İlham Alınması Gereken Bir Örnek Olarak 15-16 Haziran Direnişi (Zafer AYDIN)

İlham Alınması Gereken Bir Örnek Olarak 15-16 Haziran Direnişi (Zafer AYDIN)

211
PAYLAŞ

15-16 Haziran 1970’te Türkiye işçi sınıfı, sendika seçme özgürlüğünü ortadan kaldıran düzenlemeye karşı ayağa kalktı. Toplu iş sözleşmesi imzalamak için yüzde 30 örgütlenme barajını getiren düzenleme Adalet Partisi (AP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Türk-İş’in ortak ürünüydü. Genel olarak sendika özgürlüğüne kasteden bu düzenleme, özel olarak DİSK’i ve üye sendikaları sahanın dışına itmeyi amaçlamaktaydı. Yasal düzenlemenin Parlamento’da görüşülmeye başlandığı sırada DİSK, direniş kararı aldı. Sanayinin kalbi İstanbul ve Kocaeli’nde bölgesel nitelikte genel grev yaşandı, üretim durduruldu. Üretimi durduran işçiler fabrikaları boşaltarak sokakları doldurdular. Mahalleler, caddeler, sokaklar, meydanlar gösteri alanı haline döndü. Fabrikalar, karakol ve kaymakamlık binaları işçiler tarafından ele geçirildi. Eylemlerde üç işçi, bir polis ve bir esnaf yaşamını kaybetti. [1] Cumhuriyet tarihinde o zamana kadar bir benzeri görülmemiş kitlesellikte gerçekleşen eylemler, kendi yarattığı meşruiyet üzerinden radikalleşti. İşçilerin eylemi sermayeyi ve hem devletin hamisi hem de Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) üzerinden sermayedar kimliği edinen Ordu’yu ürküttü. İşçilerin eylemi “Kızıl ihtilal denemesi” olarak nitelendirilerek tedbirler alındı. Eylemleri bastırmak üzere Sıkıyönetim ilan edildi. Sendikacılar, işçiler, işçi temsilcileri, devrimci gençler gözaltına alınıp tutuklandı. Eylemin öncüsü konumundaki pek çok işçi işten çıkarıldı. Takip eden süreç, 15-16 Haziran’a atıfla dönemin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’ın “Sosyal gelişme ekonomik gelişmeyi aştı” ifadesiyle anlam kazanan bir biçimde 12 Mart Darbesi’ne evrildi. İşçilerin tepkisine yol açan yasal düzenleme Meclis’ten geçse de uygulamada işlerlik kazanmadı. Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin yaptığı başvurular neticesinde de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.

15-16 Haziran, savunma karakteri önde olan bir eylemdi. Sendika özgürlüğünü ve DİSK’i, DİSK’te temsil edilen sendikal anlayışı savunma, koruma amacıyla gerçekleştirildi. 1967 yılında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)’in kuruluşuyla sendikal hareket içinde mazisi sendikaların oluşum yıllarına kadar uzanan anlayış farklılığı örgütsel bir kimlik edinmişti. DİSK sendikal mücadeleyi sınıf mücadelesi içinde gören bir perspektifle işçi haklarını geliştirme mücadelesine girişti, işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını geliştiren toplu iş sözleşmeleri imzaladı. DİSK’in yıldızını parlatan bir başka faktör de işçilere insanca muamele yapılmasını talep eden, yöneticiler karşısında esas duruşta durma, işe giriş çıkışta üstünün aranması gibi uygulamalara itiraz ederek eşitlik ve emeğe/işçiye saygı talebini yükseltmesiydi. Egemenler DİSK’in varlığından duydukları rahatsızlıkla ilk adımı işyerlerinde attılar. İşveren, devlet, sarı sendika üçlüsü çeşitli sahtecilikler ve ayak oyunlarıyla DİSK üyesi sendikaları işyerlerinde boğmak istediler. İşçilerin iradesi dışında hatta iradesine rağmen sarı sendikaları yetkili kılma girişimine karşı 1968 Derby Lastik Fabrikasını işgal eden işçiler sendika seçme özgürlüklerini savundular. İşyerlerini işgal ederek sendika seçme özgürlüğünü savunma zincirine daha sonra Kavel Kablo (1968), Singer (1969), Demir Döküm (1969), Sungurlar (Kazan 1970), ECA (1970) gibi dönemin büyük ve önemli fabrikalarının işçileri katıldı. Tek tek işyerlerinde amaçlarına ulaşamayan egemen çevreler için ikinci adım, “sorunu” yasa yoluyla çözmek oldu. Ne var ki, işyerlerinde sendikalarını savunan işçiler aynı saiklerle yapılan düzenlemeye de karşı çıktılar. İşyerlerinde “benim hangi sendikaya üye olacağıma işveren değil ben karar veririm” diyen işçiler 15-16 Haziran’da da “devlet değil, ben karar veririm” diye hareketlendiler. Bu açıdan 15-16 Haziran işyeri işgal eylemlerinin devamı ve üst aşamasıydı. Aynı zamanda 60’lı yıllar boyunca ortaya çıkan düşünsel gelişimin, politikleşmenin, yüksek mobilizasyonun, sahip olunan geniş eylem repertuarının oluşturduğu birikimin sonucuydu.

Arkasında yaslandığı birikim nedeniyle, eylemin aniden ortaya çıkmış olduğu ileri sürülemeyeceği gibi, eylemin kendiliğinden bir eylem olduğu da söylenemez. 15-16 Haziran DİSK’in hazırlığı ve kararıyla gerçekleşti. DİSK eğitim, bilgilendirme toplantıları, çeşitli yayın organları vasıtasıyla 1969 yılında kadük hale gelen benzer nitelikteki yasa hazırlığından başlayarak her aşamada yapılmak istenilen düzenlemeyi deşifre etti. Yol açacağı olumsuzluklara karşı propaganda yaptı. Adım adım karar süreçlerini genişleterek, alınacak kararının tüm örgütün kararı haline getirilmesi sağlandı. Daha mart ayında yapılan toplantıya davet yazısında “sadece sendika yöneticilerini değil, ileride gerçekleşecek eylemlerde sorumluluk alabilecek” üyelerin de davet edilmesini istedi. Bu davet aynı zamanda DİSK’in eylem kararlılığının da bir göstergesiydi. 14 Haziran’da Merter’de yapılan sendika yönetici ve temsilcilerinin katıldığı toplantıda 15 ile 16 Haziran’da işin durdurulması ve bölgesel gösteriler düzenlenmesi, 17 Haziran günü için ise Taksim’de miting kararı alındı. Eylemlerin ucu, süresi “yasa geri alınıncaya kadar” ibaresiyle açık bırakıldı. Gözaltına alınan işçilerin karakollardan kurtarılması gibi örnekler de dahil olmak üzere alınan kararlar, sokaklarda karşılığını buldu. Bugün sahip olduğumuz bilgi ve belgeler ışığında, eylemin kendiliğinden bazı yönleri olmakla birlikte kendiliğinden bir eylem olmadığını, arkasında DİSK’in kararı, iradesi ve örgütleme becerisinin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sanayi işçilerinin ağırlıkta olduğu ve kadın-erkek metal işçilerinin başını çektiği eylemin örgütlenmesinde asli unsurlar işyeri temsilcileri ve onlarla birlikte davranan çoğu sosyalist militan işçilerdi. Fabrikalarda üretim, onların harekete geçmesi ve iradesiyle durduruldu. Yine temsilcilerin yönlendirmesiyle fabrikalar boşaltıldı. Fabrikaları boşalttıktan sonra gençlerin, işçi ailelerinin Türk-İş üyesi işçilerin, sendikasız çalışanların, öğretmenlerin, sağlıkçıların katılımıyla eylemler birleştirici bir özellik kazandı. Eylemin birleştiricilik özelliği kazanmasında temel dinamiklerden biri olan Türk-İş üyesi işçilerin harekete katılmasında, DİSK’in varlığı ile elde edilen rekabet faktörünün varlığını sürdürmesi gerektiğine duyulan inanç, fikir etkili olmuştu.

15-16 Haziran’da işçi sınıfının kitleselliği ve militanlığıyla kendini ortaya koyması, daha sonraki döneme ilişkin örgütlenme- mücadele pratiklerine esinlendirici örnek oluşturmakla kalmadı, sınıfa dair pek çok bilgiyi değiştirdi. Sosyalist solda işçi sınıfının toplumsal özne olarak bir rol oynayıp, oynamayacağına dair tartışmaları bitirdi. Türk-İş üyesi sendikacı milletvekilleri aracılığıyla yasal düzenlemeyi Parlamento’ya taşıyan, Meclis’te kabulü yönünde oy kullanan CHP, eylemlerin hemen ardından Parti Meclisi’ni toplayarak, yasaya verdiği desteği çekti. Senato’da yasaya karşı oy verdi. Bu tutumu ve devam eden süreçte izlediği çizgiye bakarak 15-16 Haziran’ın CHP için işçi sınıfının keşfetmesini sağladı demek mümkün. 15-16 Haziran sonrasında sağ, DİSK’e alternatif olmak üzere Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK)’nu kurdu. Sermaye yoğun bir endişeye kapılarak, işçi mücadelesine karşı daha sert yasal tedbirler alınması için seferberlik ilan etti. 15-16 Haziran askerlerde de sarsıcı bir etkiye yol açtı. Askerler hem devletin hamisi hem sermayedar kimliği ile sınıfa karşı reaksiyon geliştirdi. 12 Mart ve ardından 12 Eylül bu reaksiyonun iki ürünüdür. Nitekim 15-16 Haziran’da işçilerin geri çevirdiği yasa 12 Eylül Darbesi’nden sonra çıkarıldı.

Eylem solun ve işçi sınıfının yükselme döneminde gerçekleşti. Uygulanan ekonomik politikalar, üretimin, istihdamın yapısı, fabrikalarla iç içe geçmiş işçi mahalleleri ve politik atmosfer, eylemin başarısını etkileyen faktörler oldu. Dışsal faktörler yanında belirleyici olan sınıfa güvenen, mücadeleyi, bedel ödemeyi göze alacak cesarete ve özgüvene sahip sendikal kadroların varlığıydı. Bugün eylemin gelişim çizgisine olumlu katkı yapan faktörlerde büyük değişimler oldu. Üretimin, istihdamın, işçilerin yapısı değişti. Dün işçilerin mücadelesinde avantaj oluşturan faktörler ortadan kalktığı gibi bugün mücadeleyi biçimlendiren dış etmenler, pek çok açıdan dezavantaj da oluşturabiliyor. Ancak dünden bugüne işçi sınıfının kolektif eyleminin, sınıfın birlikte davranmasının, birlikte mücadele etmesinin temelini oluşturan “ortak çıkarlar” temel bir değişmez olarak yerli yerinde duruyor. Durduğu içindir ki sınıfın, iktisadi sosyal süreçlerde toplumsal özne olarak rol üstlenme ve mücadele kapasitesi, radikalleşme potansiyeli varlığını korumakta. Eksik olan ise sınıfın sahip olduğu potansiyeli harekete geçirebilecek cesarete ve özgüvene sahip, sendikal mücadeleyi sınıf mücadelesinin içinde gören iradedir.

Yarattığı etki ve sonuçlarıyla 15-16 Haziran tarihe iz bırakmış, yeni eylem ve direnişler için esinlendirici, yol açıcı bir eylem olarak tarihte yerini aldı. Ancak tarihte kalan, nostaljik bir anımsama ögesi olarak ele alınamaz. Çünkü 15-16 Haziran, ders çıkarılması, ilham alınması gereken özel ve özgün bir örnektir. [2]


DİPNOTLAR

[1] Eylemler sırasında olayları izlerken öldüğü iddia edilen esnaf Abdullah Bozkurt’un başka bir husumet nedeniyle hasımları tarafından öldürüldüğü, her nasılsa 15-16 Haziran kayıpları arasına katıldığı yönünde iddiaların olduğunu söylemeliyiz.

[2] 15-16 Haziran eylemine dair geniş bilgi ve değerlendirmeler için bkz: Zafer Aydın, İşçilerin Haziranı 15-16 Haziran 1970, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2020.