Çöküş! – L.Doğan TIlıç/Birgün

Çöküş! – L.Doğan TIlıç/Birgün

PAYLAŞ

Silvan’da neler olduğunu anlamak için orada olmak gerekmiyor… Van Erciş’te öldürülen PKK’lilerin cesetlerinin nasıl o hale geldiğini, Mardin Nusaybin’de 5çocuk annesi kadının evinin önünde nasıl öldürüldüğünü, çocuklarının neden vurulduğunu bilmek için de…

Duvarlara yazılanlara bakın yeter: “Türk’sen öğün, değilsen itaat et”, “Biz geldik kızlar nerede”, “Ensarullah (Allah’ın askerleri) burada”.

Üniforma içinde, “çelik disiplinle” ve “devlet adına” hareket edenler duvarlara bunları yazabiliyor, “Geldik yoktunuz” diye hayıflanıyorsa, gelip bulduklarına ne yaptıklarını düşünün!

Kendi ülkesinin kentlerinde duvarlara bunları yazabilen bir devlet, ne kadar güçlü ve ürkütücü görünürse görünsün, içine göçüyor, çöküyor demektir.

Antalya’da, dünyanın en güçlü ülkelerini ve liderlerini altın kaplama musluklu otel odalarında ağırlamak bu çöküşü perdelemek şöyle dursun, daha da görünür kıldı.

Paris saldırıları ardından derhal açıklama yapan Erdoğan ve Davutoğlu’nun, Ankara katliamı ardından kamuoyuna bir şey söylemek için ne kadar bekledikleri hatırlandı. Fransa’da Hollande ve savcının gecikmeksizin ellerindeki bilgileri vatandaşlarla paylaşmasıyla, Türkiye’deki yayın yasakları karşılaştırıldı.

Bunlar da, görüntüdeki ürkütücü azamete karşın, bir iktidar için iktidarsızlık alametleridir!

AKP iktidarının bu halinin alameti şahikası dış politikada görülüyor ve fiyaskoları Antalya’nın göz kamaştırıcı ihtişamı da gizleyemedi.

Esed’i ve İŞİD’i asla birbirinden ayıramazsınız” diyen Erdoğan, Obama ile bir saatlik görüşmesinden sonraki basın açıklamasında, Suriye konusundaki ortak mücadele kararlılığından söz ederken Esad’ı hiç ağzına almadı.

Viyana’da büyük ölçüde Rusya’nın dahli ve Şam rejiminin de onayıyla varılan anlaşma, en geç 1 Ocak’ta hükümet ve muhalefet güçlerinin bir araya gelmesini, ateşkesi, bir geçiş süreci içinde yeni bir anayasa taslağı hazırlanmasını ve 18 ay içinde de seçimlere gidilmesini öngörüyor.

Önce İŞİD” diyenlere karşı, bugüne kadar “Hayır, hem İŞİD hem Eset” diyen Erdoğan-Davutoğlu iktidarı da Viyana anlaşmasına evet dedi. Şimdi, Paris saldırılarının da yarattığı iklimde, Suriye’de tek hedefİŞİD ve El-Nursa oldu.

Önümüzdeki 1,5 yıl içinde kimse Esad’a dokunmayı düşünmeyecek, seçim sonrası neler olacağını da zamanla göreceğiz.

Yandaş medya, Erdoğan’ın G20 liderlerine “Esed gitmeden, uçuşa yasaklı bölge ve Türkiye sınırının Suriye tarafında güvenli bölgeler oluşturulmadan Suriye sorununun çözülemeyeceğini, PYD’nin de terör örgütü olduğunuanlattığını” söyleyedursun…

ABD’liler, Antalya’da da, gözümüzün içine baka baka PYD konusunda Türkiye ile aynı düşünmediklerini, onların İŞİD’e karşı savaştığını ve “Suriye sınırında güvenli bölge fikrinin, … doğru … bir şey olduğuna inanmadıklarını” yinelediler.

Öte yandan, “Suriye ateşine odun taşıyanlar çok yakında kendini aynı ateşte bulmaktan kurtulamayacaklar” sözleri ardından Paris vurulunca, Erdoğan da felaket tellalı gibi oldu. Öngörüsünde haklı aslında. Önümüzdeki günlerde Suriye ve Irak’ta daha fazla sıkıştırılacak olan İŞİD, Paris benzeri eylemleri elinden geldiğince yaygınlaştıracak ve “odun taşıyanlar”dan biri olan Türkiye de öncelikli hedeflerinden biri olacak.

Paris saldırganları arasında “mülteci olarakSuriye’den gelen birinin de olduğu haberleri, hem Batıkamuoylarını hem de hükümetlerini mültecileri kendilerinden uzak tutma tedbirlerine yöneltecek. Kendilerinden uzak, Türkiye’ye yakın! Erdoğan’ın “Batı elini taşın altına koymuyor” yakınmaları da,Avrupa’nın “Biraz daha para, biraz daha vize muafiyeti verelim, sizde kalsınlar” cömertliği ile karşılanacak!

Birkaç gün daha Antalya’nın ihtişamı ile avutulacağız. Sonra yavaş yavaş unutulacak ve biz gerçeklerle, kendi çöküşümüzle baş başa kalacağız. Silvan’la, Cizre’yle, Nusaybin’le, İdil’le ve onların duvar yazılarıyla… Ve stratejik derinliklerine dalma hayalleri gördüğümüz Ortadoğu’da, Suriye’de yaşadığımız ricat ve büzüşmeyle…

Çöküş alametleri bunlar!