
Saçlarını kavgada toplayabildiği oranda
Güzelleşen bir kadındır yaşadığımız coğrafya.
Özgürlük için dövüşmek,
Dövüşmek için birleşmek bir aşktır bu coğrafyada…
Yöntemsel anımsatmalar
Sınıfsal tahliller, biçimsel olanı ve günlük aklı aşan değerlendirmeler/ölçümler gerektirir. Nasıl ki Lenin’in “proleter devrim” tanımı, tüm ezilenlerin “emekçi” başlığı altında toplanmasını gerektiriyorsa ve kardeşlik, yaygınlıkla bilindiğinin aksine, etnik veya mezhepsel ortaklaşma değil sınıfsal ortaklaşma gerektiriyorsa, bugünün sınıfsal tanımları da bu içerikte değerlendirmeler gerektirir.
Gezi/Haziran sürecinde de rastladığımız bir durumdur, yaygınlıkla yapılan bir tartışmadır; direnişin sınıfsallığına kanıt için deyim yerindeyse sokakta mavi tulumlu işçi aranmıştır. Veya tersine, giyimi, davranışı hatta yer yer sloganı da siyasal görünüm arz etmese de eylemin niteliği/işlevi gereği o toplamın hepsine siyasallık atfedilmesi gerektiğini anlatmak da birleşik mücadeleyi bu kapsayıcılıkla ele almak da kolay olmamıştır.
Bu konuda en sık rastlanan yanılgı, azami program ile asgari programın karıştırılması, ittifakın azami program üzerinden tasarlanmaya çalışılmasıdır. Böyle olduğunda ittifakta ideolojik birlik, azami uyum vb. de aranır. Dolayısıyla da ortaklaşma zemini sol içi birliğe hatta solda bazı kesimlere kadar daralır ki bunun adı/niteliği ittifak olmaktan çıkar.
Kısa da olsa anımsamak gerekirse, devrimciler açısından temel çelişme ve baş çelişme hayati önemdedir. Bu önem, Marksist yöntemde soyutlamaya verilen önemle ilintilidir. Soyutlama da bir şeyin özünü ve iş yasalarını bulup çıkarmada, temel olanı temel olmayandan, tayin edici olanı tayin edici olmayandan ayırmada, incelemede kullanılan bir yöntemdir.
Buna göre, devrimin stratejisinin ve taktiklerinin tespiti, doğrudan doğruya bu çelişmelerin tahlilinden kaynaklanır.
Lenin, devrimin asgari ve azami programını belirlerken, demokratik devrimin ve sosyalist devrimin stratejik hedeflerini ayırt ederken, bu çelişmelerin çözümlenmesine dayanmıştır. Tam da bu bağlamda baş çelişmenin tanımı, devrimcilerin aktüel görevlerini tayin etmek açısından belirleyici önemdedir.
Bu genel anımsatmalar ışığında baş çelişme ve dönemsel tezahürünü değerlendirmek, kimlerle kimlere karşı, nerede ve nasıl durmak gerektiğinin saptanmasında yanılgıya düşmeyi önleyen bir sigorta niteliğindedir.
Bugünün koşullarında baş çelişme, oligarşi (tekellerin en büyüklerine kadar daralmış hâkim sömürücü azınlık) ile halk arasındaki çelişmedir. Bunun güncel biçimi, Saray rejimi ile halk arasındaki çelişme biçiminde okunabilir.
Tam da bu nedenle bugün yapılması gereken, Saray rejimi mağduru kesimler ve temsilcileri arasında fark aramak, farkları ayrışma sebebi yapmak yerine, önce Saray rejiminin yani sömürge tipi başkanlığın ne olduğunu görünür kılıp bu konuda farkındalık yaratmaktır.
Saray rejimi nedir?
Bu soruya, sıkça yapıldığı gibi Erdoğan’ın kendisinden, dar/aile çevresi ve ihtiyaçlarından başlayarak yanıt vermeye kalkarsak temel meseleyi, sorunun özünü yani sınıfsal boyutunu ıskalamış oluruz. Bu nedenle, sınıfsal bakışın yöntemiyle “kimler adına ve ne için reis?” sorularına yanıt aramak gerekiyor.
Gerçekte bugün siyasal iradenin tekleşmesi ve bir kontrol toplumunun yaratılmak istenmesi, mevcutlar içinde en büyükleri olan az sayıda tekelin her şeye hâkim olmak ve siyaseti engelsiz biçimde belirlemek istemesiyle doğrudan ilintilidir.




