
***
Anayasanın 104. maddesine açık net bir şekilde yazılmış; yazan rejim değişikliğini formüle eden, referanduma götüren, halka onaylatanlar. Şöyle yazıyor Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrası, “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.” Bu Anayasa hükmü hızla, devletin yapısını uluslarası insan hakları sözleşmesine aykırı hükümlerle değiştiren kararnameler aracılığı ile uygulanıyor.
***
Devam edelim: “Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerindeyer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yeralan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez.” Kararnamelerin tam da bu konuda yasaları, Anayasayı saymayan, zorlayan bir içerikle, biçimle çıkartıldığı ortada.
***
Gelelim çok sayıda kurumu DDK’nın insafına bırakan 5 No’lu kararnamenin Anayasa ile uyuşup uyuşmadığına. Ne diyor 104/17: “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konulardaCumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenenkonularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.”
***
O zaman 5 No’lu kararnameyi sağa, yasayla kurulmuş kamu kurum ve kuruluşlarının listesini sola koyacak, kararnamenin isim isim ya da genel tanımla belirttiği, örneğin barolar, Barolar Birliği, meslek odaları, TMMOB gibi yasayla kurulmuş kuruluşlar konusunda anayasayı “aştığını”, ne kadar nazik olduğumuzu görüyorsunuz, belirtmek zorunda kalacağız. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yasaları iptal ediyor, Anayasa, yasa, kararname hiyerarşisini bozuyor.
***
Peki bunu bilmeden, kazara, yanlışlıkla mı yapıyor? Öyle bir suçlamada bulunamayız. Cumhurbaşkanlığı, bilmeden, kazara, yanlışlıkla böyle bir iş yapmaz, haşa, açıkça Anayasaya aykırı kararname çıkartmaz. Peki nasıl anlatalım şimdi bu durumu. Kararname resmi gazetede yayımlandı, yürürlük kazandı. Otoriter rejim, böyle pürüzlere aldıracak değildir, bu türden çelişkiler, zararsız paradokslara dahil edilecek, pürüzler otoriter yönetimin karakterine, naturasına uygun bir şekilde, görmezden gelmek suretiyle aşacaktır.
***
Aşabilir, ama yasa da orada duruyor. AYM’nin CB kararnamelerini denetleme yetkisi de orada duruyor. Meslek odaları şimdi kendilerini savunmasın mı? Şimdi artık “durum böyleyken böyle, direnmenin anlamı yok, rejim değiştidevlet değişti mi” desinler. Demezler. Ama diyelim ki rejimin sözcüleri, “oldubitti” dediler, “kes sesini” dozunda konuştular ya da “tamam haklı olabilirsin ama bak gör başına neler gelir” mi dediler. O zaman ne olacak?
***
Bu günümüzün yanıtı içinde sorusudur. Yasaya insan haklarına aykırı düzenlemeler kabul edilemez. Olmaza olmaz demek meşrudur, yasaldır, demokratik haktır. Yok, “mücadelemizi meşruiyet içinde yükselteceğiz, yerel seçimlerde bak söz, bu kez kaybedince, YSK kapısının önüne yüzbin avukat, bir milyon doktor, 10 milyon işçi dikeceğiz, dikmezsek namerdiz, herkesi oraya çağırıyoruz şimdiden” diyorsanız bilmem.
Benim o gün başka işim çıkacak, ben kesin gelmem.




