KESK: “İnfaz Yasasında Eşitlik Sağlanmalıdır!”

KESK: “İnfaz Yasasında Eşitlik Sağlanmalıdır!”

237
PAYLAŞ

Son yıllarda bitmek bilmeyen OHAL uygulamaları ve özgürlükleri askıya alan güvenlikçi politikalar nedeniyle sürekli yenileri yapılmasına, devasa kampüs tipi cezaevleri inşa edilmesine rağmen cezaevleri tıka basa, kapasitelerinin birkaç katı üzerinde dolu durumdadır. Ocak 2020 verilerine göre 355 hapishanede aralarında binlerce kadın ve çocuğun da bulunduğu 300 bin dolayında insan bulunmaktadır.

Cezaevlerinin bu halde olduğu, dışarısının ise 500 bin kişinin denetimli serbestlik uygulamasına maruz kaldığı ve yaklaşık 200 bin kişinin ise iki yılın altında kalan cezalarını denetimli serbestlik uygulamasıyla çekmesi nedeniyle açık cezaevine çevrildiği bir dönemde Corona salgını baş gösterdi.

Konfederasyonumuzun, sağlık emekçilerinin tüm uyarılarına rağmen IMF, Dünya Bankasının neo liberal politikaları doğrultusunda “Sağlıkta Dönüşüm” adıyla sağlık hizmetlerinin piyasaya açılması nedeniyle sonuçlarını daha ağır yaşadığımız salgın, tüm yaşam alanlarını tehdit etmektedir. Salgının daha da büyüyeceği ve yaygınlaşacağı resmi ağızlardan da doğrulanmakta, itiraf edilmektedir. Dolaysıyla hijyenik ortamda izolasyon hayati önemdedir.

Ne yazık ki, dışarıda dahi hijyenik koşulların sağlanmasının, dezenfekte malzemelerinin temin edilmesinin zorlaştığı bugünlerde sayıları 300 bini bulan tutuklu ve hükümlüler, birkaç misli dolu ve hijyen koşullarından yoksun cezaevlerinde salgına yakalanma ve hayatlarını kaybetme tehdidiyle karşı karşıya bulunmaktadır.

Bu gerçeklik nedeniyle birçok ülkede cezaevlerinde ayrımsız tahliyeler başlatılmış, cezaevleri büyük oranda boşaltılarak yaşanacak olası felaket önlenmeye çalışılmıştır.

Ancak AKP iktidarı, kayyum meselesinde, Kanal İstanbul ihalesinde, doğal alanların imara açılmasında ve daha birçok konuda olduğu gibi milyonların evlerine kapanmak zorunda kaldığı, salgın dışında başka bir gündemi takip etmekte zorlandığı bu süreçte cezaevlerinde tahliye konusunu da suiistimal etmektedir. İktidar, sadece ülkemizin değil tüm insanlığın ilk kez karşılaştığı böylesine yaygın ve ölümcül salgın krizini bile canhıraş şekilde fırsata çevirmek istemektedir.

Uzun süredir şekillendirdikleri, ancak çocuk istismarcılarının, kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz suçlularının, uyuşturucu tacirlerinin, mafya liderlerinin, organize suç örgütü üyelerinin, katillerin, hırsızların tahliyesine yol açacağı için büyük tepki toplayan infaz düzenlemesini salgın gerekçesiyle raftan indirmiş, olduğu gibi Meclise sevk etmiştir. Kadına yönelik şiddetin korkunç boyutlarda olduğu, mevcut salgından kaynaklı ev içinde kadınların şiddete daha fazla maruz kaldığı böylesi bir süreçte iktidarın bu riski en aza indirecek acil çözümler üretmesi gerekirken kadın katillerini ve tecavüzcüleri salmaya hazırlanması bir tesadüf değil ideolojik ve siyasal bir tercihtir.

Biliyoruz ki, son yıllarda çok sayıda muhalif gazeteci, akademisyen, aydın, milletvekili, belediye başkanı, avukat, öğrenci, sendika yöneticisi/üyesi keyfi, öngörülemez, belirsiz ve geniş terör tanımı nedeniyle “terör soruşturması” adı altında tutuklanmıştır. Bu durum çok sayıda AİHM kararına da yansımış ve başta adil yargılanma hakkı olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin çok sayıda maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiştir.

Biliyoruz ki, herhangi bir şiddet eylemine bulaşmamış binlerce kişi keyfi, belirsiz ve geniş terör tanımı nedeniyle halen cezaevlerinde bulunmaktadır.

Attığı twit ya da sosyal paylaşımları nedeniyle “terör suçları” kapsamında tutuklanan çok sayıda kişinin cezaevlerinde bulunduğu ülkemizde bu gerçekliği görmeyen, es geçen bir düzenleme ölümcül bir ayrımcılık olacaktır.

Cezaevlerinde bulunan herkesin sağlığından ve canından devlet sorumludur. Salgının cezaevlerine sıçraması durumunda sonuçlarının tahminlerin ötesinde ağır sonuçlara, kitlesel ölümlere yol açacağı açıktır.

Dolayısıyla, başta Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nde yer alan sağlık hakkı maddesi olmak üzere, birçok uluslararası sözleşme ve AİHM kararlarında belirtildiği gibi, mahpusların yaşam ve sağlık koşullarından yoksun bırakılması hiçbir koşulda kabul edilemez.

Kaldı ki, iktidarın vatandaşlara karşı işlenen suçlarda indirime, affa ya da infaz sisteminde rahatlıkla giderken devlete karşı işlendiği söylenen siyasal suçları ise kapsam dışı bırakması devletin kin gütmesi anlamına gelmektedir. Oysa tersi olmalı, yani devlet adına bir düzenleme yapılacaksa ilkin kendisine karşı işlendiği söylenen siyasal suçlardan yargılananlardan başlanmalıdır.

Salgının cezaevlerine sıçraması durumunda, virüsün iktidar gibi davranmayacağı, yani suç kategorilerine göre yayılmayacağı, ayrımcılık yapmayacağı ortada iken iktidarın hala ayrımcılıkta ısrar etmesi kabul edilemez.

Mevcut tutumdan derhal vazgeçilmeli, en geniş toplumsal mutabakat sağlanarak; uluslararası hukuk ve anayasamızın eşitlik ilkesi çerçevesinde Mecliste tartışmaları devam eden düzenleme siyasal suçları da kapsayacak şekilde genişletilmeli, gazeteciler, yaşlılar, hasta mahkûmlar, çocuklar ve çocuklarıyla birlikte kalan kadınlar öncelikle tahliye edilmeli, infazlar ertelenmelidir.

Salgının yayılma hızının ve ölüm haberlerinin giderek arttığı bugünlerde hepimizin daha çok dayanışmaya, güzel haberlere ve toplumsal barışa ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.

YÜRÜTME KURULU