Büro Emekçileri Sendikası Merkez Temsilciler Kurulu ” Krizin Sorumlusu Biz Değiliz, Ek...

Büro Emekçileri Sendikası Merkez Temsilciler Kurulu ” Krizin Sorumlusu Biz Değiliz, Ek Zam İstiyoruz!”

PAYLAŞ

Bugün Ankara’da bir araya gelen BES Merkez Temsilciler Kurulu, toplantı öncesinde Eğitim Sen Genel Merkezi önünde ekonomik krizin sorumlusu biz değiliz, krizin bedelini krizi yaratanlar ödesin başlıklı basın açıklaması gerçekleştirdi.

 

BES Genel Başkanı Serpil Akpınar tarafından yapılan açıklama metni aşağıda yer almaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan resmi enflasyon rakamlarıtüm tahminleri alt üst ederek emeği ile geçinen kesimler başta olmak üzere milyonların yoksullaşmaya devam ettiğini, yükü emekçilere yıkılmak istenen krizin derinleştiğini bir kez daha teyit etti.

Kriz miriz yok, hepsi manipülasyon sözlerinin aksine hayat pahalılığının dolayısıyla yoksulluğun artacağının itiraf edildiği Yeni Ekonomik Program da2018 yılı için enflasyon hedefi son kez revize edilerek  %20,08 olarak belirlenmiştir.

Ancak TÜİK tarafından 3/10/2018 açıklanan verilere göre yıllık enflasyon 24.52’ye ulaşmıştır.

Özellikle, tüketici enflasyonu ile üretici enflasyonu arasındaki makasın bugüne kadar hiç olmadığı kadar açılması ile yeni bir rekor kırılmış ve ÜFE %46,5’e yükselmiştir.

Yani sadece tüketicilerin değil üreticilerin de enflasyonunun artması önümüzdeki aylarda hayat pahalılığının daha da artacağının açıkça ıspatıdır. Çünkü maliyeti artan üretici bunu ya doğrudan ürünün-malın fiyatına yansıtacaktır. Ya da son dönemde sıkça karşılaşıldığı üzere ürünün gramajını, litresini, paket içindeki adedini düşürerek ‘örtülü zam’ yapma yolunu seçecektir. Dolayısıyla tüketici enflasyonu (TÜFE) önümüzdeki aylarda üretici enflasyonuna bağlı olarak artmaya devam edecektir.

Bu ülkede yaşayan herkes TÜİK’in resmi rakamları ile yaşadığımız gerçek enflasyon arasında bir uçurum olduğunu bilmektedir. Yıllardır uygulanan yanlış politikalar nedeniyle tarımın çökertilmesi gıda enflasyonundaki önlenemez yükselişin başlıca nedenlerinden birisi olmuştur. Bugün açıklanan yıllık %27,7 oranındaki Gıda Enflasyonu ve %21,84 oranındaki Konut/kira enflasyonu bile gerçek durumu yansıtmaktan uzaktır. Türkiye’de siyasi iktidarların yıllardır “işçiyi, memuru enflasyona ezdirmedik” nutukları atarken kullandıkları rakamlar çarşıyı, pazarı, sokağı yansıtmayan işte bu çarpık enflasyon rakamlarıdır.

Üretici fiyatları son 12 ayda rekor kırarak yüzde 46,15’lik bir yükseliş sergiledi. Elektrik ve gazda 2017 Aralık’tan bu yana yaşanan artış yüzde 72’yi buldu. 2018 yılı başından bugüne elektriğe toplam %43,64, doğalgaza ise toplam %41,2 zam yapılmıştır. Zammın gerekçesi de yükselen kur nedeniyle sürekli artan maliyetler olarak açıklanmıştır. Ancak ekim ayında kurda düşüş yaşanmasına rağmen fiyat artışlarına gene devam edilmiştir.

Yandaş sendika Memur Sen’in imzaladığı ve yıllardır kamu emekçisini, emeklisini, milyonları açlığa ve yoksulluğa mahkûm eden toplu sözleşmeleri sürekli olarak hükümetin enflasyon tahmini üzerinden yapıyor olması, yaşadığımız yoksulluğun, gelir kaybının başlıca nedenlerinden biridir. Milyonları açlığa mahkum eden yandaş MEMUR SEN nin üyeleri adına dahi sesi çıkmamaktadır.

Kamu emekçisinin yıllık zammı 1 ayda eridi.

Temmuzda ikinci6 ay için %3,5 zam ile enflasyon farkı alan bir kamu çalışanının, sadece Eylül ayındaki %6,30 luk fiyat artışıbile cebine gireni fazlasıyla alıp götürmüştür. Hükümet yaptığı bütün zamların gerekçesini maliyet artışlarına bağlamaktadır. Mademki maliyet artışları zamların gerekçesi, kamu emekçisinin evini geçindirmekzorunda olduğu harcamalardaki maliyet artışları da dikkate alınmalı, derhal kamu emekçisinin maaşları enflasyona göre yeniden düzenlenmelidir.

Hükümet enflasyon artışına gerekçe yaratma konusunda oldukça mahir. Sanki kendinin hiç sorumluluğu yokmuş gibi, şimdide sorumluluğu küçük esnafa yıkmış, fırıncıyı tehdit ediyor, bakkala kızıyor, pazarcıyı azarlıyor. Üretim maliyetleri artan fırıncıyı,esnafı, stokçu ve spekülatör ilan ederek halkı muhbirliğe çağırıyor.

Biz de İhbar ediyoruz; pahalılığın sorumlusu, maliyetleri gerekçe göstererek elektriğe, doğalgaza zam yapan asıl spekülatörlerdir.

McKinsey vakası:

Kamu kaynakları halkın malıdır. Bu kaynakların halkın çıkarları için kullanılıp kullanılmayacağını denetleyen mahkeme de SAYIŞTAY dır. Bağımsız mahkeme sayıştay halkın oylarıyla seçilen TBMM adına hareket eder ve denetler. En son Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle sosyal güvenlik kurumu sayıştay denetiminden çıkarıldı. Kurumun  açıklamakla zorunlu olduğu verileri açıklama zorunluluğu da kaldırıldı. Şimdi diyorlarki, “yabancı sermaye bize güvenmiyor, “McKinsey gel bizi denetle”. IMF ile aynı zihniyeti paylaşan, 60 tan fazla ülkede ofisi bulunan, küresel sermayenin en karanlık şirketi, darbelere karışmış, ülkeleri ayrıştırmış, siyasi iktidarları belirlemiş McKinsey’in aklıyla devam edilirse,ekonomik kriz giderek yükselecek giderek yoksullaşacağız.

IMF nin Nisan 2018 Türkiye Raporu’nda “kıdem tazminatı yükünü hafifletin, emek piyasalarını esnekleştirin, kamunun maaş ödemelerinin enflasyona endekslenmesini kaldırın” tavsiyeleri sıralanmıştır.

Burdan da anlaşılacağı üzere, önümüzdeki süreçte bizleri daha çetin bir mücadelelerin beklediğini söylemek için kahin olmaya gerek yok.

Özelleştirilen kurumlar derhal kamulaştırılsın:

Memleket insanının vergileriyle kamunun kaynaklarıyla kurulmuş bir kurumun organize bir şekilde soyulması ve posası çıkarılıp bir kenara atılması değilse vatana ihanet, başka ne olabilir?

Ortada Türkiye ve hatta dünya tarihinin en büyük soygunlarından biri, Türkiye’nin solcularının, yurtseverlerinin yıllardır savunduğu “Özelleştirme soygundur, kamu kaynaklarının yağmalanmasıdır” tezinin muazzam bir örneği olan Türk Telekom’un Hariri ailesine satışıdır.

Türk Telekom soygunu; özelleştirmenin ne olduğunun, ne işe yaradığının ve neden kamuculuğu savunmamız gerektiğinin en somut örneklerinden biri olup, haklılığımızın nişanesidir.

İstanbul’un 3’üncü Havalimanı ihalesinde yapılan yolsuzlukta tarihe geçecek niteliktedir.Yapılan yolsuzluğun TL karşılığı yaklaşık 32 milyar olduğu iddia edilirken bu tutarın Türkiye kamu bütçesinin yaklaşık yüzde 5’i kadar olduğu söylenmektedir. Bu tutar Türk Telekom özelleştirme ihalesi sonrasında tespit edilen en yüksek tutarlı yolsuzluktur.

İşte o havalimanında çalışan binlerce işçi, “Köle değiliz” diyerek bir direniş başlattı. Öyle çok da şey istemiyorlardı aslında; kölelik şartlarında değil, asgari insanca çalışma koşullarında çalışmaktı tüm istedikleri. Servis sorunu çözülsün, yatakhaneler ve banyo düzenli temizlensin, tahtakurusu sorunu çözülsün, yataklar değişsin, maaşların tamamı hesaba yatırılsın, elden verilmesin, 6 aydır maaş alamayan arkadaşların maaşları ödensin, iş kıyafetleri verilsin, iş cinayetleri çözülsün… Talepleri bunlardı.

İşletici firma şantiyeye polisi, jandarmayı çağırdı. Geldiler. İşçileri biber gazıyla dağıtmaya çalıştılar, olmadı. Gecenin bir yarısı kaldıkları yerleri bastılar, kapıları kırdılar, 400’e yakın işçiyi gözaltına aldılar, firmanın servis araçlarına doldurup götürdüler.İşçilerden 24 ü tutuklandı.

Ancak görünen bir şey daha vardı ki, tam da iktidarı sembolize eden bir projenin ortasından bir direniş başlamış, uyuyan dev, yani “işçi sınıfı” hafifçe silkinmiş, o ufacık silkinme dahi düzenin sahiplerinde muazzam bir korku yaratmıştır.

Krizin faturasını krizi çıkaranlar ödesin.

Sendikal örgütlenmenin engellendiği, onbinlerce kamu emekçisinin ihraç edildiği, grevlerin yasaklandığı, kamu emekçilerinin yandaş konfederasyonla birlikte yoksulluğa ve yoksunluğa mahkum edildiği, hak aramanın bastırıldığı bir ortamda elde edilen yüksek kar oranlarını paylaşmayanlar bugün zararlarını ve borçlarını halkın sırtına yıkmaktadır. “Nimete” kimseyi ortak etmeyen yüzde 1’lik bir kesim, külfeti nüfusun yüzde 99’unun üzerine yıkmaya çalışmaktadır. Bize dayatılan yoksullaşmaya, işsizliğe, çocuklarımızın sağlıksız büyümesine, giderek kötüleşen çalışma ve yaşam koşullarına karşı mücadele kararlılığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

Bizler örgütlü olduğumuz her yerde “krizin bedelini ödemeyeceğiz, krizde yüzde 1 değil, yüzde 99 korunsun” talebiyle düzenleyeceğimiz etkinlik ve eylemlerimizi her alanda büyüterek devam ettireceğiz.

Bu fikir ve eylem etrafında buluşabilecek herkesi, emeğin haklarını savunmak için omuz omuza mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

Yaşasın örgütlü mücadelemiz.