Milli Eğitim Bakanlığı’na Gaz ve Plastik Mermi Eşliğinde Karne

Milli Eğitim Bakanlığı’na Gaz ve Plastik Mermi Eşliğinde Karne

PAYLAŞ

Eğitim Sen’in eğitim/öğretim yılının ilk yarısının sona erdiği gün Milli Eğitim Bakanlığı’na vereceği karne ve yapacağı basın açıklaması Ohal gerekçe gösterilerek emniyet güçleri tarafından keyfi olarak engellendi.Polisin gaz ve plastik mermi kullanarak müdahale ettiği eylem tüm engellemelere rağmen Eğitim Sen 5 Nolu şube önünde yapıldı. emekçiye değil tacizcilere barikat, çocuk gelin istemiyoruz, gerici ırkçı eğitime hayır sloganlarının atıldığı eylemde Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan ve Kesk Eş Başkanı Aysun Gezen birer konuşma yaptı. yapılan konuşmalarda Ankara valisi ve emniyet güçleri protesto edilirken eğitim sistemine ilişkin eleştirirler ifade edildi.

Bakanlığın önünde yapılmasına izin verilmeyen basın açıklaması metni şu şekildedir;

2017-2018 eğitim-öğretim yılının ilk yarısı bugün itibariyle sona ermiş, 17,5 milyon öğrenci, 904 bini 679 öğretmen yarıyıl tatiline girmiştir. Öğrencilerin dönem boyunca yaptıkları çalışmalar öğretmenleri tarafından karnelerine yazılan notlarla değerlendirilmiştir. 2017-2018 eğitim öğretim yılının ilk yarısında gösterdiği performans ile eğitimde yaşanan sorunların daha da ağırlaşmasına neden olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın karnesinin her yıl olduğu gibi, bu yıl da kırıklarla dolu olduğu anlaşılmaktadır.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında hükümet ve MEB eliyle başlatılan hukuksuz ihraçlar, sendikal eylemler gerekçe gösterilerek yapılan sürgün, soruşturma ve baskılar geçtiğimiz dönem içinde de sürmüştür. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında MEB ve üniversitelerden çok sayıda eğitim ve bilim emekçisinin hukuksuz bir şekilde ihraç edildiği bilinmektedir. Kamudan ihraçların yüzde 35’i eğitim ve yükseköğretim alanındadır. Bugüne kadar 31 OHAL KHK’si ile MEB’den 33 bin 735, Yükseköğretim Kurumlarından 7 bin 257 (5 bin 882 akademisyen, 1.375 idari personel) olmak üzere toplam 40 bin 992 kişi idari ve siyasi tasarruflarla, hukuksuzca ihraç edilmiştir. Kamudan ihraçların yüzde 35’inin eğitim ve yükseköğretim alanında olması düşündürücüdür. Kamudan ihraç edilen toplam eğitimci sayısının darbeye karışmak iddiasıyla ihraç edilen asker (8.783) ve polis (23 bin 95) sayısından fazla olması, asıl darbenin eğitime ve eğitim emekçilerine yapıldığını göstermektedir.

2017-2018 eğitim öğretim yılının birinci dönemi, eğitimin acil çözüm bekleyen sorunlarının belirgin bir şekilde arttığı, laik bilimsel eğitime meydan okuyan düzenlemelerin hayata geçirildiği, eğitimde ticarileştirme ve dinselleştirme adımlarının yaygınlaştığı siyasi iktidarın eğitime ve topluma yönelik dayatmacı ve baskıcı uygulamalarının zirve yaptığı bir dönem olmuştur. MEB, eğitimde somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek yerine, eğitimde yaşanan kaosu derinleştirecek adımlar atmayı tercih etmiş ve aldığı her karar toplumun geniş kesimlerince tepkiyle karşılanmıştır.

Siyasi iktidarın eğitim alanında, büyük ölçüde kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda yaptığı değişiklikler, başta öğrencilerimiz, öğretmenler, eğitim emekçileri ve veliler olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini her zamankinden daha çok etkilemiştir. Bir taraftan eğitim sistemi adım adım özelleştirilip halkın cebinden yaptığı eğitim harcamaları belirgin bir şekilde artarken, diğer taraftan eğitimi büyük ölçüde dini kurallara göre biçimlendirme ve dini eğitimi devlet eliyle yaygınlaştırma yönünde çok sayıda adım atılmıştır.

Çocuklar eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamamış, çocuk yaşta evlenmeyi özendiren düzenlemeler yapılmış, çocuk işçiler sorunu büyümüş, okullarda, yurtlarda, kurslarda çocuklara yönelik cinsel istismar ve şiddet vakaları artmıştır. Eğitimde ve toplumsal yaşamda yaşanan çocuk istismarının üzerini örtme çabalarına rağmen, geçtiğimiz dönemde cinsel istismar ve cinsel saldırıların artmasına yol açacak yasal düzenlemeler gündeme gelirken, kadına ve çocuğa yönelik çok sayıda taciz ve tecavüz olayı yaşanmıştır.

Başta yoksul/emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar; eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamamış, önemli bir bölümü dini vakıf ve derneklerin kucağına itilmiştir. Bölgesel, cinsel, sınıfsal vb. eşitsizlikler, anadilinde eğitim gibi en temel sorunlar iktidarın çözmek bir yana daha da derinleştirdiği temel sorunlar olarak eğitim sisteminin öncelikli gündem maddesi olmayı sürdürmüştür.

İkili öğretim, niteliksiz eğitim hizmeti, eğitimin özelleştirilmesi, kalabalık sınıflar, karma eğitim karşıtı uygulamalar, taşımalı eğitim, altyapısı bozuk okullar, okullarda öğretmenlere yönelik olarak yaşanan şiddetin artması, çocukların dini cemaat ve vakıfların kreşlerine ve yurtlarına yönlendirilmesi, Öğretmen Strateji Belgesi ile öğretmenlerin mesleki gelişimine yönelik piyasacı müdahaleler, çocukların örgün eğitim sistemi dışına itilmesi, çocukların barınmak zorunda bırakıldıkları yerlerde taciz ve istismara uğraması, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik, ataması yapılmayan öğretmenler vb gibi devasa sorunlar 2017-2018 eğitim öğretim yılının ilk yarısında öne çıkan başlıklar olmuştur.

Geçtiğimiz dönem, MEB’in eğitimde dinselleştirmeyi temel alan politikalarını yoğunlaştırması, Diyanet başta olmak üzere, dini vakıf ve derneklerle yapılan protokollerin sürmesi, özellikle okul öncesi eğitimde pedagojik olarak sakıncalı olmasına rağmen ‘dini eğitim’ uygulamalarının başlatılması ve özellikle kurum açma ve kapatma yönetmeliğinde yapılan değişikliklerle ‘bütün yolların imam hatiplere’ çıkmasını sağlayacak düzenlemeler yapılmıştır.

2017-2018 eğitim öğretim yılının ilk yarısında iktidar ve MEB tarafından yapılan yasal düzenlemeler, yönetmelik değişiklikleri ve sistem değişikliklerinin toplumun büyük bölümünü tedirgin etmiştir. Eğitimin sorunlarına yönelik somut, kalıcı ve çözüme dayalı politikalar geliştirmeyen MEB’in karnesi, her dönem olduğu gibi, geçtiğimiz dönem için de tamamen kırıklarla doludur.

Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar, elbette ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal koşullardan ayrı ve bağımsız değildir. Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okulöncesinden üniversiteye kadar bilimin değil, dini inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde eğitim ve bilim emekçilerinin, öğrenci ve velilerle birlikte kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelesini kararlılıklar sürdüreceği bilinmelidir.