
AKP-Saray rejimi tüm çürümüşlüğü ile ayakta kalmaya çalışıyor.
Ekonomik alanda, dünya krizine paralel daralma süreci yoğunlaşıyor. AKP’nin, dışarıdan sıcak para girişine ve sermaye hareketine bağlı ekonomik büyüme dinamiği, bir süredir işlemez hale geldi. Emeğe ve doğaya yönelik sınırsız sömürü ve inşaata dayalı büyüme modelleri hem ekonomik sistem açısından hem de gelişen toplumsal tepkiler nedeniyle belirli noktalarda tıkandı. Genişleyen işsizlik, taşeron ve güvencesiz çalışma ile yaratılan yoksulluk bir sosyal krizi de tetikleyecek biçimde gelişiyor. Tüm bunların içinde AKP-Saray rejiminin kendi sermaye kliğine yönelik özel tutumları da bozucu etkiyi derinleştiriyor.
Tüm bu nedenlerle ekonomide sürdürülemez bir noktaya doğru hızla gelindi.
***
AKP-Saray rejiminin, yeni-Osmanlıcı hayallerle eşliğinde geliştirdiği dış politika iflas etti. Bunu artık cümle alem biliyor. AKP, Davutoğlu’nun 360 derece olarak ifade ettiği biçimde, uluslararası alanda da IŞİD’le eş tutuluyor. Büyük iddialarla girilen Suriye savaşı sonucunda, AKP tüm etkinliğini kaybetti. Ilımlı İslam eksenli kurulmaya çalışılan yeni Ortadoğu düzeninin baş aktörlerinden olmaya aday olan AKP, bu hattın Mısır ve Suriye’de kırılmasının ardından, misyonunu da kaybetti. Ötesinde gelişen cihatçı çeteci akımlarla olan ilişkisi nedeniyle Batı nezdinde de güvenilir olmaktan çıktı.
Sürdürülemez hale gelen bu politikada değişiklikler, özellikle Rusya’nın son müdahalesinin ardından da bir zorunluluk olarak tedrici olarak gelişmeye başladı. Esad’lı geçişe bunun sonucunda onay verildi.
AKP, bu noktada mülteci meselesini bir koz olarak kullanarak Batı ve ABD nezdinde yeniden ihtiyaç duyu´lan bir odak olarak kendini konumlandırmaya çalışıyor. Merkel ziyaretinde ortaya konulduğu gibi, yıllardır Suriye’de tampon bölge kurulsun diye AKP, Türkiye’yi bir tampon ülke haline getirdi. Gerek mültecilerin Avrupa’ya geçişinin önlenmesi, gerekse önümüzdeki dönemde Ortadoğu üzerinde sürecek hegemonya mücadelesinde askeri bir üs olma konumunun güçlendirilmesi noktasında Türkiye konumlandırılıyor.
Suriye’nin iç savaşla etnik-mezhepsel temelde bölünmesine neden olan AKP, savaşı ülkemize taşıyarak aynı zamanda Türkiye’yi de Suriyelileştirdi. Bölgedeki savaş hattı Ankara Katliamın’da da görüldüğü üzere ülkemizi de içine alarak genişledi. AKP’nin beslediği, derin ilişkiler geliştirdiği IŞİD, bu olanakları kullanarak ve hatta göz göre göre bir katliam gerçekleştirdi. Önümüzdeki dönemde bu savaş hattı içerisinde Türkiye bölgesel kaosun parçası olmaya devam edecek.
***
AKP-Saray rejimi, bu çıkmaza giren politikalarıyla birlikte ayyuka çıkmış yolsuzlukları, toplumun büyük bir kısmında uyandırdığı nefretle zaten uzun süredir ülkeyi yönetemiyor, idare ediyor.
Faşist baskı yöntemlerine, faşist ilişki ve saldırılara dayanarak sürdürülen bu politika parçası olarak 7 Haziran sonrası Kürt hareketine yönelik savaşla derinleştirildi. AKP-Saray rejimi açısından bu savaşta, her ne kadar uçağın burnu havaya kalktı falan denilse de, bir çıkış kapısı aralamadı aksine krizi derinleştiren bir sonuç üretti. Öte yandan Kürtlere yönelik savaşın, Suriye bağıyla birlikte ele alındığında nasıl bir çıkmaz olduğu da görülüyor.
AKP-Saray rejimi, böyle bir durumda ne bir adım geri gidebiliyor ne bir adım ileriye. Bir kriz ve çözülme durumu hızla devam ediyor. Bunun AKP içindeki yansımalarının da giderek yoğunlaştığı görülüyor. Nokta dergisinin yayınladığı, AKP kurmaylarına ait günlüklerde de görüldüğü üzere Erdoğan, AKP içinde de bir kriz başlığı olarak duruyor. Ne Erdoğanla ne Erdoğansız durumu aşılamıyor. Söylem üretmekte, halkı ikna etmekte zorlandıklarını bir anlamda tükendiklerini birbirlerine itiraf ediyorlar.
***
Bu koşullar altında 1 Kasım seçimlerine gidiliyor. Seçim sonuçlarının yaşanan krize ilişkin köklü bir değişiklik yaratmayacağının herkes farkında. Neredeyse benzer bir sonucun çıkacağını herkes biliyor. Eğer, AKP-Saray rejiminin yeni bir müdahalesi ile seçim ertelenmez ve seçim sonuçları fiilen değiştirilmezse, büyük ihtimalle 7 Haziran’ın tekrarı yaşanacak. Böylece gerçekten de bir tekrar seçim yapılmış olacak.
Şimdilerde tartışmalar da bu sonuçlara yoğunlaşarak gerçekleşiyor. 7 Haziran sonrasında olduğu gibi, geniş koalisyon ihtimali ve geniş koalisyonun kurtarıcılığı gündemin baş sırasında. ABD’nin, Batı’nın, uluslararası ve yerli sermaye kesimlerinin hatta AKP’nin de bir bölümünün tercihinin bu yönde olduğu biliniyor. Bu şekilde, rayından çıkmış AKP’nin yeniden rayına oturtulabileceği, demokratik bir restorasyon sürecinin önünün açılarak, Erdoğan’ın sınırlanacağı varsayılıyor. Başka bir çıkış yolunun olmadığı pek çok kesim tarafından dile getiriliyor.
Kılıçdaroğlu, dün Zaman gazetesine verdiği röportajda AKP’nin meşruiyetini ancak CHP üzerinden sağlayabileceğini ifade etti.Demirtaş ise Cumhuriyet’teki söyleşisinde AKP ile de koalisyona hazır olduklarını söyledi. Herhalde geriye tek buna Erdoğan’ın ikna edilmesi kalıyor!
Böylesi bir gelişme, ülkenin değil tüm çürümüşlüğü ile yıkılmaya doğru giden AKP-Saray rejiminin kurtuluşu olacağı ortada. Bu AKP-Saray rejimini biraz rötuşlayarak devam ettirmek, suçlarının üzerini örtmek anlamına gelecektir.
***
Bu tartışmayı önümüzdeki günlerde daha sık yapacağımız görülüyor. Şimdilik, ülkenin hangi yönde seyredeceğinin kestirilmesinin güç olduğu kaos içerisinde toplumsal muhalefetin sorumluluklarına ilişkin birkaç notla bitirelim.
Öncelikle, bu kaos içerisinde ülkenin geleceğinin devrimci anlayışla yeniden kuruluşunu hedefleyen bir harekete olan ihtiyaç hangi olasılık olursa olsun birinci sıraya yazılıyor. O yüzden, halkın tepki ve öfkesini faşizme karşı direniş içerisinde bir araya getirecek, bir kurucu iradeye dönüştürme hedefine sahip birleşik bir muhalefet hareketinin yaratılması mücadelesi bu sürece ilişkin temel cevabımız olmaya devam edecek. Öte yandan faşist saldırganlık karşısında muhalefetin farklı ilişkilenme, dayanışma ve eylem birliği zeminlerinin oluşturulması da bu temel politikanın parçası olarak hayata geçirilmeli.
AKP-Saray rejimini yıkacak, kazma-kürekle kapılarına dayanabilecek bir devrimci halk hareketi böyle bir iddianın ve mücadelenin sonucunda yaratılabilecektir. 21.yüzyılda devrim, şimdi bu mecradan ilerleyecek.
muhalefet.org sitesinden alınmıştır.




