
Pis, mundar ve kokuşmuş bataklık ile hiç mücadeleye girişmedi. Ne kaybedeceğini ne kazanacağını görme şansını kendisine tanımadı.
Gömleğinin cebindeki sigara paketinden son sigarasını çıkarıp yaktıktan sonra çömelerek dağın yamacından belli belirsiz bataklığa inen suya baktı.
Su dere yatağının üzerinden çok altından sızarak akıyor olmalıydı.
Dağdan aşağı dik bir akarı vardı derenin.
Her yağmur yağdığında derenin taşıp önüne ne buldu ise aşağıya sürüklemesi sonucu pis mendebur bataklık oluşmuş olmalıydı. Zaten köyün de bu bataklık ve dere yatağının dışında hiçbir yeşillik ve sulak alanı yoktu. Tabi bu bataklığa ve dereye ne kadar yeşillik alan denir orası ayrı bir konuydu…
Şehir merkezinden araba ile beş saatte gelebildikleri, tozlu topraklı yollardan geçerken kısa, tıknaz ve çok konuşan şoförü hiç dinlememişti. Oysaki şoför saygılı ve bilgece konuşuyor çalışma yapacağı köy ve yöre hakkında işe yarayacak bilgiler aktarıyordu. Kendisinin aklı hala haksız bir şekilde kendi “yeşil ” şehrinden sürgün edilişindeydi. Yeşilin ve denizin iç içe olduğu şehrinden, kilometrelerce uzakta ki bozkıra hiçbir imkan ve olanak sağlanmadan bataklığı kurutma ile görevlendirilmesi onur kırıcı cezaydı. Sanki bozkır köyünün bağlı olduğu şehrin mühendisleri bitmişti. Oysa bozkır köyünün bağlı bulunduğu şehirde su işlerinin genel müdürlüğü dahi vardı.
Ama kendisi her şeyin farkındaydı. Cezası kesilmiş haksızlığa uğramıştı.
Görev yerine geri dönmesi için açtığı idari mahkeme davası ise en az bir yıl içinde sonuçlanırdı ki birde bunun üst mahkemesi vardı. İlk mahkeme ya da alt mahkeme sonucu kendi lehine bile olsa üst mahkeme nereden baksan üç beş yıl sürerdi.
Bozkırda kalamazdı şirketten istifa etmekte dahil olmak üzere kendi yeşil memleketine dönmek için her türlü yolu deneyecekti. Zaten bu sürgünden sonra gururu kırılmış ve hayatta kaybedeceği bir şey kalmamıştı. Şirketten alacağı tazminata razı olup mahkeme işleri ile dahi uğraşmaya gerek yoktu.
Hem ‘Herkesin her şeyi itirazsız kabul ettiği adalet daha hızlı işliyordu.
Adalet yerini bulmuş olacaktı.
Hayata karşı tek savunması işler zora girince bir an evvel oradan uzaklaşmak kaçmaktı… Kendisi de bunun farkındaydı ve en doğru yol kaçmaktı. Kaçanın anası ağlamazdı. İtle dalaşacağına çalıyı dolaş diye sıkı tembihler ile yetiştirilmişti. Hatta üniversite yıllarında ailesinden en çok duyduğu ve aldığı tembihler arasında ‘ sen karışma’ elbet bir itiraz eden olur tembihi değil miydi. Köyün baldırı çıplakları ve pis bataklığı ile uğraşamazdı. Birkaç gün sonra köyün minibüsü ile şehir merkezine gelerek şirkete istifa ettiğini belirten dilekçesini sundu.
Pis, mundar ve kokuşmuş bataklık ile hiç mücadeleye girişmedi. Ne kaybedeceğini ne kazanacağını görme şansını kendisine tanımadı.
Oysaki bataklığın ortasında dahi olsa insanın yeniden dirilişi yine kendi mücadele ve kararlılık azmi sayesinde olabilirdi. Bataklığı küçümsedi, bataklığın kendisine ne katacağını bilmeden, adının anlamını vereceğini düşünemeden kaçacağı bir sonraki zorluk için şimdilik rahattı.
Sevgilerimle.




