#MeToo’dan kadın grevine: Feminist politika – Liz Mason Deese

#MeToo’dan kadın grevine: Feminist politika – Liz Mason Deese

283
PAYLAŞ
Ataerkil tahakkümün en sinsi işlevi, bize suistimal deneyimlerimiz için kendimizi suçlamayı öğretmesi ve yaşadıklarımız hakkında konuşmamamıza neden olmasıdır. Toplumsal cinsiyet şiddetinin bu bireyselleştirici ve tecrit edici muamelesi, onun devam etmesini sağlayan şeydir ve kapitalist ilişkilerin yeniden üretilmesinin de önemli bir unsurudur

ABD’de #MeToo’nun patlak vermesinden bir yıl önce, Arjantin’deki kadınlar, ortalama her 30 saatte bir kadının öldürülmesine neden olan kadına yönelik şiddete karşı mücadele ediyorlardı. Ancak Arjantin’deki kadınlar olayların kurbanı olmayı reddedip muhatabı haline geldiler. 19 Ekim 2016 günü öğle saatlerinde, ülke çapında binlerce kadın greve çıktı, ev işlerini yapmadı, çocuklarına bakmadı ya da yemek hazırlamadı. Grev, Arjantinli kadınların ülkedeki giderek artan sayıda kadın cinayetine ve özellikle de genç bir kadın olan Lucía Pérez’in acımasız cinayetine verdikleri çok güçlü bir yanıttı. Yaptıkları grev çağrısıyla, kadınların yaşadıkları birçok baskıyı, şiddeti ve kadınların sömürülmesine dayanarak işleyen ekonomik sistemin tümünü protesto ettiler:

“Esaretin bir halinden diğerine. Sömürünün bir türünden diğerine, hatta daha zalim olanlarına. Otuz yaşın altındaki kadınlar arasında işsizlik % 22. Hayatlarımız güvencesiz. Kadınlar partnerleri tarafından ya da bir iş için öldürüldü. Ya ebeveynleri tarafından istismar edildi ya da polis tarafından dövüldü. Biz bir av mevsimini yaşıyoruz. Ve neoliberalizm gücünü bizim bedenlerimiz üzerinden test ediyor. Her şehirde ve dünyanın her köşesinde. Biz güvende değiliz.”
Buenos Aires’teki yarım milyon kadın, 19 Ekim’de, yağmura ve soğuğa aldırmadan, öfkelerini ve kararlılıklarını dile getirmek ve aynı zamanda da süreç içinde kadınların kolektif gücünü inşa eden bir alan açmak için sokaklara çıktılar.

Katılımcılar, erkek partnerlerine ve yoldaşlarına “Bugün sizin için burada değiliz” demenin önemini vurguladılar.

Doğrusunu söylemek gerekirse bunu kendilerine misyon olarak belirlediler ve o gün estamos para nosotras (biz, bizim için) sloganıyla sadece birbirleriyle olmak için gerekli olanı yaptılar. Eylem, kadınların günlük olarak yürüttükleri sayısız emek biçimini ortaya çıkardı; reddedişleri, kadınların karşılıklı-karşılıksız, resmi-gayri resmi, ev içinde- dışında, okulda-iş yerinde ortaya koydukları emeğin bir haritası olarak işlev gördü. Farklı kadınların bir araya gelmesi, onların gündelik yaşam pratikleri içinde farklılıklarını ve benzerliklerine fark etmelerine ve maruz kaldıkları şiddeti tanımlayabilmelerine olanak sağladı. Kadınların grevi ve ilgili örgütlenme girişimleri, kadınların yeni ilişkiler kurmaya başlayabilecekleri, toplumsal cinsiyet şiddetini bu denli yaygınlaştıran eşitsizliklere ve hiyerarşilere meydan okuyabilecekleri ve toplumun ve işlerin yapılandırılmasının yeni yollarını hayal etmeye başladıkları bir alan haline geldi.

Arjantin’de gerçekleşen ilk kadın grevi esnasında, ABD’de gerçekleşebilecek bir kadın grevi fikri, kadınların greve gitme konusundaki ezici nedenlerine rağmen, uzak bir rüya gibi görünüyordu. Ama sadece birkaç ay sonra, açıkça kadın düşmanı olan yeni başkana karşı milyonlar ABD’de de sokaklara döküldü. Büyük Kadın Yürüyüşü, birkaç liberal eğilime rağmen, – kurumsal bir siyaset anlayışına sahip olması, dar bir konuya odaklanması, “kadın” ın dar bir tanımını yapması ve uzun vadeli ve yapısal faktörlere değil, Trump’a odaklanması gibi eğilimler sayılabilir – her şeyden önce, içinde yaşadığımız sözde feminist dünya ile ilgili varsayımları sorgulamaya başlattığı için ve neoliberalizm karşıtı gündem için önemli bir deneyimdi. Birçok kadın için bu eylemlilik, yalnızca ataerkil iktidar yapılarına ve gündelik tacizden kaynaklanan sorunlarına karşı değil, aynı zamanda neoliberal kapitalizmin yarattığı sorunlara karşı, gerçekleştirdikleri ilk kitlesel toplu eylem deneyimiydi.

Ardından #MeToo’nun giderek popülerleşmesi, büyüyen kadın örgütlülüğünü besledi ve toplumsal cinsiyete dayalı baskının ölçeğiyle ilgili farkındalığı arttırdı. Sadece her endüstride ve her alanda kadınların erkeklerin tacizine ve saldırısına uğradığını gösterdiği için değil, aynı zamanda kadınların toplu bir şekilde seslerini çıkarabilecekleri bir alan olanağı sunduğu için, kamuoyunda tartışmaya müdahale etme olanağı sağladığı için ve ayrıca kadınlar arasında yeni öznellikler yaratmayı sağladığı için önemlidir.

Ancak, bu harekete katılan kadınların birçoğu sadece bazı endüstrilere ve bazı konulara odaklanıldığı için kendini dışlanmış ya da görmezden gelinmiş hissetti. #MeToo hareketi, ünlü kadınlar tarafından yapılan bireysel ifşalarla sınırlı olduğunda veya enerjisi yalnızca kurumsal eylem ve değişime odaklanma ile sınırlı olduğu zaman zayıf kalır. Bu yüzden, bu yazıda #MeToo hareketinin Latin Amerika’daki yeni feminizm dalgalarının deneyimlerinden neler öğrenebileceğini inceleyeceğim. Bunu yaparak, şiddet biçimleri arasındaki bağlantılara yeni kavrayışlar geliştirerek ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel dayanaklarıyla mücadele eden yeni bir politika biçimi yaratabiliriz.

Latin Amerika’daki popüler feminizmler
Latin Amerika’daki kadınlar, yıllardır toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddete karşı savaşmak için topluca örgütleniyorlar. 2014’te, Ni Una Menos (NUM), Arjantin’deki artan kadın cinayeti oranına ve kurumsal tepki eksikliğine yanıt olarak ortaya çıktı. Hem gazeteciler, yazarlar, sanatçılar ve akademisyenlerden oluşan örgütlü bir kolektif hem de farklı sınıf geçmişlerinden gelen kadınlardan oluşan daha büyük bir hareket olan NUM, iki kadın grevi de dâhil olmak üzere büyük çaplı organizasyonlar gerçekleştirdi. 2015’teki ilk ulusal eylem – Daiana García’nın acımasız cinayetine tepki olarak ortaya çıktı. Ertesi yıl, Ni Una Menos, daha büyük açık meclisler düzenlemeye başladı ve ardından 3 Haziran’da büyük bir yürüyüşe ve 19 Ekim’de de kadın grevine çağırdı. Bu ivme, 2017 yılının 8 Mart’ında yapılan kadın grevine taşındı ve 2018’de başka bir grev planladı. Yine de, Ni Una Menos’un gücü sadece bu büyük kamusal olaylardan değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kadın çalışmaları hakkındaki tartışmayı nasıl yeniden gündeme getirdiğiyle ve çeşitli ölçeklerde toplumsal cinsiyet ilişkilerini nasıl tartışmaya açtığıyla da ilgilidir.

Kaynak: Birgün