Devrimci Sendikal Dayanışma Eğitimciler Yürütmesi 2022-2023 Eğitim Öğretim yılı değerlendirme raporunu yayımladı. Raporda su konulara değinildi:
YARALARIMIZI DAYANIŞMAYLA SARACAĞIZ
Ülkemizde 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen iki büyük deprem, 10 ilde büyük bir yıkıma ve can kaybına neden olmuştur. Yaklaşık 14 milyon kişinin yaşadığı bir bölgeyi etkileyen ve ağır bir yıkıma neden olan felaket nedeniyle, başta depremden doğrudan etkilenen şehirler olmak üzere, tüm Türkiye tarifi mümkün olmayan acılarla karşı karşıya kalmıştır.
Depremin ilk gününden itibaren dört bir koldan dayanışmanın parçası olarak imkanlarımızı seferber ederek, yardımlarına koşarak, ellerini tutarak güç vermeye çalışıyoruz, çalışacağız. Bu zorlukların üstünden gücümüzün yettiğince elbirliğiyle gelmek için dayanışmaya mücadele etmeye devam edeceğiz.
EĞİTİM SİSTEMİNİN SORUNLARI HER GEÇEN YIL KATLANARAK ARTIYOR!
Eğitimin niteliğinde yıllar içinde yaşanan gerileme, eğitimde yaşanan ticarileşme ve dinselleşme uygulamaları, okulların fiziki altyapı ve donanım eksiklikleri, kalabalık sınıflar, ikili öğretim, taşımalı eğitim, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik ve ücretli öğretmenlik uygulamasının sürmesi, ataması yapılmayan öğretmenler sorunu, haksız hukuksuz şekilde işinden edilen eğitim emekçilerinin görevlerine iade edilmemesi, vb. gibi çok sayıda sorun 2022-2023 eğitim-öğretim yılında da varlığını sürdürmüştür.
Türkiye’de eğitim sistemi uzun süredir ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakılırken, eğitimin temel sorunlarına yönelik çözümsüzlük politikaları bizzat iktidar ve MEB eliyle yapılan yasal düzenlemeler ve fiili dayatmalar eşliğinde sürdürülmektedir. Siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar, çeşitli vakıf ve derneklerle iş birliği halinde hayata geçirilen ‘piyasacı’ ve ‘dini eğitim’ merkezli uygulamalar, başta öğrenciler olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve velileri doğrudan etkilemektedir.
Türkiye’nin eğitim sistemi, yıllardır benimsenen piyasa merkezli, rekabetçi ve sınav merkezli eğitim politikaları sonucunda tam bir sorun yumağı haline gelmiştir. Türkiye’de okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar eğitimin bütün kademeleri, en temel işlevlerini yerine getiremez durumdadır. Bu durum kaçınılmaz olarak eğitimin niteliğini de olumsuz etkilemektedir.
Öğrencilerimizin, öğretmenlerin, tüm eğitim emekçilerinin, deprem bölgesindeki yurttaşların depremin yarattığı acıları, yıkımları yaşadığı, yaşanılan son depremle birlikte acıların, kaygıların katlanarak arttığı bir dönemde Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel gündeminin sınavlar olduğunu gördük..
Eğitimde yaşanan ve yapısal hale gelen sorunlar her ne kadar iktidar ve MEB tarafından görmezden gelinmeye çalışılsa da eğitim sorunu, ekonomik krizden sonra halkın en önemli ve öncelikli gündemi olmayı sürdürmektedir.
Mevcut eğitim sistemi okulda ve toplumsal yaşamın her düzeyinde rekabeti, hizmetin bedelini ödemeyi, öğrenci ve velilerin müşteri olarak görülmesini hedeflerken, eğitim sistemi içindeki sınıfsal eşitsizlikler giderek derinleşmektedir. Aynı okul içinde sınıflar, aynı bölgede okullar ve farklı bölgelerdeki okullar sürekli birbirleriyle rekabet içine sokulmuş durumdadır.
NİTELİKLİ, LAİK, BİLİMSEL, EŞİT, PARASIZ EĞİTİM TÜM YURTTAŞLAR İÇİN BİR HAK OLARAK TANIMLANMALI
Eskişehir’de 6 yaşındaki öğrencimizin yetersiz beslenme ve bakımsızlıktan yaşamını yitirmesi hepimizin vicdanını sızlatmıştır. İçinde bulunduğumuz ekonomik yıkım koşullarında özellikle yoksul çocukların eğitime erişimi gittikçe zorlaşıyor. Kamusal eğitimimin gereği olarak devlet; ülkesel, bölgesel, kentsel, kır-kent gibi ayrımlar olmadan her çocuk ve gencin eğitimden eşit koşullarda yararlanabilmesini, eğitim hizmetinin her çocuk ve genç için eşit, parasız, nitelikli ve ulaşılabilir olmasını güvenceye alan eğitim hakkını yaşama geçirmek zorundadır. Bu nedenle acilen ihtiyaç duyan ailelere okul masrafları için nakit desteği yapılmalı, başta dezavantajlı bölgeler olmak üzere öğrencilere okula ücretsiz ulaşım hakkı tanınmalı, barınma ihtiyacı olanlara ücretsiz kamusal barınma olanağı sağlanmalıdır. Öğrencilerin okulda en az bir öğün yemek ve içme suyuna erişimi sağlanmalı, çalışmak zorunda kalan öğrencilere okula devamları için karşılıksız burs verilmelidir.
Devlet okullarına, yurtlarına ayrılmayan eğitim ödeneklerinin özel okullara, dinci vakıf ve derneklere çeşitli adlar altında transfer edilmesi ülkenin tüm yurttaşlarının vergilerinin kamu yararına aykırı bir şekilde kullanılması ve bütçe hakkının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.
Enflasyonun üç haneye çıktığı ağır ekonomik koşullarda gelirleri eriyen veliler açısından tüm öğretim tür ve düzeylerinin bütçe hakkı bağlamında doğrudan ve dolaylı vergiler yoluyla finansmanının sağlanması talebimizi Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası olarak bir kez daha yineliyoruz
ENGELLİLERİN SORUNLARI GÖRMEZDEN GELİNMEMELİ, YAŞAMLARINI KOLAYLAŞTIRACAK ADIMLAR ACİLEN ATILMALIDIR!
Türkiye’de başta eğitim kurumları olmak üzere, genel ve yerel hizmetlerin planlanması ve yürütülmesi aşamalarında engelli yurttaşların koşulları ve ihtiyaçları dikkate alınmamaktadır. Engellilerin önemli bir bölümü kendi başına ihtiyaçlarını giderememekte, aile bireylerine bağlı ve bakıma muhtaç şekilde yaşamını sürdürmektedir. Türkiye’de okul çağında olup da özel eğitim alamayan çocuk sayısı hala çok yüksektir. Özel eğitim için gerekli bilgi, hizmet ve fiziksel çevre koşullarının özel eğitim kapsamında olan engelli çocuklar için yeterince ulaşılabilir hale getirilmemiş olması düşündürücüdür.
LAİKLİĞİ VE LAİK EĞİTİMİ HEDEF ALAN POLİTİKA VE UYGULAMALARA DERHAL SON VERİLMELİDİR!
Eğitim alanında bir taraftan tarikatların ve cemaatlerin faaliyetlerinin arttığına tanıklık ederken, diğer taraftan da eğitimde piyasalaşma pratiklerinin MEB tarafından verilen destekle hızlanarak sürdürdüğünü gözlemledik.
MEB ile imzalanan protokolleri kullanan tarikat ve cemaatlerin son dönemde belirgin olarak faaliyetlerini artırdıkları ve buna bağlı olarak da eğitim alanında ciddi sorunların yaşandığı bir dönemi geride bırakıyoruz. Seçmeli derslerin belirlenmesinden, yarıyıl tatilinde öğrencilerin tarikat ve cemaat kamplarına taşınmasına, yarışma adı altında düzenlenen gerici faaliyetlere kadar çok sayıda pratik adeta eğitim alanını kuşatmış durumda. 2022-2023 eğitim-öğretim yılı MEB yönetiminin yaşananlara kayıtsız kalarak, duruma müdahale etmediği ve bundan dolayı da söz konusu tarikat ve cemaatlerin faaliyetlerini yaygınlaştırdığı ve artırdığı bir dönem oldu.
Türkiye’de siyasi iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda, dini kural ve referanslara göre biçimlendirme isteği yetkili konumlardaki kişiler tarafından sıklıkla ifade edilmiştir, çeşitli uygulamalarla bu istek yaşama geçirilmiştir. Son yıllarda, Millî Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı, dini vakıf ve dernekler arasında çok sayıda iş birliği protokolü imzalanmıştır. Bu ortak projeler üzerinden eğitimi dinselleşme süreci hızlandırılmış, doğrudan laik eğitimi ve laik yaşam tarzını hedef alan uygulamalar hayata geçirilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaokullar ve imam hatip okulları, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında bir süredir ülke çapında toplantılar yapılmakta ve çeşitli kararlar alınmaktadır.
Milli Eğitim bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmelidir.
Çocuklarımız, ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemez! Bu konuda eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizi, velilerimizi ve demokratik kamuoyunu birlikte tavır almaya ve ortak mücadeleye davet ediyoruz.
EĞİTİMİN SORUNLARINDAN ÇOK İKTİDARIN İHTİYAÇLARINI GÖZETEN BİR MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI
Tüm Ülke depremin yaralarını sarmak ve bu karanlık günleri dayanışma ile aşmak için uğraşırken 8 Şubat 2023 tarihinde Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Özel Program Ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumlarına Öğretmen Atama Ve Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği yayınlandı.
Eğitim alanında yaşanan sorunların çözümü için gerekli adımların atılmadığı, eğitime erişimde yaşanan sorunlar başta olmak üzere eğitimde dayatmacı politikaların sürmesi nedeniyle öğrencilerin ve öğretmenlerin mutsuz olduğu, öğretmenlerin esnek, güvencesiz ve angarya çalışmaya zorlandığı, siyasal kadrolaşmanın devam ettiği, eğitim sürecinde farklı dil, kimlik ve inançların dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin başarılı olması mümkün değildir
TÜRKİYE’DE ÇOCUKLAR VE HAKLARI TEHDİT ALTINDADIR
Yoksul ailelerin çocukları, özel eğitim gereksinimi olan çocuklar, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar, mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocukları; özetle dezavantajlı tüm kesimler eğitimde yaratılan eşitsizlikten en çok etkilenen kesimler oldu. Milyonlarca çocuğun eğitimden kopuş süreci hızlandı.
2022 2023 eğitim öğretim yılının yine en önemli başlıklarından bir tanesi de öğrencilerin Örgün eğitim’den koparılarak çocuk işçi olmaya yönelik yönlendirilmesi olmuştur. Çıraklık eğiminde, açıköğretimde ve kayıt dışı olan öğrenciler birlikte yaklaşık 3 milyon öğrencinin okul dışında kalmıştır.
Bu yıl milli eğitim bakanlığı daha önceki yıllardan daha da fazla ve daha da ısrarlı bir şekilde öğrencilerin mesleki eğitim adı verilen çıraklık eğitim merkezlerine yönlenmesini sağlamaya çalışmıştır. Milli eğitim Bakanlığının görevinin öğrencileri Örgün eğitim içinde tutmak olması gerekirken ısrarlı bir şekilde öğrencilerin çocuklarımızın çocuk işçi olmasına zorlanması açıklanabilir ve anlaşılabilir bir durum değildir.
Sektör aradığı nitelikte işçi bulmakta artık zorlanmayacak söylemi ile kamuoyuna sunulan aslında sermaye ucuz iş gücünü istediği kadar sağlayacağız demek olduğunu bizler yakından bilmekteyiz Bu nedenle de öğrencilerimizin yerlerinin işletmeler fabrikalar değil okullar olduğunu ve eğitimin 12 yıl ve zorunlu olduğunu buradan hem milli eğitim Bakanlığına hem de tüm kamuoyuna hatırlatmak isteriz.
HALKA AİT KAYNAKLAR DEPREMİN YAŞANDIĞI GÜNLERDE DAHİ ÖZEL OKUL PATRONLARINA AKTARILMAYA DEVAM EDİLİYOR.
Millî Eğitim Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığının “2022-2023 Eğitim Öğretim Yılında Organize Sanayi Bölgeleri İçinde ve Organize Sanayi Bölgeleri Dışında Açılan Özel Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde Öğrenim Gören/Görecek Öğrenciler İçin Eğitim ve Öğretim Desteği Verilmesine İlişkin Tebliğ’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ”i Resmî Gazete’de yayımlandı.
Tüm eğitim kurumlarının ve yurtların kamulaştırıldığı, eğitimle ilgili borç ve ödemelerin ortadan kalktığı, her kademedeki öğrenciye en az bir öğün ücretsiz yemeğin sağlandığı, barınma ve ulaşım sorunlarının kamu eliyle çözüldüğü, eğitimi bütünleyen sosyal-kültürel hakların tüm okullarda erişilebilir hale geldiği bir politika, eğitimin eşit ve adil dağıtımını da olanaklı hale getirecek. Bunun için fazladan bir bütçeye de gerek yok, halkın kaynaklarını sermayeye aktarmak yerine halk için kullanmak yeterli olacaktır.
Tüm yurttaşlara ücretsiz ve koşulsuz bir haklar bütünü olarak sunulan eğitim, kişinin mesleki seçimlerinden bağımsız olarak kendini gerçekleştirmesine, yeteneklerini keşfetmesine, ilgilerini hayata geçirmesine olanak sağlayarak, insanlık onuruna yaraşır bir toplumsallaşmaya da temel olacaktır.
ÖĞRENCİLERİMİZİN EĞİTİM HAKKININ ENGELLENMESİNE, GELECEĞİMİZİN KARARTILMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ !..
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ortaokullar ve liseler için seçmeli ders tercihleri 2-20 Ocak 2023 tarihleri arasında yapıldı. Bu Dönemde kimi il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri, vakıf, dernek ve cemaatlere bağlı kuruluşlar her yıl olduğu gibi bu yıl da, dini içerikli kimi derslerin seçilmesi için yoğun bir kampanyaya başlattı. Seçmeli dersler, öğrencilerin hayata hazırlanması, ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkarması açısından önemlidir. Seçmeli derslerin okul programlarının ayrılmaz bir parçası olarak öğrencilerin gelişimlerine destek olması, ayrıca bilişsel (bilgi, beceri), duyuşsal (ilgi, tutum) ve sosyal gelişimlerine katkı sağlaması gerekmektedir. Seçmeli dersler yalnızca öğrencilerin alacağı dersleri değil aynı zamanda da okulda bulunan öğretmen normlarını ve dolayısıyla da yeni atanacak öğretmenlerin alanlara dönük kontenjanlarına kadar çok fazla alana etki etmektedir. Dini derslerin seçilmesi için elinden gelen her türlü çabayı ortaya koyan bu kuruluşların istedikleri dersleri seçtirmeyi siyaseten elde edilmiş bir başarı olarak gördükleri açıktır. Eğitim sistemimiz; bilimsellikten, araştırmacılıktan, sorgulayıcı yaklaşımdan, sanattan, spordan ve üretimden uzaklaşarak, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğini hızla bir karanlığa doğru sürüklemektedir.
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM DÜZEYİNDE DİNİ EĞİTİM, ÇOCUKLARIN SAĞLIKLI GELİŞİMİ AÇISINDAN UYGUN DEĞİLDİR!
Milli eğitim bakanlığındaki yapılan değişikliklere paralel olarak bakanlığın politikalarında da yaşanan değişiklikler milli eğitim şurasına okul öncesi eğitim kurumlarında din eğitimi olarak yansıdı. Anlaşılan o ki Milli Eğitim Bakanlığının yeni dönemi siyasi iktidarında yeni döneminin bir yansıması olacak. Bu durum MEB`in Okul öncesi eğitim kurumlarında zorunlu din dersi uygulaması ile eğitim aracılığıyla ulaşmak istediği hedefide açık hale getirmiştir.
2022 2023 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı okul öncesi ve temel eğitim kurumları Yönetmeliği’nde yaptığı bir değişiklikle okul öncesi eğitim kurumlarının açılmasını kolaylaştırdığını ve özellikle bunun köylerde yaygın bir şekilde uygulanacağını ifade etti. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı değiştirmesi gereken kurum açma ve kapama ad verme yönetmeliğini değil başka bir yönetmeliği değiştirerek yapması gereken asıl işi yapmamıştır. Asıl önemli sorun ise yeni öğretmen ataması yapmadan ve yeni derslik oluşturmadan köylerde okul öncesi eğitim kurumlarının nerelere açılacağı ve buralarda kimlerin ders vereceğidir. Köylerde şu an sadece Camiler ve imamlar olduğunu göz önüne aldığımızda durumun oldukça tartışmalı olduğu anlaşılacaktır.
Yine bu dönemde MEB, ek derslere ilişkin kararda değişiklik yaparak okul öncesi öğrencilerinin destek eğitim odasında alacakları eğitimde de ücretli öğretmen görevlendirilmesinin önünü açmış oldu. Eğitim kamu hizmetidir ve kamu hizmeti süreklilik gerektirir.
TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ EĞİTİMİN VAZGEÇİLMEZ İLKESİDİR
Bugün eğitim sistemimiz toplumsal cinsiyet eşitliğinden oldukça uzak ve giderek dinsel içerikler kazanan muhafazakâr egemen ideolojinin denetimi altındadır. Siyasi iktidar, tüm gücüyle eğitim sistemini kendi ideolojik-siyasal hedeflerine uygun olarak biçimlendirmektedir. Toplumsal yaşamın her alanında görülen cinsiyetçilik ve cinsiyetçi uygulamaların en yoğun görüldüğü alanların başında eğitim gelmektedir. Geçtiğimiz dönemde cinsiyetçilik ve cins ayrımcı uygulamaların okullarda etkili şekilde üretilmeye devam ettiği görülmüştür. Geleneksel cinsiyet rolleri aile, okul, hukuk, ahlak, din ve medya tarafından sistemli bir şekilde çocuklara aktarılmaya çalışılmaktadır. Toplumsal cinsiyet kalıplarını yıkmada önemli bir yere sahip olan eğitim sisteminin demokratikleşmesi ve cinsiyetçilikten arındırılması eğitim emekçilerinin öncelikli mücadele hedefi olmayı sürdürmektedir.
GERİCİLİĞİN YAŞAMLARI KARARTMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ! CEMAAT-TARİKAT YURTLARI KAPATILSIN!
Karaman’ dan Aladağ’a, Muştan Antalya`ya memleketin yüzlerce yerinde tarikat yurtlarında çocuklarımıza yaşatılan acılar karşısında yüreğimiz parçalanmıştır. Bu durum köy okullarının birer birer kapatılmasıyla, yeterli yurt yapılmaması ve kamu kaynaklarının devlet okulları yerine özel okullara, çeşitli dini vakıf ve derneklere aktarılmasıyla oluşturulmuştur. Aladağ’da yaşamını yitiren çocuklarımız iktidarın kamusal ve laik eğitime yönelik tasfiye adımlarının kurbanları olmuşlardır. Eğitim kamusal bir haktır. Barınma hakkı da tüm çocuklarımızın en temel hakkıdır. Sosyal devlet ilkesinin temel gereği olarak ücretsiz sağlanmalıdır. Tüm tarikat yurtları ve özel yurtlar kapatılarak kamusallaştırılmalıdır. Yıllardır siyasi hesaplar peşinde koşanların, kamusal eğitimi adım adım tasfiye edip, eğitim alanını dini vakıf ve derneklerin faaliyet alanı haline getirilmek istenmesine karşı hukuksal ve örgütsel anlamda her türlü mücadeleyi sürdüreceğimiz bilinmelidir.
Çocuklarımızın yaşamı ve geleceği bizler için her şeyden önemliyken, iktidar ve MEB açsından aynı şeyi söylemek elbette mümkün değildir. Öğrencilerin eğitim ve barınma hakkı ile ilgili olarak yapması gerekenleri yapmayanlar, öğrencileri çeşitli dini vakıf ve cemaatlere ait okulların ve yurtların kucağına iterek ve bu alanda gerekli denetimleri yapmayarak böylesine büyük bir acının yaşanmasına davetiye çıkarmışlardır.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), yargı kararlarına meydan okuyarak dini vakıf ve cemaatlerle ‘işbirliği protokolü’ yapmayı sürdürmekte, devlet okullarına aktarılması gereken kaynaklar özel okullara, çeşitli dini vakıf ve derneklerin okulları ve yurtlarına aktarılmaktadır.
“CEMAAT, TARİKAT VE DİNİ VAKIFLAR, BİR KEZ DAHA BİR ÇOCUĞUN ÇARESİZLİĞE MAHKÛM EDİLMESİNE YOL AÇMASIYLA KARŞIMIZA ÇIKMIŞTIR”
Vakıf Yöneticilerinin kızının 6 yaşında evlendirilmesi örneğinde görüldüğü gibi Eğitim sisteminde, üstü örtülen, duyulmayan istismar ve tecavüz suçlarının çok daha fazla olduğunu tahmin etmek güç değildir. Türkiye’de devletin denetlemediği, kapalı ve neredeyse ‘dokunulmaz’ yapılar olan dini tarikat ve cemaatler, güçlerini siyasi pazarlıklardan, bürokrasi içindeki destekçilerinden ve hukukun uygulanmamasından almaktadır. Okul müdürleri Çocuğun yaşadığı istismara gösterilen tepkileri hedef almaktan çekinmemişlerdir. Söz konusu skandal, artık neredeyse her gün bir yenisiyle karşılaştığımız kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismarın korkunç boyutunu gözler önüne sermektedir
Eğitime erişen çocukların şiddete ve istismara maruz kalma durumunda ilgili mekanizmalara erişimi daha kolay olmaktadır. Ancak Türkiye’de milyonlarca kız çocuğu eğitimin dışında bırakılmıştır. Eğitime devam etmeyen kız çocukları şiddet, istismar riski altında yaşamlarını sürdürmekte, çocuk yaşta evliliğe maruz bırakılmaktadır.
Menzil Cemaati, Adıyaman’daki köyünde 1100 depremzede çocuğun bulunduğunu açıkladı, çocuklara “tekbir işareti” yaptırdığı görüntüleri paylaştı. Siyasi iktidar ise “İnsanlar kendi çocuklarını diledikleri yerde bulundurabilirler” dedi. Karaman’ dan Aladağ’a, Muştan Antalya`ya memleketin yüzlerce yerinde tarikat yurtlarında çocuklarımıza yaşatılan acılar karşısında yüreğimiz parçalanmıştır.
Kamu idaresinin görevi çocuk ve gençleri tarikat ve cemaatlerin eline bırakmak değil, insanlığın ortak evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirmek, temel insan hakları ve çocukların yararını gözetecek, çocuk ve gençlerin eleştirel düşünce becerisini kazanabilmesine olanak sağlayacak somut adımlar atmak olmalıdır. Sendikamız tüm öğrencilerimizin kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelesini kesintisiz sürdürmeye kararlıdır.
Tüm bunların bir daha yaşanmaması için MEB görev ve sorumluluklarını tarikatlara ve cemaatlerle paylaşmaktan vazgeçmeli, kamu kaynakları devlet okullarına aktarılarak okul ve yurt ihtiyacı karşılanmalıdır. Öğrencilerin sağlıklı ortamlarda, güvenilir şekilde barınması devletin asli görevidir. Yapılması gereken bu denetimsiz yurtların kapatılarak; sağlıklı, güvenilir ve yeteri kadar kamusal yurt açmak, böylece öğrencilerimizi tarikat ve cemaatlere mahkûm etmeden kamuya ait yurtlarda barınmalarını sağlamaktır. Bunun için öncelikle kamusal eğitim hakkı güçlendirilmeli, kamunun sorumluluğunda olan eğitim hizmetlerinin dini vakıf ve derneklere, özel öğretim kurumlarına devredilmesinin önüne geçilmelidir.
HAKLARIMIZI VE TALEPLERİMİZİ YOK SAYAN BİR MESLEK KANUNU İSTEMİYORUZ!
Eğitim tarihinin en ayrımcı yasası olan Öğretmenlik Meslek Kanunu okullarda, öğretmenler odasında çalışma barışını çok olumsuz etkilemiştir. Bu yasa ile tüm eğitim emekçilerinin ekonomik ve özlük haklarını geliştirmek yerine genç öğretmelere “Sıranı bekle, sınava hazırlan!” denilmiş, öğretmenlerin bir kısmının maaşında kısmı bir iyileştirme yapılmış, eşit işe eşit ücret ilkesi ihlal edilmiştir. Yüksek ev kiraları, zorunlu temel ihtiyaç ürünlerine gelen zamlar maaşı ayın ilk haftasında alıp götürüyor. Ayrım gözetmeden tüm eğitim emekçileri yoksulluk sınırının altında bir maaşla yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.
Öğretmenlik mesleği bir rekabet mesleği değil, iş birliği, el birliği ve dayanışma mesleğidir. “Eşit işe eşit ücret ilkesi” bu bağlamda önemlidir. Öğretmenler, sınıfında veya branşında kimi farklılıkları olsa da benzer okul ortamlarında, benzer öğrencilerle buluşur, benzer eğitim programlarını uygular, benzer öğretim ilke ve yöntemlerini izler ve öğrencileri benzer ölçme ve değerlendirme yöntemleriyle değerlendirir. Öğretmenler, benzer bir çalışma sürecinin içindedirler, benzer emek süreçlerini yaşama geçirirler. Bu nedenle öğretmenler arasında farklı unvanlar vererek katmanlar, hiyerarşiler, eşitsizlikler ve ayrımlar yaratmak eğitimi geliştirmez, aksine eğitim barışını açıkça zedeleyecektir.
Öğretmenlik Meslek Kanunu ile öğretmenlerin karşı karşıya kalacağı ve çalışma barışını bozacak kariyer basamakları sorunu, öğrenciler ve veliler arasında da katmanlar, ayrımlar, hiyerarşiler ve eşitsizlikler oluşturacaktır. Anayasa’ya göre kamusal eğitim hizmetini tüm yurttaşlara eşit ve eşdeğer biçimde sunmak zorundadır.
ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLERİN UMUTLARINI KARARTANLARI UNUTMAYACAĞIZ!
Ataması yapılmayan öğretmenler sorunu eğitimin öncelikli ve acil çözüm beklenen sorunlarından birisi haline gelmiştir. Türkiye’nin pek çok bölgesinde öğretmen yetersizliği nedeniyle eğitim-öğretim süreci aksamakta, bu durum çok sayıda dersin boş geçmesine neden olmaktadır.
Eğitimde gerçek ihtiyaç kadar atama yapılmaması, atama bekleyen işsiz öğretmen sayısının her geçen yıl katlanarak artmasına neden olmaktadır. Bu durum, işsiz öğretmenleri büyük bir strese sokmakta, intiharlara kadar varan olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Bugüne kadar ataması yapılmadığı için çok sayıda öğretmen intihar etmiştir.
Nitelikli bir eğitimin gerçekleştirilebilmesi için öğretmenlerin yetiştirilme ve atanmaları süreci planlı bir şekilde işletilmeli, giderek büyüyen ataması yapılmayan öğretmenler sorunu kalıcı olarak çözülmelidir. Kadrolu olarak atanmak isteyen öğretmen arkadaşlarımızın talepleri yerine getirilmeli, yapısal bir sorun haline gelen öğretmen açıklarını kapatmak için gerekli adımlar derhal atılmalıdır.
Ataması yapılmadığı için kaybettiğimiz arkadaşlarımızı, akıttığınız gözyaşlarını, hayatlarının en güzel yıllarında yaşanılmamış hayatları unutmayacağız. Ücretli, sözleşmeli, güvencesiz, kadrolu; çalışma koşulları ne olursa olsun bu ülkenin öğretmenleriyle, geleceği ilmek ilmek öreceğiz.
BAŞARISIZSINIZ YÖNETEMİYORSUNUZ
2022-2023 eğitim öğretim yılında iktidar ve MEB tarafından yapılan yasal düzenlemeler, yönetmelik değişiklikleri ve uygulamalar toplumun büyük bölümünü tedirgin etmiştir. Eğitimin sorunlarına yönelik somut, kalıcı ve çözüme dayalı politikalar geliştirmeyen gösterdiği performans ile eğitimde yaşanan sorunların daha da ağırlaşmasına neden olan MEB’in karnesi, her dönem olduğu gibi, geçtiğimiz dönem için de tamamen kırıklarla doludur 2022-2023 eğitim öğretim yılı eğitime bütçenin yeterli oranda ayrılmadığı, yeterli öğretmen atamasının yapılmadığı, eğitimin temel sorunlarının gündeme halde getirilerek çözüm üretilmediği, ancak eğitimin araçsallaştırıldığı bir dönem oldu.
1 milyondan fazla eğitim emekçisinin ekonomik, sosyal ve mesleki sorunlarını çözmek için yıllardır adım atmayanların, öğretmenlerin gerçek sorunlarını görmezden gelenlerin hamasi nutuklarını daha fazla dinlemek istemiyoruz. Öğretmenlerin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin sorunların üzeri örtülmekte, öğretmenlerin hakları ve geleceğine yönelik temel talepleri görmezden gelinmektedir.
6 Şubat Maraş depremlerinden bu yana geçen süre içinde çadır kentler ve çadır okullardan öte bir adım atılabilmiş değil! Konteyner kentler ve prefabrik evler inşa edilebilmiş değil! Depremden etkilenen yurttaşlar, çadırlarda kışın soğuğu ve baharın seli ile karşı karşıya kaldılar ve şimdi yazın sıcağı ile çadırlarda yaşamak daha da zorlaşacak Bu koşullar hem öğrenciler, hem veliler ve hem de öğretmenler ile idari, teknik ve yardımcı eğitim emekçileri için geçerli! Deprem illerinde ne eğitim hakkı yaşama geçirilmiş durumda ne de eğitim emekçilerinin sağlıklı ve güvenli barınma ve beslenme hakkı karşılanmış durumda! Depremin etkilediği kentlerde eğreti bir yaşam sürdürülmektedir
DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK, EŞİT VE ÖZGÜR BİR ÜLKE YARATMAK İÇİN GELİYORUZ. BİRLİKTE GÜÇLÜYÜZ, BİRLİKTE BAŞARABİLİRİZ.
Okulların eğitim kurumu olmaktan adım adım uzaklaştığı, eğitimde dayatmacı politikaların sürmesi nedeniyle öğrencilerin ve öğretmenlerin mutsuz olduğu, öğretmenlerin esnek, güvencesiz ve angarya çalışmaya zorlandığı, siyasal kadrolaşmanın devam ettiği, eğitim sürecinde farklı dil, kimlik ve inançların dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin başarılı olması mümkün değildir.
Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar, elbette ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal koşullarda yaşanan gelişmelerden ayrı ve bağımsız değildir. Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin değil, milliyetçiliğin ve inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde eğitim ve bilim emekçileri ve tüm öğrencilerimizin kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelesini kesintisiz sürdürmeye kararlıdır.
DSD EĞİTİMCİLER YÜRÜTMESİ





