Ahmet Aydın İle Keyifli Söyleşi – Bursa Haber

Ahmet Aydın İle Keyifli Söyleşi – Bursa Haber

PAYLAŞ

-Öncelikle bizleri kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sayın başkanım, sizi tanıyabilir miyiz? Sendikamızdan bilgiler verebilir misiniz? Kaç üyesi var?

Vergi Dairesi, Yoklama Memuru olarak çalışmaktayım. Sendikamız şu anda olağanüstü rejim koşulları yaşanması ve artan baskılardan dolayı, bunu en sıcak yaşayan sendikalardan birisiyiz. Üye konusunda ciddi bir erimeyle karşılaştık, şu anda 250 civarında üyeyle faaliyetlerimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Biz var olan üye sayımızla değil, gücümüzü fiili meşru mücadelemizden alırız. Geçmişten beri, kuruluşumuzdan bu yana bizim temel felsefemiz, temel ilkemiz budur. Hiçbir zaman sayılardan güç almadık ama yetkili sendika olma elbette bizim temel politikalarımızdan bir tanesidir.

-Peki, okuyucularımıza sıkıntılı süreçlerle ilgili bilgiler verebilir misiniz?

Kamu çalışanlarının sorunları hayli fazla, biz Büro Emeklileri Sendikası olarak çok farklı iş kollarında faaliyet gösteren bir sendikayız. Vergi Daireleri, Sosyal Sigortalar Kurumu, Adliye çalışanları, Nüfus Hizmetleri bizim genel örgütlük alanımız, oldukça geniş bir alanda faaliyet gösteriyoruz. Dolayısıyla ortak sorunlardan yola çıkarak bilgi aktarmak isterim. Şu anda gündemimizde en yakıcı sorun; 657’deki kadrolu ve güvenceli çalışmanın son çıkan yasayla elimizden alınması ve 15 Temmuz’dan sonra OHAL ile önemli ölçüde zaafa uğratılmıştı, fiili olarak ortadan kaldırılmıştı. Biz güvencesiz iş istemiyoruz. Diğeri de performans sistemidir, performans sistemi de İnsan Hakları’na aykırı ve bu beraberinde birçok yarışmayı getirir. Biz iş yerlerinde 8 saat beraber olduğumuz arkadaşlarla bir yarışma içerisinde değil, biz onlarla beraber dayanışma içerisinde iş üretmek istiyoruz. Bizim temel noktalarımızdan bir tanesi de kamusal alanın tasfiye edilmesidir. Kamusal alan hızla ülkemizde tasfiye edilerek özelleştirmeler yaygınlaştırılmakta ve bütün kamusal olarak hizmet verilmesi gereken en temel hizmetler bile özel alana açılmaktadır. Piyasalaştırılan hizmetlerin yarattığı ağır talimatlar bir bir yaşanmaktadır.

Emeklilik yaşının 65 yaş olması, bu da bizim açımızdan kabul edilebilir bir sınır değildir. Bunun erkeklerde 25 yıl, kadınlarda 20 yılla sınırlandırılması bizim ülke gerçekliğimiz açısından daha gerçekçidir. Bunun yaş ömrünü de dikkate almakta fayda var. Bizim ortalama ömrümüz, Avrupa’daki gelişmiş ülkelerdeki ya da ekonominin geliştiği ülkelerdeki gibi yüksek değil, oralarda ortalama yaşlar 78-80’nin üstünde, bizim ülkemizde ortalama yaş haddini artırabilmek için dünyada 0-43 ay arasındaki ölümler istatistiğe dahil edilmezken, bizde istatistiğe 0-20 arası dahil edilmiyor. Ortalama yaş haddini yükseltiyorlar, istatistiksel hile kullanılıyor. İstatistiksel hile ile ortalama ömrümüz sanki uzamış gibi gösteriliyor ama gerçek değil. Dolayısıyla insanlar 65 yaşında emekli olduklarında zaten kronik hastalıklar, rahatsızlıklar vs. nedeniyle, birçoğu da 65 yaşını bulamadan görev başında vefat ediyor.

Personel yetersizliği, kamu çalışanlarını çok ciddi anlamda hırpalamaktadır. Bu yaygın olarak kamuoyuna şöyle pompalanıyor; ‘Kamu çalışanları yeterince verimli çalışmıyor, çalışmadıkları için de bu hizmet aksamaları gerçekleşiyor.’ Yüzleri kızarmadan bu yalanı söylüyorlar ve bu doğru değildir. Bu kamu çalışanlarını itibarsızlaştırma ve özelleştirmeyi meşrulaştırma olarak kullandıkları çok ciddi ve en önemli argüman, halbuki iktisat biliminde yaygın olarak ders kitaplarında okutulan bilgi şudur; nüfusun %8 ile %12 arasındaki bir oranın kamuda çalışan sayısının buraya endeksli olarak çalıştırılması gerekir. %8’in altına düştüğü anda kamusal hizmet yavaşlar, zorlaşır ve kalitesizleşir. %12’nin üstüne çıktığında da yine yavaşlar. Çünkü; bir yapının küçülmesi de onun yavaşlamasına, mekanizmanın bozulmasına sebeptir, aşırı büyütülmesi de aynı şekilde yapının bozulmasına sebeptir. Dolayısıyla bizim ülkemizde %2-%2,5 ‘lara tekabül eder. Bizim personel yetersizliğimiz bir tercihtir. Çünkü; kamudaki kaynakların hizmet olarak sunumunu kaldırıp oradan elde edilen tasarrufun büyük sermaye kesimlerine pompalanması, dolayısıyla da kamu burada yeterince hizmet veremiyor ya da yetersiz hizmet veriyor deyip özel sektörü kutsama, halbuki kamusal hizmet bizde özel sektörden daha nitelikli hizmet verdiği bir gerçektir. Bunun uluslararası verimlilikle ilgili bir kuruluşun yaklaşık 14 sene önceki yaptığı çalışmada Türkiye’de kamu kurumları verimlilik bakımından istatistiksel olarak özel sektörün kat kat üstünde çıkmıştı. Bizim kamu çalışanlarımızın verimlilik bakımından özel sektörden bir eksikliğimiz ya da yetersizliğimiz yok ama aşırı iş yükü, verimsiz çalışmayı ve itibarsızlaştırmayı getirir.

3600 Ek Gösterge, 24 Haziran seçimlerinde biliyorsunuz iktidar olsun, marifet olsun 3600’ü söz verdiler. Bu süreçte basına yansıyanlardan seçim öncesi verilen vaatler şeklinde geçiştirilmeye, üstü örtülmeye ve ertelenmeye çalışılıyor. Biz kamu çalışanları olarak asla bu 3600’ün peşini bırakmayacağız ve bunun bizim hakkımız olduğuna inanıyoruz.

Geçen gün 20.000 sözleşmeli öğretmen alındı, TRT Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı. Cumhurbaşkanlığı’na bağlanırken de bunların bir kısmı havuza, bir kısmı da emekli olmaya zorlandı. Diğer kısmı da sözleşme imzalamaya zorlandı.

701 Nolu KHK ile yayınlandığında gerekçeler söylenmişti. Bir tanesinde Kurum Kanaati adı altında ihraç söylendi. Kurum Kanaati sosyal medya paylaşımları, okul ve emniyet gibi temel kriterleri belgeye yazdılar. Bu devletin muhbir kullanarak ve hiçbir belgeye dayanmadan işlem yaptığını kendi yayınladığı KHK ile ispatlamış oldular. Hepimizin pratikte yaşadığı yargı ve kolluk soruşturmaları değil, ihbarcılığa dayalı istihbarat bilgilerinin geçer akçe olduğu hukuk devletinin en sırada, en asgari ölçülerinden bir eser kalmadığı devlet belgeleri arasında girmiş oldu. Öyle ki, birine kişisel husumeti olanların, görevde yükselmesi önünde engel görülen kişilerin Kurum Kanaati adı altında ihraç edebilmeleri de mümkün hale geldiği bir devlet sistemidir. Güvencesiz çalışmak geldiğinde herkesin başına gelecek olan budur. Hiç kimsenin kendisini garanti görmediği bir yerde artık çürüme alır başını gider. Bu çürüme bize çok ciddi problemlere sebebiyet verir.

Kamusal alanın tasfiyesi Bireysel Emeklilik Sigortası dayatılmakta, önümüzdeki süreçte Bireysel Emeklilik dayatılacak. Oysa biz Bireysel Emeklilik Sigortası’nda para istemiyoruz. Bu sigorta hizmetlerinin özelleştirilmesi demektir. Biz zaten hastanelerin özelleştirilmesi, sağlığın özelleştirilmesinden doğru yaşadıklarımızı birebir görüyoruz. Cebimizden çıkan hem paramız arttı, hem de hizmet kalitesi olarak da düştü. Biz Kamusal Emeklilik’ten yanayız, devam etmesinden ve bütün ülkeyi kapsamasından yanayız. Kamusal alanın tasfiyesinde bizim hizmet kalitelerimizi de düşürmektedir. Mesela; devlet okullarında sınıfların 45 kişiye dayanması, dünya ortalamasında sınıfların 18 ile 24 arasında olması gerekirken 45 kişiye çıkması kamusal alanın tasfiyesini kolaylaştırmak, zaten bütün konuşmalar bunun üzerine inşa edilmektedir. Aynı şekilde bizim Vergi Dairelerinde personel yetersizliğinden kaynaklı olarak veznelerde uzun uzun kuyrukların oluşması, oradan gelen mükelleflerin isyan ettirerek buraların özelleştirilebilir alanlar açılması, özelleştirilerek kamusal alanların sözleşmeli personelle verilmesi başka problemler getirecektir. 24 Haziran öncesinde iktidar tarafından yönetmelik değişikliği yapıldı. Fakat orada kadroyla ilgili hiçbir değişiklik yapılmadı, ücretler ve mesailerle ilgili düzenleme yapıldı. Asıl problem olan sözleşmeden kadroya geçme konusunda hiçbir çalışma yapılmadı, yalnızca sözler verildi, yerine getirilmedi. Problem güvenceli çalışmadır. Kamu çalışanlarının olmazsa olmaz denk taşı budur.

Kamu çalışanlarının servis sorunları, kreş sorunları var. Kamu çalışanları çocuklarını iş yerlerine yakın nitelikli ve kaliteli kreşlerde büyütebilirler. Bunun geçmişte yüzlerce örneği var, bunlar kapatıldı, açılmasını ve yaygınlaşmasını talep ediyoruz. Bu bir insanlık dramıdır. Hiç bilmediğimiz, son derece sağlıksız ortamlarda insanlar çocuklarını bırakıp iş yerlerine geliyorlar. Öbür taraftan da devlet politikası sürekli ‘Çocuk Yapın’ diyor. Hem insanların çocuk yapmasını isteyeceksiniz, hem de çocuklarınızı nasıl büyütürseniz büyütün diyeceksiniz. Bu çok doğru bir yaklaşım değildir.

Biz 3600 Ek Göstergenin bütün çalışanlarına verilmesini istiyoruz. Bütün üniversite mezunu, kadrosu, ünvanı ne olursa olsun bütün kamu çalışanlarının üniversite mezunu olanlarının tümünün 3600 Ek Göstergeye alınmasını talep ediyoruz. Her ne nam altında verilen ek ücretlerin emekli keseneğiyle tabi tutulmasını istiyoruz.

2018 Haziran – 2017 Aralık tarihleri arasında 6 aylık enflasyon %9.17 iken, Haziran 2017-Haziran 2018 dönemi kat sayı yıllık enflasyon %15.39 oldu. Aynı dönemde ulaştırmada yaşanan enflasyon %24, gıda ve alkolsüz içeceklerde ise %19 olarak gerçekleşti. Son 15 yılın enflasyonu maaşınıza yansıtılanlara baktığınızda yavaş yavaş bunun gibi eridiğimiz çok rahat bir şekilde görünüyor.

ÖTV zammı %15.5 getirildi. 24 Haziran seçimlerinden önce biliyorsunuz kuru soğanda %84, patateste %64, havuçta ve sivri biberde %60 oranlarında fiyatlar arttı. Tütün ürünlerinde de %15.5 artırıldı. Biz patatesteki fiyatları durdurabilmek için 7 yıldır var olma savaşı veren Suriye’den yaptığımız ithalatla ancak durdurabildik. İnsanlar var olma savaşı verirken üretimlerini gerçekleştirebiliyorlar. Oysa biz üretim ekonomisini yerle yeksan ettik, bu da vahim bir durumdur.

TÜİK hesaplamaları gerçekçi hesaplamalar değil. Ana harcama grubunda 400’den fazla ürün, maddeye yer veriyor. Asgari ücretle geçinen ile multi milyarderler için aynı sepette tutuyor. TÜİK, Türkiye’de yaşayan herkesin 2018 yılında gelirinin %23.3’nü gıda ve alkolsüz içeceklere, %14.85’ni konut ve kira giderlerine, %7.27’ni lokanta ve otel harcamalarına ayırdığını kabul etmekte, oysa içinde kamu emekçilerinin de bulunduğu tablonun alt gelir grupları ellerine geçen paranın büyük bir bölümünü gıda, kira, barınma ve ulaşım giderleri için kullanmaktadır. Buradan kısabildiğini önce eğitime ve sağlığına ayırmakta, eğer hala parası kalmışsa giyime ve eğlenceye kullanmaktadır. TÜİK enflasyon hesabında bu durumu görmezden gelmektedir. Kamuda ortalama maaşlar 2.500 mertebesinde gezilir. TÜİK’in yanlış hesaplaması tam bir tutarsızlıktır.

Çarpık enflasyon rakamları temel alındığında, son 15 yılda yoksulluk ve açlık sınırı en az 4 kat arttığından, Türk Lirasının Dolar başta olmak üzere Döviz karşısındaki olağanüstü değer kaybından da adaletsiz gelir vergisi dilimleriyle maaş ve ücretlerdeki erimeden söz edilmemektedir. Örneğin; en düşük memur maaşı deyip bekar, 0-6 yaş arasında iki çocuğu olup eşi çalışmayan bir memurun maaşı esas alınır. Böylece en düşük memur maaşının Temmuz’dan itibaren 2.893 TL’den 3.133 TL’ye çıkacağı iddia ediliyor. Böylece en düşük memur maaşı eş ve çocuk yardımından kaynaklı olarak 375 TL, asgari geçim indiriminden kaynaklı olarak 75 TL olmak üzere 450 TL’den fazla gösterilir. 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için gereken aylık gıda harcama tutarı 1.927 TL’dir. Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık ihtiyaçları için zorunlu diğer aylık harcamaların toplam tutarı, yoksulluk sınırı 5.623 TL’ye ulaşmıştır. Bu rakamlar ortalama 3.000 TL maaşı olan kamu emekçilerinin yoksulluk sınırından daha fazla uzaklaşıp hızla açlık sınırına yaklaştığını göstermektedir.

Emekçiler olarak hepimizin Kaybedenler Kulübü’nün abonesi haline getirmeyi hedefleyen, ak araba yollarımızı tamamen kapatan bu düzene karşı birleşmediğimiz sürece kaybetmeye devam edeceğimiz açıktır. Bu nedenle sözlerimizi tamamlarken başta Kamu Emekçileri olmak üzere tüm emekçileri bir kez daha yoksulluğumuzu derinleştiren, hepimizi güvencesiz çalışma dayatan koşullara, yaklaşan ekonomik krizin faturasını yine bizim sırtımıza yıkılmasına karşı hep birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.

Başkanım, sizinle geniş çaplı bir röportaj yaptığımız için kendimizi mutlu hissediyoruz. Bizler Bursa Haber Gazetesi olarak konuk ettiğiniz için ayrıca size teşekkür ediyoruz.

HABER VE FOTOĞRAF: ÖZKAN YILDIRIM