriyle ünlü Mısır şehri İskenderiye’dir.

Adına yerleşim yerleri inşa ettiren Büyük İskender, Kuzey Hindistan’a ulaştığı sırada ölen ve orada gömülen biricik atı Bukefelos’u da unutmamış ve onun için de bir kent kurdurmuştur. Burası tarihte bir at için kurulan ilk ve tek şehirdir. Geçmişte, alnı yıldızlı yağız atın ismiyle de anılmış olan Pakistan’daki Jhelum’da arkeologlar hala Bukefelos’tan bir iz aramaktadır.