DSD EĞİTİMCİLER TÜRKİYE YÜRÜTMESİ:”TARİHİN ÇAĞRISI, EMEKÇİ SINIFLARIN DEMOKRASİSİNİ KURMAKTIR”

DSD EĞİTİMCİLER TÜRKİYE YÜRÜTMESİ:”TARİHİN ÇAĞRISI, EMEKÇİ SINIFLARIN DEMOKRASİSİNİ KURMAKTIR”

PAYLAŞ

TARİHİN ÇAĞRISI: EMEKÇİ SINIFLARIN DEMOKRASİSİNİ KURMAKTIR.

Türkiye siyasi tarihinin en ağır buhranının yaşandığı, iktidarlarca emperyalist-kapitalist sitem ile geliştirilen bağımlılık ilişkileri sonucu ülkenin tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarının özelleştirilerek kamunun tasfiye edildiği, yurttaşların en temel kamusal hizmetlere erişemediği, beslenme ve barınma gibi yaşamsal ihtiyaçların dahi karşılanamaz noktaya sürüklendiği bir ülke panoraması ile karşı karşıyayız.

Çok katmanlı ve giderek derinleşen bu ağır toplumsal tablo karşısında, emekçi halk kesimleri devlet olanakları ile gerici bir kuşatma altına alınmakta; iktidar kaybettiği rızaya dayalı meşruiyet zeminini yeniden tahkim etme amacıyla en küçük itiraz ve hak arayışını dahi kolluk marifetiyle bastırmaya çalışmakta, yargı hukuktan azade bir biçimde adeta bir sopa olarak kullanılmaktadır.

Bugün, geniş emekçi halk kesimlerinin yaşadığı sorunlar karşısında; saldırıların kaynağını ıskalamadan somut koşulları her zamankinden uygun olan birleşik örgütlü mücadeleyi yükseltmek gerekiyor.

Tüm saldırıların kaynağında emperyalizmle bağımlılık, piyasacılık, dinci-gerici anlayışın faşizan uygulamaları var. Bu uygulamalara karşı verilecek mücadelenin de bağımsızlık, laiklik, kamuculuk ve demokrasiyi kazanma mücadelesini içermesi sadece güncel değil, aynı zamanda tarihi bir zorunluluktur.

Uzun zamandır sendikal hareketin yapısal bir kriz içinde olduğu ve bu krizin içsel ve dışsal nedenlerinin de bulunduğu; kuruluş yıllarında sergilediği fiili, meşru ve militan mücadele anlayışıyla yalnızca kamu alanını değil, tüm emek alanını etkileyerek toplumsal muhalefetin motor gücü haline gelen eğitim ve bilim emekçileri hareketinin bugün o kimliğinden hayli uzaklaştığı, güçsüzleşerek etkisizleştiği ağırlıkla ortaklaşılan bir tespittir.

Eğitim Sen’in ülkemizde yaşanan nesnel gerçekliğe rağmen bir sendikal mücadele programı çıkaramaması en önemli eksikliktir. Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasal, sosyal ve ekonomik krizinin yaşandığı, sömürü ve güvencesizliğin katmerleştiği, eğitimin ticarileştirilip gericileştirildiği, tarikat, cemaat ve vakıfların adeta eğitim bakanlığı rolünü üstlendiği bir dönemdeyiz. Laiklik ve kamusallık mücadelesinin sınıfsal boyutunu kavramayan, emek sermaye çelişkisini kitlelere anlatacak bir mücadele hattından uzak, biçimsel bir mücadeleye indirgenmiş sendikal hayat sürdürülebilir değildir.

Sınıfsal sorun, ihtiyaç ve taleplerin geri plana itilip silikleştiği, emek mücadelesinin asli görevlerini yok sayan, kimlik-kültür eksenli politikaların domine edilip salt demokratizm üzerine kurularak rutinleşen bir sendikal hayat, sendikal alanın içinde bulunduğu krizin temel nedenlerinden birini oluşturmasına rağmen, ısrarla sürdürülmek istenmektedir.

DSD olarak, Eğitim Sen 11. Dönem 6. Genel Meclis toplantısında yukarıda ifade ettiğimiz sorunları görmeyen, ortak inşa ettiğimiz hukuku zedeleyen filli tutum ve davranışlara karşı, örgütün çoğulculuğuna ve mutabakatına, emekçi sınıfların demokrasi kültürüne sahip çıkmaya devam edeceğiz. Aynı zamanda sendikal alanın siyaset indirgemeci bir anlayışla tasarımlanmasına, emekçi sınıfların sorunlarının çözümü için sendikal bir politik hatta ihtiyaç duyulmasına rağmen ısrarla yok sayılmasına, mücadele dinamizminde yaşanan gerilemenin nedenlerine karşı ve çözüm olanakları konusunda ortak bir iradenin oluşması için çaba sarf edeceğiz.

Eğitim ve bilim emekçilerinin söz, yetki, karar hakkının güvencesi olarak, tarihsel mücadele mirası, birikim ve birlikte yaratılan değerlerin ürünü olarak inşa edilen ortak hukuk; her türlü fiili durum ve oldubittilere karşı, her birimize özen ve dikkatle, bu hukuku koruma ve gözetme sorumluluğu vermektedir. DSD olarak bu sorumluluk ve görev anlayışıyla, ikirciksiz bir biçimde sınıfın talepleri doğrultusunda tarihi birikimimiz olan örgütlü kültüre sahip çıkarak hareket etmeye devam edeceğiz.

Emek ve demokrasi alanında çok boyutlu tahribat ve yıkımın yaşandığı böylesi ağır bir süreçte Eğitim Sen bu haliyle kendisinden beklenen tarihsel sorumluluğuna uygun bir refleks üretmekten uzak bulunmaktadır.

Ancak Eğitim Sen, tüm içsel ve dışsal sorun ve zorlamalara karşın, yüzyıllık bir mücadele deneyimi ve sahip olduğu potansiyel ile sadece, eğitim ve bilim emekçilerinin değil, aynı zamanda ezilen, sömürülen, yoksunluk ve yoksulluk girdabına sürüklenen geniş halk kitlelerinin de sesi, çığlığının hüviyetini taşımaktadır. Bugün de taşıdığı bu sorumluluğun gereğini yerine getirme birikim ve potansiyele sahiptir.

Eğitim Sen’in bu kimliği, tüm maddi ve insani değerlerin yaratıcısının emek olduğu gerçeğinden hareketle üzerinde ortaklaşılan mücadele birikimi ve hukukuyla anlam kazanır. Eğitim Sen’in tüzüğü Encümeni Muallim’den bu yana bu topraklarda verilen emek ve demokrasi mücadelesinin mührünü taşır. O mührün sahibi din, dil, ırk, cinsiyet, cinsel yönelimve cinsiyet kimliği, siyasal düşünce farkı gözetmeksizin bütün eğitim ve bilim emekçileridir.

Bugün emekçi halkımızın ve eğitim ve bilim emekçilerinin bir sınıf örgütü olarak Eğitim Sen’den beklentisi, bu kimliğine yaraşır biçimde, emekçilerin taleplerini karşılayacak bir mücadeleyi örgütlemesidir.

Kamu emekçileri hareketinin yapısal sorunlarını, tıkanma noktalarını ve krizini çözerek KESK’i aşacak bir inşa süreci ile birlikte birleşik bir emek mücadelesini büyütme sorumluluğu “emeğin bağımsız siyasal çizgisinden asla taviz vermemeyi” zorunlu kılmaktadır. DSD, önümüzdeki dönemi, EĞİTİM SEN’İ-KESK’i aşacak bir örgütsel ve sendikal politik birikimi açığa çıkararak emek hareketinin ve özelinde kamu emekçileri hareketinin yeniden inşa süreci olarak kavramaktadır. Geniş emekçi halk kesimlerinin yaşadığı sorunların kaynağında emperyalizme bağımlılık, piyasacılık, gericilik ve faşizan uygulamalar olduğu tespitiyle verilecek mücadelenin de zaruri bir biçimde bağımsızlık, laiklik, kamuculuk ve demokrasiyi kazanma programını esas alan sınıf bütünlüklü ve sınıf temelinde bir mücadele süreci olarak görüyor, tarihin bize yüklediği bu sorumluluğu üstleniyoruz.

Üstlendiğimiz bu sorumluluğu taşırken; dayanışmanın, birlikte üretmenin ve mücadelenin esas olduğunu unutmadan, sınıfsal bir program temelinde, süreci tüm sınıf dinamikleriyle birlikte aşma, arayış ve çabamızı sürdüreceğiz. Her şart ve koşulda; sınıfın taleplerine yanıt üretecek gerekli adımları kararlılıkla atacağımızı eğitim ve bilim emekçilerine tüm emek kamuoyuna ifade ediyoruz.

 

DSD EĞİTİMCİLER YÜRÜTMESİ