A.Rıza Evci; “Müze Çalışanları Müzelerde Unutuldu…”

A.Rıza Evci; “Müze Çalışanları Müzelerde Unutuldu…”

PAYLAŞ

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı müzelerde arkeolog, restoratör gibi görevlerde yer alan çalışanlar ağır çalışma koşullarının altında eziliyor. Sayıları bin 500’ü aşan emekçiler arasında eserlerdeki kimyasal maddeler nedeniyle kanser riskiyle baş başa bırakılanlar da var, üzerine zimmetlenen milyar dolarlık eserlerin sorumluluğuna dayanamayıp yaşamına son veren de.

Kültür Sanat Sen Genel Hukuk ve TİS Sekreteri Ahmet Rıza Evci de, birçok soruna rağmen özveriyle çalışan 4 yıllık lisans mezunu müze çalışanlarının 3600 ek göstergeyi hak ettiklerine vurgu yaptı.

Müze çalışanların Müzelerde unutulduğunu ifade eden Evci yaptığı açıklamada şu sözlere yer verdi.

“Kurtuluş Savaşı zamanı top sesleri Ankara’da duyulurken I. Meclis, müze envanterlerinin korunmasına yönelik karar almıştır. Cumhuriyet’in kuruluşunda yaşanılan zor şartlar düşünüldüğünde kurucu kadronun müzelere verdiği önem daha net olarak karşımıza çıkmaktadır. Şimdi 100. yılını yaşayan Cumhuriyet’te müzelerin ve müze çalışanlarının yaşamış olduğu sorunlar artık katlanılamaz hale gelmiştir.

Müze çalışanlarının 3600 ek göstergeden neden yararlanamadıkları, ortada cevaplanması gereken bir soru olarak bulunmaktadır. Birçok sorunlara rağmen özveriyle çalışan 4 yıllık lisans mezunu müze çalışanlarının 3600 ek göstergeyi hak ettikleri bir gerçektir.

Çalışanlar Bakanlık Oluru Şu Altına İniyor 

Balık çiftliklerinin kuruluş aşamasında bile gerekli olan su altındaki kültür varlıklarını araştırması dâhil su altı kazılarına kadar denizlerde yapılacak olan her türlü işlemlerde iş yükünü sırtlayan müze emekçilerinin bir yönetmeliğinin olmaması ve bakan oluru ile çalışmaları birçok sorunları ve sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Farklı derinliklerde çalışma yapan su altı uzmanlarının hak ettikleri görev tazminatını almaları gerekmektedir. Dalış ekipmanlarının düzenli kontrollerinin yapılmasının yanında iş güvenliğine yönelik gerekli çalışmaların yapılması ivedilikle çözüm bekleyen sorunlardandır. Arazide çalışan uzmanların ise aldıkları arazi tazminatının günün koşullarına göre yeniden güncellenmesi gerekir. 2022 yılında yapılan giyecek yardımı 250 lira gibi bir rakamdır. Müze çalışanlarının yaz ve kış ayları boyunca farklı ortamlardaki çalışmaları değerlendirildiğinde giyecek yardımının yardımdan öte bir rakama dönüştüğü görülmektedir. Ayrıca müzelerde birçok eseri zimmetinde bulunduran ve korunmasından sorumlu olan uzmanlara 100 lira civarında bir zimmet tazminatı ödenmektedir. Müzelerimizdeki çok değerli eserlerin zimmetlerinin karşılığının 100 lira civarında olması yapılan görevlendirmeyle çelişkili bir durumdur. Zimmet tazminatının günümüz ekonomik koşulları ve eserlerin değerlerine göre yeniden belirlenmesi gerekiyor.

Mesai Ücreti ve İzin Hakkı Problemi Sürüyor

Müzelerde 24 saat nöbetçi amirliği esası ile nöbet tutan personele karşılık olarak hiç bir ödemenin yapılmaması ya da diğer kurumlarda olduğu gibi izin hakkının olmaması da çözülmeyi bekleyen sorunlardandır. Laboratuvarlarda farklı alanlarda eser bakım ve onarım yapan uzmanlar kullandıkları kimyasal malzemeler nedeniyle kanser riski ile karşı karşıyadır. Bu nedenle bu birimlerdeki uzmanların görev tazminatı ile ilgili bir düzenleme yapılmasının yanında 6 ayda bir düzenli olarak çeşitli tetkiklerin yapılabileceği donanımlara sahip doktor kontrolü gerekir. Su altında, arazide ve kimyasallarla çok farklı çalışma şartlarına sahip olan müze uzmanlarının yıpranma hakkının olduğu kaçınılmaz bir gerçektir ve bununla ilgili çalışmaların bir an önce yapılması ve tamamlanması gerekir. Aynı işi yapan uzmanların farklı unvanlarla çalışmaları da sosyal ve ekonomik farklılıklara neden olmaktadır. Aynı işi yapan uzmanlar aynı kadroda birleştirilmeleri bu haksızlıkların giderilmesine neden olacaktır. Bunun yanında müze ve ören yerlerinden elde edilen DÖSİMM gelirlerinden, çalışanlara herhangi bir katkı yapılmaması haksızlıktır. Döner sermaye maalesef çalışanlara dönmemektedir.

Müzelerimiz, ancak müze çalışanlarıyla daha değerli ve işlevli duruma getirileceği açıktır. Müze çalışanlarımızın ekonomik ve sosyal haklarında yapılacak olumlu gelişmelerin kültürümüzün korunması ve aktarılması müze çalışanlarının müzelerde unutulmadığının göstergesi olacaktır. ”

Öte yandan Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi’nde mobbinge maruz bırakılan arkeolog Merve Kaçmış’ın intiharı örnekler arasında. Zimmetlenen eserlerin soruşturmasına tabi tutulan Kaçmış’ın savunmasında yer alan, “Bu kadar özverili çalışmama rağmen benden savunma istenmesi hem psikolojik hem de biyolojik olarak beni çok yıpratmıştır” sözleri durumun vahametinin kanıtı niteliğinde.

Üstelik Bakanlığa bağlı müzelerde çalışan söz konusu emekçilerin hiçbiri 3600 ek göstergeden yararlanmıyor. Müzelerin arka koridorlarında yaşananları emekçiler BirGün Gazetesinden Işıl Çalışkan’a anlattılar.

KARŞILIĞINDA YALNIZCA 100 TL VERİYORLAR

Zimmet konusunda yaşanan sıkıntıları aktaran bir arkeolog, “Çoğu zaman eser sayımı yapılmadan işlerin yoğunluğu, baskı gibi nedenlerle zimmeti üzerimize almak durumunda kalıyoruz. Diyelim ki 100 bin eser var ve bunun zimmetini almanız gerekiyor. Bunların nitelikli sayımı bile 3-5 yıl sürebiliyor. Çoğu zaman personel yetersizliği ve iş yoğunluğu gibi nedenlerle devredilip üzeri kapanıyor” dedi.

 

Arkeolog, “Biz milyar dolarlık eserleri üzerimize alırken zimmet tazminatı diye hesabımıza yalnızca 100 TL aktarılıyor. Sadece bir eser parasıyla bile bir ev alabiliyorsunuz. Şu an bir memurun bir ev alma durumu olabilir mi?” siteminde bulundu.

 

Müdüriyetin yaptığı zimmet baskısının intihara kadar sürükleyebildiğini ifade eden arkeolog, “Bir eser kaybolduğu vakit bırakın maddi kısmını, bazıları için o bile intihara sebep olabilir. Bu bir arkeolog için ciddi bir sorun, mesleki olarak onur, gurur yapabiliyor. Bu baskı nedeniyle ciddi psikolojik sorun yaşayan arkadaşlarımız var. Çoğu müdüriyette zimmet baskısı oluyor. İş bilmeyen yöneticilerden kaynaklanıyor. Mesleğin erbabı yönetime gelmediği için sorun büyüyor. Liyakat çok önemli” ifadelerini kullandı.

Çözüm önerilerini ise şöyle sıraladı: “Eserler bir şirket tarafından sigortalanabilir. Böylece bir memurun üzerine yıkılmaz, daha sistematik bir şey olur. Sayım komisyonları artırılabilir, personel yeterliliği şart. Zimmet tazminatı da çok ciddi artırılmalı.”

EMEKLİ OLDUKTAN SONRA KANSER OLUYORUZ

Bakanlığa bağlı müzelerde çalışan bir restoratör ise, meslek hastalıklarının kanser olduğuna dikkat çekerek “Restoratörler, iş tanımı gereği, kültür varlıklarının korunması ve onarılması işi yapıyor. Biz tabii ki kültür varlıkları ile ilgili çalışmaları eser üzerinde yapıyoruz. Eser üzerinde çalıştığımız şeyler ise kimyasal oluyor. Bizim meslek hastalığımız da kanser. Biz ‘çok tehlikeli’ sınıftayız” dedi.

Önlemlerin yanlış ve eksik yapıldığına dikkat çeken restoratör, “Bizim çalışırken 6 ayda bir mesleki hastalıklar hastanesine gidip kontrol ettirilmemiz gerekiyor. Çünkü biz vücudumuzda yıllarca toksik madde biriktiriyoruz. Ama tabii ki bu yapılmıyor. Koruyucu gıdaları da yanlış ve eksik veriyorlar. Yoğurt, süt gibi yiyeceklerin yanında kuruyemiş verilmesi gerekiyor. Kuruyemiş kurtlu oluyor, kimse yemiyor” siteminde bulundu.

Laboratuvar ve ofis ortamının farklı yerlerde olması gerektiğini ifade eden emekçi, sözlerini şöyle sürdürdü: “O esnada ofiste 6 kişi varsa 6’sı da o kimyasala maruz kalıyor. İş Sağlığı Güvenliği’nden uygun olmadığıma dair raporum olmasına rağmen inceleniyor dendi, 3-4 yıl geçti hâlâ aynı. Mesleki hastalıklar 60 yaşından sonra ortaya çıkıyor. Emekli oluyor bundan kısa bir süre sonra kanser oluyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı denetimler yapmıyor. Ciddi bir mağduriyet söz konusu, hiçbir önlem alınmıyor. Ben bu konuda sendika ile birlikte çalışmalar yaptım ve farklı bir ile sürüldüm. Daha sonra davayı kazandım. Bu kapsamda tehlikeli kimyasallardan etkilenen uzmanlara yıpranma tazminatı hakkı da tanınmalıdır