DOĞRUDAN SEÇİM VE EĞİTİM SEN- Raşit ARAZ

DOĞRUDAN SEÇİM VE EĞİTİM SEN- Raşit ARAZ

PAYLAŞ

Hiç lafı eğip bükmeden, kulağı tersten göstermeden, bir zamanlar şuydu, buydu demeden sorunun adını koyalım. Doğrudan seçim KESK içindeki sendikaları, özelde de Eğitim Sen’i bir üst aşamaya sıçratabilir mi?

Cevap: Evet
Yıllardır sendikal bürokrasi içinde sıkışmış, delegelerle yaptığımız seçimler bizim şu anda KESK ve Eğitim Sen olarak bulunduğumuz noktada sorumluluk sahibidir.
 Mevcut sistemde belli sayıda üyeye belli sayıda delege seçilmesi gerekmektedir. Bu rakam değişen üye sayısının sabit delege sayısına bölünmesiyle bulunmaktadır. Üye sayısının az olduğu yerlerde daha düşük bir rakam, çok olduğu yerlerde ise daha yüksek bir rakam çıkmaktadır. İşyerlerinde Eğitim iş kolunda, özellikle çok yaygın ve az sayıda çalışanın olduğu okullar söz konusu olduğunda, delege sistemi daha en başta işlememektedir. Delege seçimine birinci aşamada müdahale edilmekte ve okullardan seçilmesi istenen kişiler aday gösterilmekte, daha sonra bu isimler için telefon trafiği veya yüz yüze bir çalışma yürütülmekte,  en sonunda da bu kişilerin okul delegesi olarak Şube genel kurullarına gelmesi sağlanmaktadır.  Temsilciliklerde ise doğrudan seçim uygulanmaktadır.  Üyelerin tamamı seçimlerde hem YK ve diğer organlar için hem de Şube Genel Kuruluna gönderilecek delegasyon için oy kullanabilmektedirler. Sendika üyelerinin doğrudan seçim yapması, sadece bu kadarken bile temsilciliklerde bir sinerji  yaratabilmektedir.
İkinci aşamada, şube genel kurullarına gelen delegeler şube Yönetim organlarını ve Merkez genel kurula gidecek delegeleri seçmektedir. Delege sayısı yine aynı formülle hesaplanmaktadır.  Delege sayısı sabittir, şube üye sayısına bölünerek şubeden gidecek delege sayısı bulunmaktadır. Delegeler Genel Kurul’a giderek MYK ve diğer organları seçmekte, sonra da KESK Genel Kuruluna gidecek delegeleri seçmektedirler. Yöntem yine aynıdır. Delege sayısı sabit, sendika üye sayısına göre tespit edilen işkolu delegeleri…  Sistem aşağı yukarı böyle çalışmaktadır. Tabii ki delege sayısına MYK’larda görev alanlar vs eklenerek bir hesap yapılmaktadır fakat genel olarak delege sistemi bu şekilde  işleyen bir sistemdir.
Delege sistemi, günümüzde etkili olmaktan çıkmış, sendikanın işlevleşmesinin, yenilenmesinin ve büyümesinin önüne engel haline gelmiştir.
1-      İşyerlerinde seçimi sendikanın büyümesini sağlayacak bir araç olmaktan çıkarmış, olağan, 3-5 kişinin- ki “genellikle siyasetle ilgilenen 3-5 kişi”, seçilip gidip oy kullanacağı bir “iş” haline getirmiştir. Çoğu işyerinde sendikada aktif olarak görev alan üye yoktur. Bu işyerlerinde ise delegeler üzerinden pazarlık yapacak bir kişi veya grup etkili olmakta, işyerinin kendi özgüllüğü, işyerindeki çalışanlar ve üyeler hiç dikkate alınmadan kelimenin tam anlamıyla “uyduruk”, genellikle kağıt üzerinde bir seçim yapmaktadır. Birleştirilmiş okullar ise tam bir komedidir. Delege seçecek kadar üyesi olmayan okullar birleştirilmekte ve bir delege çıkaracak sayıda küçük bölgeler oluşturmaktadır. Zaten üyesi olmayan okullara delege gönderecek grup veya kişiler bu birleştirmelerde coğrafi şartları dikkate almamakta, çoğu zaman kağıt üzerinde yapılan işlerle delege çıkarmaya çalışmaktadır.  Bu durum seçimlerde büyümesi, yenilenmesi gereken sendikayı, çalışanlardan, üyelerden tamamıyla koparmakta ve işyerinde “yılgınlık, umutsuzluk, sendikadan uzaklaş” gibi sorunların büyümesine neden olmaktadır.  Birçok üye seçimde söz sahibi olamadığı için şube başkanının veya diğer yürütme kurulu üyelerinin dahi kimler olduğunu bilmemektedir.
2-      İşyerlerinde çalışanların  ( Eğitim İş kolunda) ve üyelerin çoğu kadın olduğu halde delegelerin ezici çoğunluğu erkek olmaktadır.  Bu delege seçimlerinin erkekler tarafından yürütülen bir süreç olmasının sonucudur. Kadınlar daha bu aşamada silinmekte, etkisizleştirilmektedirler. Kadınların delege adayı olma oranları da çok düşüktür.
3-      İşyerlerinden “seçtirilmiş” delegelerle yapılan Şube üst kurul delegesi seçim sonucu ise “siyasi” hareketlere veya kişilere bağlı, onlarla ilişkili kişilerin üst kurul delegesi olarak seçilmesini sağlamaktadır. Bu aşamada delegasyon işyerlerinden, çalışanlardan ve üyelerden kısmen yabancılaşmış, seçimlere endekslenmiş haldedir.
4-      Genel Merkez genel kurulunda sayılar bilinir durumdadır. Burada artık sayılar nettir. “Yanlış hesaplamalar”, “bilerek delege sayısını daha fazla gösteren hesaplamalar” bir tarafa bırakıldığında her bir grup veya iddialı birey- ki çoğu zaman şatafatlı bir isimle siyasi bir hareket olduğunu iddia eder- kaç oy alacağını aşağı yukarı bilir. Bu noktanın çalışanla, üyeyle, hatta sendikayla bir ilgisi yoktur. Pazarlıklar, işbirlikleri, karalamalar vs. her şey yapılır ve mubahtır.  İşte bu noktada örneğin 500 kişilik delege sayısına sahip bir sendikada, hiçbir özelliği olmayan, çoğu zaman nasıl oluştuğu muğlak bir grup, örneğin  5 delegeyle ( delege sayısının %1’i) 7 kişilik MYK’ya girer. Bu konuda o kadar çok örnek vardır ki ben sadece “Yetmez Ama Evet” çilerin sendika yönetimlerine geldiklerini hatırlatayım.  İçinde bulunduğumuz dönemdeki durumu ise söylemeye bile gerek yok. Sendika yönetimine ana gruplarla ittifak yaparak gelen grupçuk veya bireyler sendika içinde %1’in altında temsil edilmektedir. Delege sayısı bakımından çoğunluğu oluşturan bir grup kelimenin tam anlamıyla, onları seçmiştir.
5-      Bir üst kurul KESK delegasyonu seçimleri ise üye, sendika, çalışan vs.  ile olan ilişkinin dışında geçmektedir. Sayılar bellidir. Genellikle 1 fire bile verilmez. Onun içinde üye ve çalışanlar farkında bile değildir. Seçilenler ne kadar iyi ve yetenekleri ne kadar sınırsız olursa olsun müdahale edemeyecekleri ölçüde yabancılaşmaktadırlar. 
Doğrudan Seçim tek başına sendikaların krizine ilaç olmaz, ama bu krizi çözecek, kitleselleşmeyi sağlayacak en önemli araçlardan birisidir.
1-      Doğrudan seçim işyerlerine canlılık getirecektir. İşyerlerinde üyeler genel başkanın seçimini dahi belirleyebileceği bir ortamda sendikal, ekonomik ve demokratik haklarına sahip çıkacaklar, seçim süreci ülkenin, kentin, okulun sorunlarının tartışıldığı, herkesin katıldığı süreçler haline gelecektir.
2-      Çalışanlar ve üye etkisiz olma durumundan çıkacak, her aşamadaki organın seçimine doğrudan katıldığından sorumlulukları ve etkisi artacaktır.
3-      Yürütme kurullarına aday olanlar sıkışmış grup ilişkilerinin dışına çıkarak kendilerini tüm üyelere tanıtma, projelerini üyelerle paylaşma fırsatını bulacaklardır. Bunun içinde işyerlerine gitmek, oralarda çalışma yapmak zorunda kalacaklardır.
4-      Diğer sarı sendikalara karşı önemli bir avantaj elde edilecektir. İki dönem ve sendikadan alınan maaşın çalışırken aldığı veya alabileceği maaş kadar olması zaten önemli farklılıklarımızdır. Buna doğrudan seçimin eklenmesi ile sarı sendikalar karşısında çalışanlar nezdinde seçilebilirlilik ve fark edilebilirlilik artacaktır.
 
DSD, Eğitim Sen genel kurulunda doğrudan seçimle ilgili bir karar önergesi vermiştir. Uzun tartışmalarda bu önergeyi savunmuş ve oylamada  önerge az bir farkla reddedilmiştir. DSD, doğrudan seçimi doğrudan demokrasiye giden yolda önemli bir aşama olarak görmekte ve sendikaları içinde bulundukları krizden çıkaracak en önemli araç olarak tanımlamaktadır. Doğrudan seçim “Söz, Yetki, Karar Çalışanlara” sloganının benimseyen DSD’nin temel ilkelerinden birisidir.
İçinde bulunduğumuz dönemde her yerde Doğrudan Seçim savunulmalı, DSD fikriyatı kendisi ile sendikal bürokrasi ve ulusal hareketlere  endekslenmiş sendika anlayışı arasına kalın bir çizgi çekmelidir. Doğrudan seçim bu kalın çizgiyi oluşturan görüşlerden en temel olanlarından bir tanesidir.