10 Ekim Ankara- L.Doğan TILIÇ/Birgün

10 Ekim Ankara- L.Doğan TILIÇ/Birgün

PAYLAŞ

İktidar tel tel dökülüyor. Dış politikadan iç politikaya, ekonomiden gündelik hayata kadar her alanda gerçek bu. Saray’ın mavra konusu olan “manevra kabiliyeti”,Saray’ı kıble bellemiş olanları zorluyor. Eski kodlarlaSaray’a yaranmak için alelacele atılan tweetler, açığa düşürülünce derhal siliniyor.

Melih Gökçek, Saray’ın verdiği ayardan sonra sildiği Suudileri eleştiren mesajını, “Sildim ama, bi sorun bakalım niye sildim” diye açıklama telaşında. Her ne kadar, “Erdoğan sil dese siyasi terbiyem gereği zaten derhal silerdim” havasını bassa da, Saray’a bakarak bir oraya bir buraya zıplamaktan onun bile bunaldığı belli.

Üç ay içinde Şam’da Cuma namazı kılacağından emin olan Erdoğan, üç ayı “üç vakte” çıkardığı haldeŞam’da kılamadığı namazı Moskova Merkez Camii’nde Putin’le saf tutup kıldıktan sonra, “Esadlı geçiş dönemi”nden söz etmeye başladı. Artık sosyal medyada mavranın bini bir para…

Bir ülkenin dış politikada bu kadar çuvalladığı ve bu çuvallamaya karşın iktidarın hâlâ yerinde durduğu görülmüş şey değildir. Bu gidişle; “Birader Esad”ı, “Kanlı diktatör Esed”e, “Kanlı diktatör Esed”i yeniden “Esad”a çevirmekle kalmayacak “kıvraklığın”, Esad’lı bir koalisyona girdiğini de görürsek şaşırmayalım. “Geçiş dönemi” için deyip geçelim!

İçeride, birkaç ayda bunca ölümün yaşanması birkaç iktidar götürürdü. Bizde iktidarın tındığı yok. Tersine iktidarını buradan pekiştirme peşinde.

Bir “masa” var ki, kurulması da iktidara yarıyor, devrilmesi de!

Ve onlarca, yüzlerce ölümün olduğu yerde, doların alıp başını gitmesi daha büyük mesele! Doların bu hallere gelmesi, ateşinin böylesine yükselmesi de genelde yatağa düşürür iktidarları, perişan eder. Bizde iktidarın pişkinlik düzeyi doların ateşinden çok daha yüksek olduğu için, sıkıntı yok.

Şunun şurasında 1 ay kalmış olan yeni seçime vurarak kırarak, girilip çıkılamayan bölgeler ilan edip sandıkları kaydırarak hazırlanıyorlar.

Artık yaldızlı laflar, dev çılgın projeler de kalmadı. Nutuklar bayrağa sarılı tabutlar önünde atılıyor. 7 Haziran seçimleri öncesi havası basılan “milli uçak” da havalanamayacak 1 Kasım’ın miting meydanlarında; işi üstlenen SNC şirketi uçağın parçalarının en az yüzde 70’inin Türkiye’deüretilebilmesinin olacak şey olmadığını söylüyor.

Bütün bu koşullarda bir ayağı iktidardan kayan AKP ve “bütün iktidar Saray’a” diyen Erdoğan hâlâ nasıl “seçim de seçim” diyebiliyor?

Burada galiba durup düşünme sırası muhalefete geliyor. Özellikle de, Gezi sonrası ve Gezi’nin mesajlarıyla moral bulmuş sol muhalefete. O günlerde, ne zaman “Gezi ruhu”ndan bahsetsem, “ruh puffff” diyerek vücut bulmamış bir ruhun ancak “sevimli hayalet” gibi dolaşıp, öylece uçup duracağını da eklerdim.

Gezi sokağa işaret etmişti. Ama sokaktan anladığının, ara sıra çıkılan, sloganlar atılan bir mekân olmadığını Gezi Parkı içinde, merdivenlerinde nüvelerini sergilediği dayanışmacı, paylaşımcı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir başka dünya düşüyle de göstermişti.

Sokak hayattır ve asıl olan orada 2×24 yaşanan hayatı örgütlemektir. Sandıkla sokağı karşı karşıya koymak değil; sandıkta kazanmanın sokağı kazanmanın garantisi olmadığını ancak sokağı kazananların sandıkta kazanmalarının işten bile olmadığını bilmek gerekir.

O yüzden, bir şekilde iktidarı ele geçiren zorbalar, sokağı kazanamazsa iktidarı sürdüremeyeceklerini bildiklerinden, “kazanamayacakları” sokakları zapt etmeye girişirler.

Sokağı kazanmanın, sokakların gönlünü fethetmenin ilk adımı sokakların zorbalarca fethine de engel olmaktan geçiyor. Haziran bu yüzden de mahallelerde, sokaklarda, işyerlerinde, okullarda meclislerde örgütlenmeyi seçiyor.

Peş peşe iktidar güdümlü, bayraklı “barış” mitinglerinden sonra, memleket gerçekten sivil bir barış mitingi görecek. DISK, KESK, TTB ve TMMOB, 10 Ekim’de Ankara’da talepleri haykırmak ve barış için miting çağrısı yaptı. 10 Ekim’de Ankara’da olmak, tüm muhalifler için, barışa ne denli sarıldıklarını ve sokağı ne kadar örgütlediklerini gösteren bir sınav olacak!