İlknur Başer: “Kadınların sendikalarda yer alması, birleşmesi, mücadelede özne olması önemlidir.”

İlknur Başer: “Kadınların sendikalarda yer alması, birleşmesi, mücadelede özne olması önemlidir.”

PAYLAŞ

Sendikada uzun yıllar yöneticilik yaptınız. Yönetici olduğunuz dönemde emekçilerin Sendikal mücadelesinde öne çıkan gündemler, talepler nelerdi? Bugünden bakınca Hangi koşullar, nasıl bir sendikal mücadele ve nasıl bir örgütlenme süreci vardı?

Bugünden düne nasıl bakılır? Bunun kriterlerini bilemeyeceğim ama bildiğim önemli bir şey her dönemin, kendi konjüktürel belirleyenleri çerçevesinde ele alınıp değerlendirilmesi gerekliliğidir. Çünkü sendikal mücadelenin belirleyenleri, mücadeleyi yürüten öznenin yani sınıfın kendisi, gücü ve sendikal mücadele çizgisinin yanı sıra;  o dönemde egemenlerin yürüttüğü siyasal-ideolojik politik hat ve onun emek alanına etkisidir.

Sendikal toplantılarımızın klasik lafıdır.

-Sevgili Arkadaşlar; bu dönem zorlu bir dönem ve hepimizin görev üstlenip, daha çok çalışmamız gereken bir dönemdir.  

Sonra çok sık kullandığımız bu cümlenin ardına şunu ekleriz gerçi her dönem zorludur ama…

Bazen de sendikal mücadeleyi kendimizin dahil olduğu, ya da yöneticilik yaptığımız dönemden başlamış yada bitmiş sayma yaklaşımları gösteririz. Ancak çok iyi bilindiği üzere ne sendikal ne de sınıfsal mücadele bizimle başlamamıştır. Aynı zamanda bizimle bitmeyecek olup emek-sermaye çelişkisi devam ettiği sürece farklı biçimleri alarak da olsa devam edecektir.  Ve tabi ki bu mücadele tekil şahıslardan ziyade; inadına kolektif ve sınıfın tamamını kapsamayı hedefleyen bir mücadeledir. Bütün bunları ifade ederken fikri anlamda sendikal önderliğin önemini ve kişilerin tek tek sunduğu katkıyı elbette küçümsemiyorum.

Benim kişi olarak sendikal mücadeleye girişim 1989 yılında KESK’e bağlı sendikaların kuruluş süreciyle başladı. Bugüne kadar da üyelik, işyeri temsilciliği, şube başkanlığı, genel merkez yöneticiliği, KESK Genel Meclis Üyeliği ile devam etmiş olup halen Muğla’da çalıştığım birimde işyeri temsilciliği ve Şube Denetleme Kurulu üyeliği ile devam etmektedir. Dolayısı ile aslında çalışma yaşamına başladığımdan bugüne çoğu arkadaşımız gibi hangi işyerinde ve dönemde olursa olsun sendikal mücadelenin aktif öznesiyim.

Ancak soruyla öğrenilmek istenen dönem sanırım SES Genel Merkez Yöneticiliği yaptığım 2002-2008 arası altı yıllık; AKP’nin Hükümet olduğu dönemin başlangıcı ve devamı yıllar. Soru bugün sağlık hizmeti sunumunda uygulanan sağlık politikalarının AKP eliyle temelinin atılmaya çalışıldığı dönem olduğu için bu kapsamlı soru, sendikal mücadele açısından önemli bu dönem uzatmadan nasıl özetlenir bilemiyorum ancak özetlemeye çalışacağım.

Bu dönem; içinde bazı aydın ve belli sol kesimlerin de bulunduğu cenahın AKP’den demokrasi, özgürlük ve barış temelinde beklentilerinin yüksek olduğu ilk dönemlerdi. Oysa ki; Hükümet programı incelendiğinde sağlık ve sosyal hizmet alanı, emek alanı başta olmak üzere piyasacı, emek düşmanı ve sömürü politikalarının taşıyıcısı olacağı açıkça görülüyordu. 80 darbesi sonrası Özal Hükümetlerinin özelleştirme, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılması ve güvencesizleştirme politikalarının sürdürücüsü olan AKP örgütlü bulunduğumuz sendikal alana dair piyasalaştırma ve güvencesizleştirme politikalarını cilalanmış gerçeği yansıtmayan söylemler ve mevcut sistemin arızalarını kullanarak oluşturduğu propaganda yöntemiyle emekçileri, halkı ikna çabasına girişti. Bunun en somut örnekleri bu dönem açısından sağlık tesislerinin ortak kullanımı ve devamında SSK sağlık kuruluşlarının Sağlık Bakanlığı ile birleştirilmesi,  Aile Hekimliği modelini pilot olarak başlattığında kullandığı söylemlerdir. SSK hastanelerinde çalışanlara; döner sermayeden daha fazla ücret alacağı ve mevcut personel eksikliğinden dolayı oluşan fazla çalışmanın ortadan kalkacağı, halka da istediği her sağlık kuruluşuna gönlünce başvurup hizmet alacağı algısı boy boy gazete, televizyon reklamları, billboardlar kullanılarak oluşturuldu. Benzer durum Aile Hekimliği pilot uygulaması başlangıcında da üretildi. Bunları çoğumuz hatırlarız. İlk iş ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulanması önünde engel olan parçalı emeklilik ve sağlık hizmet sunumu yapısını ortadan kaldırarak tek çatı altında topladı. SSK sağlık kuruluşlarının devri ile; SSGSS yasasının çıkarılıp uygulanması, devamında Kamu Hastane Birliği modeli ve kampüs hastane modellerine kadar uzanacak olan özelleştirmelerin önü açılmış oldu. AKP Hükümeti bugüne kadarki Hükümetler arasında sağlıkta piyasalaştırma politikalarını, (ortaya çıkan yıkıma rağmen)  en sadık ve inatçı uygulayıcısı olma özelliği taşımaktadır. Ebetteki sağlık ve sosyal hizmet alanındaki piyasalaştırma AKP hükümetleri ile başlamadı, geçmiş dönemde de gündemdeydi.

AKP’nin o dönem geçmişten en büyük farkı kamu hizmetlerindeki neo-liberal dönüşümü uygulama yönünde toplumsal yapıları ikna yöntemlerini kullanarak, algı oluşturarak emekçilerin ve toplumun bir kısmında beklenti oluşturması ve rıza mekanizmasını örgütlemesiydi.  Algı ve kamuoyu oluşturma özelliği bugün birçok konuda devam halen ettiğini belirtmeden geçemeyeceğim.( Bilindiği üzere bu rıza mekanizması seçim süreçlerinde dağıtılan kömür başta olmak üzere diğer malzemeler, engelli yaşlı evde bakımını kamu kurumlarında yürütmek yerine bakan kişilere maaş bağlanması… vb).

Daha sonraları bu rıza mekanizması yeniden yeniden üretilirken; sosyal devletin görevlerinin yerine sadaka kültürü hâkim kılınmaya başlanmıştır.  Eşit, ücretsiz, ulaşılabilir, laik kamusal hizmetlerin yerini özel sektör, cemaat, vakıf ve derneklerin doldurmasının önü açılmıştır. Bugün kamusal eğitimin tavsiye edilip yerine neyin ikame edildiği 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki cemaat operasyonlarında da ortaya çıkmıştır.

O dönemin tipik özelliği işyerlerinde ve toplumda beklentinin sürekli diri tutulmaya çalışılmasıdır. Oluşturulan bu beklenti; işyerlerinde tüm kesimleri sendikal mücadeleye katarak, bütünlüklü karşı duruşu örgütlemede ortaya çıkan önemli engellerden biridir.

Yine sınıfın parçalanma süreci; hastanelerde hizmetlerin taşeron şirketler eliyle güvencesiz çalıştırma ile bu dönemde artmaya başlamıştır. Temizlik, yemek, vb. hizmetlerin yanında hastane içinde Radyoloji, Emar, Laboratuvar hizmetlerinin taşeronlaştırılması çıkarılan genelgelerle hızlandırılmıştır. O dönem bu konuyla ilgili çıkan her genelgeye sürekli olarak davalar açılıp-durdurulurken diğer taraftan, radyoloji teknisyenlerinin örgütlü olduğu derneklerle ortak eylemlilikler örülmüştür.

İş barışının bozulmasında önemli rolü olan performansa dayalı döner sermaye uygulaması yine bu dönemde başlamıştır. Yapılan işleme göre verilen puan ve para ile aynı meslek grubu arasında rekabet başlamış, farklı meslek grupları arasında ise düşmanlık duygularının tohumları atılmıştır. Dolayısıyla sağlık hizmetinin ekip hizmeti olduğu gerçeği bu tür politikalarla parçalanmaya çalışılarak, özelleştirme politikalarının uygulanması karşısında örgütlenecek mücadelenin zayıflatılması da hedeflenmiştir.

MYK üyeliğimin ilk dönemi olan 2002-2005 yılları arası genel eğitim sekreterliği görevini yürüttüm. Bu dönem ‘post fordist üretim biçimleri doğrultusunda esnek çalışmanın (işin, ücretin, çalışılan mekânın, çalışma süresinin esnekleştirilmesinin, parçalı istihdam..,) TKY (toplam kalite yönetimi) vb. konular ve buna karşı nasıl bir sendikal mücadele’ eğitimlerimizin konu başlıklarından olup tüm şubelerimizde iki günlük yatılı eğitimler, iki tur gerçekleştirildi. Ve yapılan atölye çalışmalarında işyeri sorunları, işyeri temsilciliği ve örgütlenme biçimleri konusunda tartışmalar yürütüldü. Bu dönem aynı zamanda yetki sorunu ve Toplu Sözleşme taleplerinin tespit edilip buna karşı mücadelenin yürütüldüğü dönemdir.

Sendikanın ekonomik kaynaklarının bugünkü koşullara göre oldukça kısıtlı olduğu ve MYK üyelerinin sürekli illeri dolaştığı bunu da mutlaka otobüs yolculuklarıyla gerçekleştirdiği dönemlerdi. İl gezilerine çıktığımızda 10-15 günden önce Ankara’ya dönmez çok uzun saatler otobüs yolculukları yapar, gezilerde ilçe ilçe, işyeri işyeri dolaşır şube-temsilcilik kadrolarıyla örgütlenme çalışması yürütürdük.

Sendikal mücadelede öne çıkan talepler; emekliliğe yansıyan insanca yaşayacak ücret, fiili Hizmet süresi zammı, işyerlerinde 24 saat açık kreş, (aslında bugünden çok da farklı olmayan) vb. taleplerdi. 2005-2008 de mücadele ağırlıklı olarak sağlıkta yıkım programına, SSGSS yasasına karşı yürütüldü. Hizmet sunanla, hizmetten yararlanan halkın ortak mücadelesinin örülmesi hedeflendi, bu kısmen de olsa başarıldı. Bütün bu sürecin çıktısı; AKP Hükümet programında çok daha önce yasalaştırılması planlanan SSGSS’ nin yasalaşması ve uygulamasının geciktirilmesi olmuştur.

Sağlıkta Yıkım politikaları; SSK sağlık kuruluşlarının devri, Aile Hekimliği Pilot uygulamaları, ilaçların ödeme kapsamı dışına çıkarılması, katkı katılım payı, performans uygulamalarının tamamına karşı ‘SAĞLIKTA YIKIMI DURDURALIM’ adı ile kapsamlı bir mücadele programı yürütülmüştür. MYK’ da 2005-2008’de Genel Basın Yayın Sosyal ve Dış ilişkiler sekreterliğini yürüttüm. Bu dönem saldırının çok farklı noktalardan sürekli olarak gelmesi, AKP Hükümetinin her türlü görsel, işitsel aracı kullanarak yürüttüğü propaganda karşısında halka ve emekçilere yönelik çıkardığımız materyal çeşitliliği ve sayısı oldukça fazla olmuştur. Sağlıkta Yıkımı Durduralım mücadele programı doğrultusunda propaganda faaliyetleri için videolar devreye konulmuş yerel basın ve yerel televizyonları kullanma çabalarımız artmıştır.

Kamuoyunda ve tabanımızda ‘sürekli hayır deniliyor, alternatif sunulmuyor’ tartışmalarına da cevap olarak alternatif sağlık politikası tartışmasını örgüt olarak yürüttüğümüz ‘BAŞKA BİR SAĞLIK SİSTEMİ MÜMKÜN’ kurultayı gerçekleştirilmiştir.

KESK olarak; SSGSS yasasına karşı sokaklara ve işyerlerine referandum sandıkları kurduğumuz kapsamlı çalışmanın, sağlıkta yıkıma karşı ciddi programlı çalışmanın yürütüldüğü bu dönem sendikal mücadele açısından dinamik geçen dönemlerdendir.

Sağlıkta Dönüşüm gibi sermayenin, ilaç ve tıbbi cihaz tekellerinin, emeklilik konusunda sigorta şirketlerinin iştahını kabartan bir programa karşı etkin bir mücadele yürütüldüğü bu dönemde aynı zamanda sağlık emekçilerinin işçileşmesi, mesleklerin yok edilip, değersizleştirilme politikalarına karşı da ayrı ayrı çalışmalar başlatılıp genel mücadeleyle bütünleştirilmiştir. Güvencesiz ve ihaleyle çalıştırmaya karşı ortak örgütlenme konusunda belli illerde çalışmalar da başlatılmıştır

Yönetici olduğunuz dönemler, kadın mücadelesinin hem sendikaların içerisinde hem de kadın emekçiler içerisinde çokça tartışıldığı dönemler. SES, kadın emekçilerin yoğun çalıştığı bir işkolunda örgütlü.  Kadınların sendikalarda tartıştığı ve işyerlerinde öne çıkan gündemler ve talepleri nelerdi?

Evet, gerçekten de kadın mücadelesine bakış açısında çok farklılıkların olduğu bir dönemdi.  Özellikle pozitif ayrımcılık ve kota konusunda birbirinin tam zıttı tartışmalar ve feminist bakış açısını tamamen reddeden anlayışlar kadınlar arasında da fazlaydı.

Örgütlü olduğumuz alan İşyerlerinde yirmi dört saat nöbetli çalışılan ve insan sağlığı ile ilgilidir. Ağırlıkla kadın çalışanların yoğun olduğu sağlık hizmetleri, işyerinde insan sağlığı ve hasta bakım hizmetlerini yürüten kadınların sırtına evde; çocuk bakımı, ev işleri, yaşlı bakımının yüklenmesi sendikal toplantılara katılımı zorlaştırmaktadır. İşyerlerinde ise kadınlar açısından en büyük talep yirmi dört saat açık, ücretsiz kreştir. Sendika olarak kreş talebini ebeveyn talebi olarak kabul etsek dahi, çocuk bakımının birincil sorumlusu olarak kadınlar görülmektedir(!) İkinci büyük talep; fiili hizmet süresi zammıydı.

İşyerlerinde öne çıkan diğer gündemler; fazla nöbet, angarya çalışma, özellikle ebe-hemşirelerde yaşanan tükenmişlik sendromu, işyerinde maruz kalınan ayrımcılık, erkeklere göre sözünün değersiz görülmesi, şiddete maruz kalması, ücret adaletsizliği, vardiya ve nöbetli çalışmada ulaşım için servisin olmaması kadınları taciz ve saldırıya açık hale getirmekte ve tabi ki işyerlerinde yaşanan çoğu zaman saklanan tacizler, güvencesiz çalışma,  vb sıralanabilir. ( Bugün açısından çok da değişen talepler değil.)

Özellikle hemşirelik mesleğinin bağımsız bir meslek olarak kabul görmemesi, görev tanımındaki muğlâklık kadınlar açısından çok ciddi sorunlar açığa çıkarmaktaydı. Radyoloji çalışanı kadınlar açısından ise radyasyon maruzuyeti sonucu açığa çıkan düşükler, erken menopoz ve meme kanseri gibi vakalar kadınların gündemlerindendi.

Kadın emekçiler örgütlenme açısından her dönem bir dizi engelle karşılaşmakla birlikte, her dönemin özelliğine göre engeller birbirinden farklılık gösterebiliyor. Yöneticilik yaptığınız dönemde, kadınların hem genel anlamda hem de sendikalar İçerisinde karşılaştığı engeller nelerdir?

Kadınlar açısından yüzyıllardır süren ezilme biçimlerinde; işyerleri, ev, sokak yani yaşam alanlarının tamamında çok fazla bir değişiklik gözükmüyor. Ataerkil kapitalist sistem; kadın emeği ve bedenine kendi ihtiyaçları doğrultusunda müdahale ederek kendini devam ettirdiği için sistemin dönemsel ihtiyaçları, siyasal eğilimi ve tabi ki kadınların mücadelesi bu engellerin biçimini belirlemektedir. Kadına yüklenen toplumsal cinsiyet rollerinin kendisi kadının yaşamını, vaktini teslim almakta kadının kendisi olarak var olmasının önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Kadınların sendikal faaliyetlere aktif katılamamasının en büyük nedeni bu toplumsal rollerdir.

Kadın üye sayısının çokluğuna rağmen kadınların sözünün, renginin işyerlerinden başlamak üzere sendikalara tam anlamıyla yansıdığını bugün açısından dahi söylemek mümkün değil.

Her ne kadar kota, pozitif ayrımcılık gibi ilkeler sendikadaki kadınların çabalarıyla tüzük maddesi haline getirilmiş olsa bile CAM TAVAN olduğu gibi yerinde durmaktadır. Sorun sadece yönetimlerde kadınların bulunması değil, sendikal politikaların üretilmesi, uygulanması sırasında kadınlar açısından ortaya çıkan görünmeyen engellerdir. Bunlar; sendikal karar alma süreçlerinde kadınların özne olmasının önünde erkek egemen sistem tarafından beslenen engellerdir.  Kadınların işyeri, şube, merkez temsilciler kurulu vb. toplantılara; çocuk bakımı, ev işleri, yaşlı bakımı vb. işlerin yüklenmesi nedeniyle ayıracak zamanları kalmamaktadır.  Toplantıların saati ve biçimi kadın üyeler gözetilerek örgütlenmemektedir. Toplantıya katılmak için zaman yaratan kadınların birçoğu ise kendini ifade etme, fikrini söyleme konusunda kürsüyü kullanmaktan imtina etmekte, yanlış söylerim, dalga geçilir duygusunun hâkimiyeti kadınları konuşmamayı tercih etmeye yönlendirmektedir.

Ve yine erkek egemen hâkimiyet ne kadar mücadele edersek edelim sendikalarımızda da henüz varlığını sürdürmektedir. Eril dilin ve davranışların değişmesi biz kadınların sendika içinde kadın bakış açısını yerleştirmesi, kadın dayanışmasını ve mücadelesini büyütmesi ile mümkün olacaktır.

Bugün açısından kadınların örgütlenmede önlerine çıkan engelleri nasıl gözlemliyorsunuz, ne gibi değişiklikler görünüyor?

Bugün açısından kadınların örgütlenmede önüne çıkan en büyük engellerden bir tanesi yukarıda sayılan engellerin yanına; toplumsal kültürel yapının, eğitim sisteminin siyasal İslam normları doğrultusunda yeniden inşa edilmeye çalışılmasıyla; kadın emeği ve bedeni üzerine müdahalenin inanılmaz boyutlara ulaşmış olmasıdır. Ataerkinin, Siyasal İslamla işbirliği  ile ; itaat eden, sistemin belirlediği davranış normlarına göre hareket eden, giyinen, istenildiği kadar doğuran ve kamusal yaşama çıkma sınırları ve biçimi çizilen kadın istenmektedir.

Bu sistemin kadın bedenine müdahalesinin fütursuzluğu kadınlara sokak ortasında uygulanan şiddet, taciz, tecavüz ile açığa çıkmaktadır. Bu gericilik; Hemşire Ayşegül Terzi’ye şort giydiği için bir otobüs dolusu insanın sessizliğinin ortasında tekme atma cesaretini açığa çıkarmaktadır.

Çalışma yaşamından uzaklaştırılıp eve kapatılmak istenen kadın esnek, güvencesiz evden çalışma modellerine yöneltilmekte ve düşük ücrete mahkûm edilmek istenmektedir. Güvencesiz istihdam edilenler, güvenceli istihdama göre daha zor örgütlenmektedir. Kadınların örgütlenmesinin önüne çıkan bu engellere karşı sendikalar farklı örgütlenme ve mücadele yöntemleri geliştirme, uygulama konusuna eğilmek durumundadır. Çünkü esnek ve güvencesiz çalışmanın, yani iş gücünün feminizasyonunun kadınlarda yaygın olduğu, ancak artık genel bir çalışma biçimi halini de aldığı görülmelidir.

Bir diğeri ise bugün zaten yetersiz sayıda olan işyeri kreşlerinin birer birer kapatılması, özel kreş ücretlerinin yüksek tutulması ile kadınlara eve gidin denilmektedir.

Biriktirdiğiniz deneyim ve gözlemlerle bugüne baktığınızda, kadın emekçilerin sendikalarda birleşmesinde hangi taleplerin ağırlık kazandığını, sendikaların kadınların mücadelesini ilerletmek için nasıl bir mücadeleyi öne çıkarmaları gerektiğini düşünüyorsunuz?

Kadınların sendikalarda yer alması, birleşmesi, mücadelede özne olması önemlidir. Eğer kadınlar bir mücadelenin içinde yoksa o mücadelenin kazanılma olasılığı zayıftır. Kadınların sendikalarda yer alması için sihirli formüller aramak yerine kadınların sendikal yaşamın içinde yer alması önündeki engelleri ortadan kaldırmak yeterli olacaktır. Kadınların hayatına değen, angarya ve fazla çalışmayı, şiddeti-tacizi engellemeyi, kadın olmaktan kaynaklı sağlık sorunlarını- meslek hastalıklarını ortadan kaldırmayı amaçlamayı, işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlama hedefli çalışma ve mücadele biçimleri örgütlenmelidir.

Bunun için;

– Kadının kendini ifade edebileceği, sözünün dinlenip, küçümsenmeyeceği, konuşmasının ve ürettiği değerlerin desteklendiği, eril dilin, davranışın hâkimiyetinin zayıflatıldığı, kadın güçlendirme çalışmalarının bir sendikal politik hat olarak örgütlendiği.. sendikal kültürü hâkim kıldığımızda, kadınlar taleplerini de eylem biçimlerini de belirleyecektir. Ve bu eylem biçimlerinin zenginliği, çeşitliliğini ve kazanımla sonuçlanabildiğini o zaman gösterebileceğiz.

– Sendikalar; çocukların oyalandığı değil, ait hissettiği mekânlar haline getirildiğinde, buna yönelik faaliyetler üretildiğinde, sendika mekânlarımızda çocuk filmleri izlenip, drama etkinlikleri, vb. faaliyetlerle bütünleşen bir sendikal zemin oluşturulduğunda, sendikalar hem kadınlarla hem de kendi gelecekleri olan çocuklarla buluşacaktır.

Mücadelede; kadın dayanışması, inatçılığı ve kararlılığı önemli bir sihirdir.

Kadınlar olarak hayallerimize giden yolun; içimizdeki zenginliği açığa çıkarıp, yaşamın her alanında kadın kimliğimizle var olmak, sokakları terk etmemekten geçtiğini asla unutmayacağımıza olan inancımla…