Bir Yanda Deri Yüzenler, Dil Koparanlar, Heykel Yıkanlar; Diğer Yanda Venceremos…(Kemal IRMAK)

Bir Yanda Deri Yüzenler, Dil Koparanlar, Heykel Yıkanlar; Diğer Yanda Venceremos…(Kemal IRMAK)

PAYLAŞ

Din ve inançların, takiyye ve üstünü örterek antidemokratik yönetme anlayışlarında rolü çoktur ve hiç bitmemiştir. Daha bir kaç hafta önce, Sezen Aksu’nun beş yıl önce çıkan ‘Şahane Bir Şey Yaşamak’ şarkısında geçen “Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e” sözleri nedeniyle başlayan tartışmaya Recep Tayyip Erdoğan cuma namazında cami mihrabına çıkarak yaptığı konuşmada “Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir. Havva validemize kimsenin dili uzanamaz. Onlara da had bildirmek bizim görevimizdir” dedi. Bu mesajını camiden vermesi tabii ki manidar.

Herkes biliyor ki bir çok inanca göre “Adem” ilk insandır. Peygamber değildir, kutsallığı da yoktur. İbrahimî dinlerinin, ilk insan olması nedeniyle ortak inançsal kültürünün bir parçasıdır. Cennetten de kovulmuştur. Bunu Cumhurbaşkanının bilmemesi mümkün değil. Peki, neden bunun üzerinden bu tartışmayı alevlendirdi? Çünkü bu enstrümana her zamankinden daha çok ihtiyacı var. İhtiyacın büyüklüğüne göre inanç üzerinden çalmaya başladığı bu enstrümanın sesi de o oranda daha yüksek çıkacaktır. Çünkü her gün zam, yokluklar artıyor, kuyruklar uzuyor, yoksulluk büyüyor, insanlar çaresiz. Ekmek parasını harcamamak için evine mahkum olmuş milyonlar var. Bu yaşamsal sorunları çözmekle görevli olduklarını biliyorlar ama çözemiyorlar. Bunun yerine Sezen Aksu’nun dilini kopartmak, Sedef Kabaş’ı gözaltına alıp tutuklamak gibi çaresizlik içindeler.

Faşizm böyledir… İçindeki korku büyüdükçe baskıyı artırır, insanları tutuklar tehdit eder, kutuplaştırır, çatıştırır ve kaos yaratarak sıyrılmaya çalışır. Tüm muhalefet bunu görmeli ve yan yana gelişleri iyi örgütlemelidir. Tüm muhalefet derken de – elbette ki en geniş cephe – ama daha çok (Anti emperyalist, anti kapitalist anti faşist cephede, eşitlik, özgürlük ve adalet için; laik bilimsel ve kamusal bir hayatı savunan ve mücadele edenlerden) bahsediyorum. Ve bu aşamada Sezen Aksu’nun “yetmez ama evetçiliğini” gündem yapmak da doğru değildir. Ders çıkaranlar çıkarmıştır.

Bu yöntemlere sadece din tandanslı partiler başvurmaz. Onların zaten nihai hedefi şeriatla yönetmektir. Bugün kapitalist üretim ilişkileri ile iç içe, piyasa ekonomisini rehber edinmiş, Neoliberal politikaların gönüllü uygulayıcıları durumundadır din tandanslı partiler. Bu yapılar, şatafat içindeki “alttakilere din iman, üstekilere han hamam” anlayışlarını ört bas etmek için inanç sosunu sıkça kullanıyorlar.

Tarih sınıflar mücadelesi olduğu kadar, dogmatik olanla bilimsel olanında savaş ve mücadele alanıdır. Bu yanıyla tarih geçmiş olduğu kadar gelecektir de.

On dördüncü yüzyılda derisi yüzülerek öldürülen NESİMİ de, on beşinci yüzyılda yakılarak öldürülen BRUNO da, yirminci yüzyılda elleri kırılarak ve kesilerek öldürülen VICTOR JARA da o günkü yönetim gücünü elinde tutan otoriteye karşı oldukları ve hem inançsal ve hem de sınıfsal sömürüye karşı sanatsal ve bilimsel tutum aldıkları için öldürülmüşlerdir. Her üçünün de aynı zamanda hayatlarının belli dönemlerde inanç yapılarının içinde bulunmak gibi ortak yanları da vardır.

NESİMİ

Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
İblisin talim ettiği yola minnet eylemem.

Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken
Yeryüzünün halifesi hükümdara minnet eylemem..

Dizeleriyle otoriteye karşı duran dönemin en önemli şairidir.

Bu ve benzeri görüşleri nedeniyle, yönetimin emrinde olan, Halep uleması, görüşlerinin İslam’a aykırı olduğunu ileri sürerek öldürülmesi için fetva verir. Mısır Çerkes kölemen hükümdarı Muavyed Şeyh’in onayını alan saltanat naibi Emir Yeşbek tarafından boynu vurulup derisi yüzülmek suretiyle 1417 yılında öldürülür.

Onu öldürenler tarihin köhnemiş sayfalarında yok olup gitmiştir. Ancak Nesimi aklın, bilimin ışığında ezilenlerin yüreğinde yaşamaya devam etmektedir.

BRUNO

Hristiyan inancına karşı olan teorileri hakkında konuşması ve Hristiyan ilahiyatını bırakıp felsefi konulara önem vermesinden dolayı Katolik Kilisesi’ne bağlı bir mahkeme sistemi olan engizisyonun dikkatini çeker ve yargılanır. Yargılanması 7 yıl sürer. Bilimsel düşüncelerinden vazgeçmez.

Kilise o günün en önemli yönetim otoritesiydi.17 Şubat 1600 tarihinde, Giordano Bruno saçları tıraş edildikten sonra “Campo De’ Fiori” Meydanı’na götürülür. Birçok kaynağa göre, dili küçük bir tahta parçasına çivi ile sabitlenerek başı asılır ve çıplak bir şekilde diri diri yakılır. Bruno’yu öldürenler hiç hatırlanmazken, o bilim dünyasının hafızasında otoriteye karşı olanların mücadele envanterlerinde yaşamaya devam eder.

VICTOR JARA

Şilili bir halk sanatçısıydı Victor Jara. Jara, şarkılarında halkının sıkıntılarından, yoksulluğundan, halkına olan sevgisinden ve inancından bahsediyordu. Gitarının teline her dokunduğunda anlattığı ve paylaştığı duygular evrensel bir nitelik taşıyordu. Jara’nın birçok şarkısı haksızlıklara, zorbalara ve talancılara karşı başkaldırı niteliğindeydi.

11 Eylül 1973’de Augusto Pinochet’nin gerçekleştirdiği darbe sırasında, Victor Jara “Teknik Üniversite”deki işi başında tutuklanır ve birçok yoldaşı gibi Şili Ulusal Stadyumu’nda işkence görür. Bir daha gitar çalamaması için elleri kırılır. Hatta bu korkunç işkenceler sırasında bile Jara, Salvador Allende ve sol partilerin birleştiği bir hareket olan Unidad Popular’ın şarkısını(Venceremos) söylemeye çalışmaktadır.

Şili’deki Pravda muhabiri Vladimir Çernisev, Jara’nın son anlarını şöyle anlatıyor:

“Victor Jara dudaklarında şarkıyla öldü. Onu yanından hiç ayırmadığı yoldaşı, gitarıyla birlikte stadyuma getirdiler. Ve şarkı söylemeye başladı. Öbür tutuklular, gardiyanların ateş açma tehdidine rağmen melodiye eşlik etmeye başladılar.

Sonra bir subayın emri ile askerler Victor’un ellerini kırdılar. Artık gitar çalmıyordu, ama zayıf bir sesle şarkı söylemeyi sürdürdü. Bir dipçikle kafasını parçaladılar ve diğer tutuklulara ibret olsun diye ellerini kesip tribünlerin önüne astılar.”

Victor Jara’nın yaşamı, parçaları ile güçlü bir şekilde insanlara seslenen entelektüel bir şarkıcıyı işaret etmiştir. Bu yüzden şarkıları gücünün sertifikası haline gelmiştir. Eylül 2003’te öldürülmesinin 30. yıldönümünde öldürüldüğü Şili Ulusal Stadyumu’nun ismi Estadio Victor Jara olarak değiştirilmiştir. Onu öldürten faşist Pinochet dünya emekçi halklarının nefretini kazanırken, JARA dünya devrimcilerinin ve emekçilerinin yüreklerinde ölümsüzleşmiştir.

VENCEREMOS

Fırtına yırtıyor sessizliği
Ufuktan bir güneş doğuyor
Gecekondulardan geliyor halk
Tüm Şili şarkılar söylüyor
Venceremos Venceremos
Kıralım zincirlerimizi
Venceremos venceremos
Zulme ve yoksulluğa paydos!

Bilime, sanata ve aydınlanmaya arkasını dönenler kaybetmiştir ve kaybedecektir. Daha bir iki gün önce de Samsun’da Mustafa Kemal Atatürk’ün Onur Anıtı’na yönelik gerici bir saldırı gerçekleşti. Saldırı aydınlanma fikrine ve onun bilinen temsilcilerine yönelikti. Ve laikliğe yönelikti. O nedenle “laiklik” bugün bu topraklarda oldukça önemli bir mücadele başlığıdır. Bütün bu tarihi ve güncel olaylar ışığında, geleceğin aydınlık Türkiye’sini kurmak tarihi bir görev ve zorunluluktur.

Evet tarih, geçmiş olduğu kadar bugündür ve gelecektir. Esas olanda geçmişin onurlu hatlarında verilen mücadele ile umutlu geleceği kurmak. Tolstoy “Kötüler kendilerine tahammül edildikçe, daha çok pervasızlaşırlar” der. Artık bu zorbalığa tahammülü kalmamıştır Türkiye emekçilerinin. Yurdun hancılarının Abbas’ı yolcu etme zamanı gelmiştir. Ülkenin bütün caddelerinde, sokaklarında yankılanmalıdır VENCEREMOS.

Dilimiz koparılsa da gitarımız kırılsa da, derimiz yüzülse, aydınlanma değerlerimize saldırılsa da korkmuyoruz, eğilmiyoruz, vazgeçmiyoruz! Ve marşlarımızı hep bir ağızdan haykırıyoruz.

Zulme, gericiliğe ve yoksulluğa paydos!..