Gövdesinden Kesilen Dallar (Ferit Bahadır AKIN)

Gövdesinden Kesilen Dallar (Ferit Bahadır AKIN)

922
PAYLAŞ

İhraç Öğretmen Atilla Yalçıntaş anısına…

Siz tanımadınız kendisini ama tanısaydınız çok severdiniz. Eğitim-Sen üyesiydik biz, hatırlamıyorum ilk tanışmamızı ama eylem ya da etkinliklerde tanışmışızdır. Sendika yönetimlerinde yer aldıkça daha iyi tanımaya başladım kendisini. Her zaman hoş sohbet ve neşeliydi; düşünüyorum da onu hiç asık yüzlü, moralsiz gözümün önüne getiremiyorum, ta ki ihraç olduğumuzun ertesi gününe kadar.

Atilla hocam öğretmendi; Munise hocamın eşi, Diyar ve Sıla’nın babasıydı; bunlarda hep çok iyiydi. Tanıdıklarım arasında bu sorumlulukları dört dörtlük yerine getiren kim var deseniz, Atilla hocamın yanına birini söylemekten imtina ederim. Ayrıca çok iyi Eğitim Sen’li, okulunun sevilen birleştirici öğretmeni, sıcak dostluklar kurmayı başaran yapısıyla hepimizin abisiydi. Bir kişiye kötü söz ettiğini duymuş değilim, kimisi bu haliyle egosu alınmış dese de bence yanlış ifade olur, egoyu böyle kötü anlam yükleyerek kullanıyoruz: Aslında iyi, doğru, erdemli olmayı egosu yapabilmiş müstesna biriydi.

En keyifli sohbetleri yaptığı pazar alışverişleriydi; aldığı otlar, akşam yemeği için hazırlayacağı tariflerdi. İçinde tertemiz Ege insanını yaşatıyordu, otundan balığına, zeytinine, incirine… Hepsinin toplanmasını ve yapılmasını çok iyi biliyordu. Anlatırken evinin içinde olduğunuzu hisseder, ayrıntılı zeytinyağlı tarifleri ile kadın arkadaşlarımızı kahkahaya boğardı. Ben, bir Köyceğiz gezimizde Sığla ağacı hakkında verdiği bilgiyi, çocukken yakaladığı Caretta Caretta’yı turistlere satış macerasını ve çalıştığı köylerdeki velileriyle hala görüşmesini unutamam.

Dedim ya, çok iyi Eğitim-Sen’liydi aynı zamanda. Irkçı tavırlara karşı kardeşliği savunan, modernizmi/aydınlanmayı yaşantısı ile gösteren tipik eğitimli Anadolu insanıydı. Sendika eylem ve etkinliklerinde hep en önde olurdu. Çocuk yaştan beri çalıştığı ve yoksulluğu bildiği için yoksul bir semtin okulunda çalışmayı hiç dert etmedi. Belki de çocukluğunu buldu okulunda. 12 Eylül darbesi sonrası yıllarda, eğitimin en güzel yanı öğrencilerle baş başa olduğumuz sınıflar oldu: idareciler, personel rejimi, bıktırıcı mevzuat uygulamaları öğretmenler için mesleği çekilmez hale getirdi. Bunlarla uğraşmak istemiyordu ve sanırım kendisine gelen idarecilik tekliflerini, çok sevdiği öğrencilerinden ayrılmamak için kabul etmedi. Ayrıca ailesi ile geçirdiği çadırlı yaz kampları daha keyifliydi onun için.

Atilla hocam keyifli, dost canlısı bir insandı. Hataları çok büyütmeden yaşardı, ancak herkes onun gibi değildi. 7 Şubat 2017 akşamı benim için olduğu gibi onun için de hayat değişti birden, gelen telefonlarla Kuşadası’nda beş Eğitim-Sen’li olarak ihraç edildiğimizi öğrendim, hemen aradım kendisini, olayın şaşkınlığı ile konuştuk. Haksızlığa uğradığımızı, güçlü olmamız gerektiğini söyledik. Yaşanan hukuksuzlukları uzun zamandır izliyorduk, yüzlerce, binlerce kamu çalışanı bir gece yarısı aniden işsiz kalıyordu. Bizlerin başına da gelebileceğini düşünüyordum bazen ama kendi adımı gördüğüm listede Atilla hocamın adını görmek bende ayrı bir yara açtı: Eğer onun adı bu listeye yazıldıysa kamuda çalışan öğretmen kalmamalıydı.

Ertesi gün Eğitim-Sen bürosunda buluştuk onu ilk defa bu kadar moralsiz ve sessiz gördüm, yüzü kararmıştı, konuşurken sesi taş gibi ağır çıkıyordu. Bir gün önce öğrencilerle, arkadaşlarımızla şakalaşarak çıktığımız okullarımıza, yıllarımızı verdiğimiz mesleğimize bir gece yarısı listeye eklenen isimlerimizle veda ettik, tıpkı gövdesinden kesilip atılan dal gibi. Kalan eşyalarımızı almaya bile gidemedik çünkü okullarımıza böyle girmek işkenceydi.

2010 yılında yapılan referandumdan sonra kamuda sarsıntı başladı, artık liyakat önemsizdi, iktidara aleni destek verenler, idareci atanmaya başlamıştı, Atilla hocamın okuluna da böyle bir müdür atanmıştı. İktidar eğitimdeki dönüşme/çöküşe rıza sağlamak için “toplumsal rüşvet” mekanizmasını devreye soktu, özel okullara giden öğrencilere destek adı altında yaptı bunu. Arkadaşların anlattığına göre kaymakam ve ilçe milli eğitim müdürünün olduğu bir toplantıda eleştiri yapan Atilla hocam “o destekler devlet okullarına aktarılırsa özel okullardan daha iyi eğitim veririz” demiş. Bu eleştiri mi göze batmıştır bilemem ama 15 Temmuz’dan sonra alenen ihbarcılık yapılmasının istenmesi, hatta okul müdürlerinin emniyete çağrılarak isim vermesi amacıyla baskı uygulanması sonucu kifayetsiz-vicdansız idareciler bizimle birlikte Atilla hocamın ismini de ihraç listesine yazdırmışlar.

İhracımızın üzerinden dört yıl geçti, OHAL İşlemleri İnceleme (oyalama/dalga geçme) Komisyonu hiçbir suçu olmayan bizlerin dosyasına hala bakmıyor, sonu belirsiz bir sürece mahkum ediyor. Sabah uyandığımızda hepimiz aynı sıkıntıyı yaşıyoruz, eşlerimizi, çocuklarımızı uğurlarken amaçsız bir gün bizi bekliyor. Bunu yaşamak gerçekten zor ve en çok hissedenlerden biri elbette Atilla hocamdı. Belki yıllar sonra yine yakalanırdı kansere ama bu süreç zehir içmişçesine hızlı etkiledi onu.

Atilla Yalçıntaş artık Berkin Elvan, Oğuz Arda Sel, Kemal Kurkut ve Rabia Naz Vatan gibidir hayatımızda, bu iktidar ve onun vicdan yoksunu yerel ihbarcıları yüzünden koparılıp alınmıştır bizden. Atilla Yalçıntaş insan güzeliydi, tanısaydınız çok severdiniz! Demem o ki, son nefesime kadar onu anlatıp, iyilerin ne kadar iyi, kötülerin ne kadar kötü olduklarının anlaşılmasına uğraşacağım.

Not: Ayrıca 7 Şubat oğlunun doğum günüydü ve keyifli bir akşam geçirirken aldılar haberi.