Memurlar. Net, Latte ve Sendikal Mücadele! – Erbil Karakoç

Memurlar. Net, Latte ve Sendikal Mücadele! – Erbil Karakoç

709
PAYLAŞ

Memurlar Net diye  bir site var ve milyonlarca kamu emekçisi bu siteyi takip etmektedir. Bunun bir çok sebebi var lakin konumuz o değil. Dönem dönem bu sitede sendikalarla ilgili yazılar ve haberlerde yayınlanmakta. (ilgi dediysek ilişik anlamında, gerçek bir ilgiden çok uzak tabi ki) Bugün itibariyle de (11 Ekim 2018) M. Murat Gün imzasıyla, “sendika seçimlerinde ölü taklidi yapmak” başlığıyla bir yazı kaleme alınmış ve giriş olarak “Sendika lazım, buna hiç şüphe yok. Demokrasinin şubelerinden bir şubedir sendika, yeri bellidir. Yeri, hak arayışının en yalın, en gösterişsiz, en anti bürokratik yeri olup, o da, ter hakkının, kul hakkının taltif ve temsil edildiği yerdir. Ancak yaşanan o ki, herkesim kendi demokrasisinde sendikaya farklı bir konum biçmektedir.”  Diye noktalanmış,   (://www.memurlar.net/haber/   yazı bu linkte yayımlanmaktadır.

Sendikal hareket ile ilgili onca makale okumuşluğum vardır (yetmez ama evet şeklinden uzak) fakat sendikal konumla ilgili bir satır okuduğumu hatırlamıyorum. Örneğin sendikal hareketlerle ilgili okuduğum makalelerden bir etiket dizini çıkarsam şunlar olmazsa olmazlarıdır. Emek, toplu sözleşme, Grev, örgütlenme hakkı ve benzeridir. Yine de sitede ki yazının hakkını verelim” demokrasi ve hak arayışı” kelimeleri önemli fakat bunun nasıl olması gerektiği ya da sınırları üzerine bir tek kelime olmayınca orada bir duruyor insan. Tarihi başa sarası geliyor insanın. Enteresan bir cümle daha geçmekte yazıda.   Ya da sendika, üyeler için mi vardır? Yoksa üyeler sendika için mi vardır?”  Düşünüyorum o halde varım ya da tavuk yumurta klişesi  bu cümleden ne anlamamız gerekiyor diye çok uzun çıkarımlara gerek duymadan söyleyeyim. Biri birileri için var olmak zorunda değil, söz konusu emek ve alın teri olunca orada insan emeğinin  gereği  için birlik olabilmelidir.  Memurlar.Net sitesindeki yazıyı okumaya devam ettikçe “kafamda bir sendika imajını canlandıra biliyorum” hani nasıl desem yazıda da geçen renklerden bağımsız olan sarının en açık hali sendikalardan olduğu belli, bir sendika tipolojisi. Amerikan vari bir sendika. Yazı çok ürkekçe olduğundan  sendikaların nasıl olması gerektiği algıda bu kadarını çıkarabildim. Devam edelim yazıda şöylesi bir cümleyle sendikalara atıf yapılmakta; Tümden gelim şeklinde gerçekleşen sendika seçimlerinde, yer yer işin koyu mavi rengini pembeleştiren şenlik manzaralarıyla karşılaşılsa da, işin, asıl ağır kurşuni rengini askıdan hiç indirmeyen tarafı olarak her zaman kullanılan slogan; “hak, hukuk, adalet”, “vatan millet, Sakarya” gibi slogandır.  Cümlenin neresinden tutayım diye düşündüm. Cümlenin şurasından tuttum. Sınıf mücadelelerinin kritik alanı ülke ülke farklılık gösterse de  kapitalist sistem ve ulusal kurtuluş mücadeleleri içerisin de sendikal mücadele kendi alanını belirler ve bunun için hak, hukuk, adalet askıdan inmeyecektir ta ki toplum içinde değer gördüğü yeri alana kadar. Vatan, Millet, Sakarya dan ise ne anlatıldığı malum. Yazının sonlarına doğru ise ölü taklidi yapan üyelerden bahsediliyor ama üyenin ölü taklidi yapmadan önce kaygısı küçük bir yol öyküsü gibi anlatıldıktan sonra  ölü taklidi yapan üye haklı babımda bitiriliyor. İşçi, kamu çalışanı, emekçi terimleri yerine “üye” olarak adlandırmak elbette önemli çünkü işverenler açısından  şöyle bir gerçek var; Katalitik mekanizma virüsleri bünye dışına atar. Yani, muhteşem kuruluşlar şöyle bir şeyin farkına vardılar: “En önemli varlığınız insanlardır” biçimindeki eski deyiş yanlıştır; en önemli varlığınız “doğru” insanlardır. Doğru insanlar, kontrol ve teşvik sistemleri ne olursa olsun, kendilerinden beklenen davranışları, karakter ve davranışlarının doğal bir uzantısı olarak kendiliğinden gösteren kimselerdir. Burada kendilerinden beklenen davranış iş verenini üzmeden yapacağı davranıştır! Alkışlar, gülücükler bol övgülü tebriklerle sahne kapanıyor.(Yazı bitiyor)

Kahve içmem sağlığıma iyi gelmiyor. Latte denilen çeşidini duymuşluğum vardır. Espresso denilen kahveyle sütün bir araya  gelmesinden oluşan İtalyan usulü bir içecekmiş. Valla bak Google’de yazıyor. İşte hal böyle böyle. Emekçiler sabah kalkıp güne Latteyle başlamıyor üstüne üstlük verilecek tavsiyelere karnı tok. Aç olunan onca şey var ki emin olun bunlardan biri asla ve asla kendilerine verilecek tavsiyeler değil.   Sendikal mücadele mi? O hayatın her alanın da var. Henüz bitirilmemiş bir tarih olarak yoksulluğun ve sömürünün devam ettiği yeryüzünde hep olacak. Ve biz kendi tarihimizi yazmadığımız müddetçe kralların tarihi yazılacak. Tıpkı Mısır piramitlerini yapan kölelerin tarihinin yazılmadığı, Firavunların tarihi anlatılıp kölelerin tarihi unutturulduğu  gibi.